VE İSTANBUMÜFTÜLÜĞÜ’NDENDR HANIM GEÇTİ.
0
Yorum
1354

kez okundu..

 

VE İSTANBUMÜFTÜLÜĞÜ’NDENDR HANIM (ZAHİDE TOP) GEÇTİ.
( meşakkatin adı yoktu sanki onda…)
Uzun zamandır sitede yazamıyorum. Diğer yazılarım siteyi ihmal etmeme neden oldu. Ama bu günü yazmam gerekiyor. Çünkü bir çok açıdan çok özel ve anlamlı bir gün. İstanbul Müftülüğü’nde benden yirmi gün sonra göreve başlayan daire tabibimiz Dr. Zahide Top yaş haddinden emekli oldu. Dolayısıyla bugünden geriye hatırlana bir çok fotoğraf zihne aktı dile geldi. Şadiye de dinleyicim oldu. Gerçi daha çok bana dair ve hep hüzünlendiğim fotoğraflardı. Güne dair hüzün buna neden olmuş olabilir mi… bilmiyorum
Yıl 1999 Eylül sonları henüz yirmi günlük ful-time çalışan ilk bayan personel olarak kurumiçi çalışma biçimini öğrenme ve alışma sürecinde iken dr Hanım’ın tayin olmasıyla ortamım ciddi anlamda aydınlandı. Sadece erkeklerin olduğu bir binada çalışma biçimim, binaya girmek ve çıkmak şeklinde oluyordu çünkü. Dr hanımla bir eylem biçimi daha güne dahil oldu ve birlikte sohbetler başladı. Bunun da kurumiçi çalışma hayatında çok önemli bir imkan olduğunu düşünüyorum.
Dr hanım Kerkük Türklerinden ailesinden herkes orada. Kendisi tıp fakültesinde okumak için gelmiş. Tam fakülte bitmiş ülkesine dönecekken Irak İran savaşı başlamış. Dr hanım da Türkiye’de kalmış. Bir anlamda zorunlu göç maduru. Yıllarca ailesiyle görüşememiş on küsür sene demişti galiba. Sonrada evlenip TC uyruğuna geçmiş. Çoluk çocuk derken vatanı ikameti İstanbul olmuş. Müftülük ikinci çalışma yeriydi. Kızılay’dan emekli olduktan sonra bize geldi ve bir on dört sene de burada çalıştı. Anlaşıldığı kadarıyla çok çalışkan bir insan. Yapmadığı iş yok. Akşam nöbet gündüz kurumiçi çalışma derken uykusuzluğa alışmış. Çok az uyurdu. Bu da bünyesini gittikçe zayıflattı. Müftülüğe geldiğinde hem en hem boy olarak benden büyüktü şimdi boy kısaldı beden zayıfladı. Yıllar Dr Hanımda hükmünü icra etti: üç çocuk büyüyecek, iş tutacak kolay değil.
Dr hanım insanı çok severdi. Daha öğrenciliğinde kız yurtlarında nöbet tutmaya başlamış. O günlerin bir çok hatıraları belleğinde hala mevcut ara ara konuşur, anlatırdı. Bazen çok yorulur, üzülürdü; ‘ çocuklarını şımarttığını bu kadar müsamahakar olmaması gerektiğini söylediğimde: Ben öyle aile çocukları gördüm ki birkaç kuruşa hayatlarını mahvettiler ne yapalım Allah sağlık verdiği sürece çalışır, çocuklarıma harcarım, daha sonrada onlar çalışır’ derdi. Dediği gibi de oldu. Çocukları da artık iş tuttu. Bu kadar çalışmaya rağmen henüz bir evleri yok ama bakalım o da olur inşallah. Artık çocuklarda hayatı öğreniyor ve para kazanmanın zorluğunu yaşıyorlar. Ve Allaha şükür çok terbiyeli, akıllı, iman ve ibadet sahibi çocuklar.
Dr hanımın maneviyatı, sünnete bağlılığı da çok sağlamdı. Kurumda en çok nafile oruç tutan, namaz kılan oydu. Halen Pazartesi ve Perşembe oruçlarını yaz kış devam ettiriyor. İlk yıllarda sağlık sorunları yoktu. Yıllarca üç ayları tutmuş müftülükte de tutuyordu. Hatta bıraktırmak için epey uğraştık ama o vazgeçmedi, sağlığının elverdiği güne kadar devam etti: meşakkatin adı yoktu sanki onda. ‘Elimden geliyor gücüm yetiyor o zaman yapmalıyım’ derdi. Dr hanımla Süleymaniye de çok Cuma kıldık. Bunlar da ‘kadın Cuma günlükleri’ olarak toparlanmayı bekliyor.
Diğer bir hizmeti de bütün çalışanlara yardım ederdi, makam mevki ayırmadan. Bunun zaten olması gereken olduğunu biliyorum tabi de, örneği o kadar az ki kaydetmek gereği duydum ne yazıkki! Hastaneye gidecek personelin numarasını almadan, hastanedeki durumuna kadar kontrol ederdi. Hasta yatan yakınları varsa onlar da dahil ilgilenirdi. Kurum çalışanlarının medeniyetle ilişki ciddi anlamda mesafeli olduğu için bu duruşu hiç anlaşılmadı. Yine ben dayanamayıp ‘neden bu kadarına izin veriyorsun biraz hatırlat’ dediğim de; herkes kendi bildiği gördüğünü yapar bu saatten sonra bunlarla uğraşmam, Allah biliyor, görüyor’ derdi.
Dr hanım peygamber aşığı idi. Kızılay’da çalıştığı dönemde ve kurumda da hac organizasyonuyla Hacca gitti. Çok disiplinli çalıştığı ve dil bildiği için tercih edilen ve fakat mümkün olduğu kadar görülmeyen bir elemandı. Sunduğu raporlar, hasta takibi çok methedildi, bir çok başarı belgesi aldı. Onunla çalışan başhekimler yine onu istediler. Bazen konuda epey üzüntü yaşadı. Bu üzüntü tarif edilir gibi değil neredeyse kalpten gidecek sandık ama ona da alıştı. Hac da en ağır hastaların, Arap hastanelerinde komada yatan hastaların sorumluluğunu takibini aldı. Başarıyla görevini yaptı. Hatta hasta olup iyileşen ve yurda dönen hastalarından hala arayanlar, birlikte çalıştığı doktor ve hemşirelerden de bir çok muhibbi vardır. Bir çok kişiyi tanıtırken şu yıllarda Mekke’de veya Medine’deydik diye başlardı cümleye. Hafızası çok kuvvetlidir. Dr Hanımın bu anlatımları bende ‘hac anılarını’ toplamak diye bir fikir geliştirdi. Giden vaizlerden hac anısı toplamaya başladım. Çok ilginçleri de yok değil. Onlar da toplanmayı bekliyor. İşin bir diğer yanı da benim röportaj kitabım Dr. Ayşe Hümeyra Ökten’in de önemli bir kısmı hac anılarıyla dolu, şimdi hatırladım. Hay Allah ne kadar ilginç; yıllarca hac anıları topla ve Ayşe Hümeyra hanımla başla. Bu resimler üst üste geldiğinde kişinin kendi hayatına dair ilginç detaylar çıkıyor.
Daha sonra kurumda çalışan hanımlar çoğaldı. Kadriye Erdemli müftü yardımcısı olarak atandı. Bir başka DHU hanım atandı. Arşiv bölümünde bir çok hanım çalışmaya başladı. Kurumiçi bayan personel sayısı gittikçe arttı. Anlaştıklarımız anlaşamadıklarımız oldu. Ve fakat dr. Hanımın her zaman baş köşedeki yerini muhafaza etti. Kırıcı olmayan, kırmak yerine kırılmayı seçen ve bunu da çok da önemsemeyen çok nadir zamanlarda ufak ufak itiraflarla yakalanan yakınmalar ve hemen toparlanma durumu. Bu kadarı kadı kızında bile olur değil mi?, insanız. İnsanı yakalamak, tanık olmak da güzel.
Gel zaman git zaman kurum mekânsal olarak birimlerini taşıyamaz oldu. Ve Eminönü Müftülüğü’nün Fatih’e kalbolmasıyla bizimle beraber bir kaç birim daha Nuriosmaniye’ye gönderildi. İlk mesafe mekan ayrılığıyla başladı. İletişim telefona devredildi. Bazı akşamlarda beraber oluyor görüşüyorduk ama artık kurum içi ufak soluklanmalar bitmişti. Ancak ihtiyaç halinde ve çok sık olmayan görüşmeler dönemi başladı. Bu hem iletişimi hem de karşılıklı soluklanmayı engelliyordu: çünkü her iki tarafında çok işi vardı, buluşulan zamanlar ihtiyaç odaklıydı. Ama hayat her zaman aynı resimle devam etmiyor işte. Olana şükür, gelene sabır makamında devam ettik, bu günlere geldik.
Ve son güne geldik. 28. Haziran 2013 itibarıyla Dr. Hanım’ın kurumiçi çalışma hayatı sona erdi. O çalışmayı bıraktı mı hayır. Bu günlerde lazım olur diye bir çok sertifika aldı. Üç koldan çalışma hayatına devam edebileceğini söyledi. İnşallah Allah yar ve yardımcısı olsun. Müftü yardımcımız Kadriye Erdemli’de emekli oldu. O daha erken kuruma veda etti. Onu da yazacağım ama şimdi değil. Bu kadarı bile çok ağırdı. Sonuç olarak ful-time çalışan ilk bayan personellerden ikisi kuruma veda etti. Bu demektir ki süreç işleyecek, hayat benzer akışlarla devam edecek… hayırlısı…
Nevin Meriç 29.6.2013
29.6.2013 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.