TÜRKİYE 1643 GOŞA'NIN GÖZLERİ- OKTAY ÖZEL
0
Yorum
2424

kez okundu..

TÜRKİYE 1643 GOŞA'NIN GÖZLERİ-

OKTAY ÖZEL İLETİŞİM 2013

 

           Bu kitap, Oktay Özel'in doktora yapma süreci, bir diğer ifadeyle konusuyla ilgili bakması gereken alanlar ve bu yıllarda yaşadığı ülke olan İngiltere ve Türkiye’nin siyasal ve sosyal gündemiyle birlikte ele aldığı çalışmasıdır diyebiliriz. Kendi tabiriyle akademik doktoranın kabul etmediği diğer yaşanmışlıkları şiirsel denebilecek kadar akıcı bir dil ve dipten gelen mizahıyla birlikte ortaya koyan kitabıdır da. Dolayısıyla alanı olmayan kişilerin de çok rahat okuyabilir. Günün akışı da ele aldığından bir anlamda günce olarak da değerlendirilebiliriz. Bu arada okurken ne kadar keyf aldığım ifadelerimden de anlaşılmaktadır.

           Burada Oktay Özel'in de sorduğu 'neden böyle bir kitap yazdım’ veya yazma ihtiyacı hissettim? ' sorusu önemli bir mihenktir. Bunun bir çok sebebi olmakla birlikte , bir konuyu araştırmanın bilinen sınırlarının genişliğini ortaya koymak ve bu çabalara ait Yurtdışında geçen 4-5 yıla dair yaşanmışlıklar yanında ülkemizin arşiv anlamında kurumsal işleyişinde bir öğrencinin ( doktora da olsa) ne büyük sıkıntılar yaşadığının açığa çıkmasını istemek ve bir türlü görmeyen kurumsal yapıların aymazlığına dair sıkıntılarını paylaşmak olabilir diye düşünüyorum. Yoksa 1990’larda biten doktoranın hikayesi yazmak için 2008 li yıllarda neden tekrar masa başına oturup dört yıl gibi bir süre uğraş verilsin. Nitekim Özel de yıllardır zihninde biriktirdiği tarihi yaşanmışlıkları azat edip: ‘seninle işim bitti var git şimdi kendi dünyana…!  diyebilmek için yazar. Tabi son yılların gündemi olan hatırat güncesine de bir katkı olarak da düşünülebilir. Daha doğrusu okuduklarımdan ben bunları anladım.

           Türkiye 1643 Özel'in tarih doktorası yapmak için eline geçen Amasya defteri ve hikayesidir. Osmanlının yaptığı son nüfus sayımı da denilebilir ne var ki öncekilere benzememektedir. İşte Özel de bunun nedenini ve sonuçlarını araştırmak için çıkar yola. Yol uzun meşakkatlidir. Üstelik ülke de dünya da yeni yapıların eşiğinde her gün başka haberlerle savrulmaktadır. Ama vakti tayin edemeyen insana düşen zamanın yedeğinde emeğinin son damlasına kadar çalışmak olsa gerek ki Özel’de de bunları görmekteyiz.

           Öncelikle Amasya tarihine ait bir konu olduğunda Amasya ile ilgili her şey okunur. Başlarda tahrirler ile sicilleri birleştiren mevcut diğer bütün kaynakları da devreye sokan bir proje ile devam ettim, 16. yy genel kırsal manzarasını anlamak için çok geniş bir okuma ve araştırmaya giriştim. O kadar ki gündelik hayatımda artık o dili konuşmaya başladığımı farkettim demektedir.

           Amasya'ya ait 1576 tarihli klasik tahrir defteri ile bu garip defterin üretildiği tarih 1643 arası dönemde Anadolu’ya celali isyanları damgasını vurmuştu. Amasya'ya felaketin tam ortasında yer almaktaydı. Doğal olarak bu iki defter karşılaştırıldığında celali isyanlarının neden olduğu tahripkar sonuçların nüfus, yerleşim düzeni ve toplumsal yapı özelinde ortaya çıkacaktı. Bu düşüncelerle yola çıkan Özel tezinin temelden sarsacak bir çok sıkıntılarla karşılaşır. Bir anda heba olacak yılların emeği yanında sona bir adım kala tıkanan tez bütün dengeleri altüst eder, birçok tezde olduğu gibi. Neyse ki çözüme ulaşır da kabus hayra evrilir. Bunun detayları kitapta...

           Amasya tarihini çalışırken coğrafyanın da gerekliliği, iklimoloji bilgileri, nüfus , savaş...  daha nicelerine de göz atmak gerekir.

           Kitabın bilgilendirdiği bir diğer alan da kurumdur. Tarihçi olduğu için arşiv ve bu meyanda ki kurumsal işleyişin biçimi anlatılmakla birlikte, kurumların birbirine benzediği fehvasından bakıldığında sonucun ne kadar benzer olduğu gözlemlenecektir. Nitekim Etnografya alt katındaki mahzende Ankara sicillerini çalışmak üzere bir sonbahar soğuğunda, ayazında biraz tedirgin olarak arşiv yolunu tutan Özel orayı; ‘arşiv müdürü kendisi de doktora tezi hazırlamakta olan Rıfat Bey'in sıcak ilgi ve yardımları bu tedirginliğimizi kısa sürede attık. Rıfat Bey gibi biz de mahzenin soğuğunda sırtımızda kışlık paltolarımız ve ayaklarımızı sarmaladığımız kaşkollerimizle ( ki Rıfat bey kafasına da bir kaşkol sarmaktaydı yıllardır çürümekte olduğu bu garip yerde) bu vartayı atlatmaya çalışıyorduk. Öğle yemeği için aramızda para toplar mahalle köşesindeki büfeden nevale alır üzerine gazete serdiğimiz çalışma salonunun masasında sohbet ederek yerdik. Şimdi anlıyorum ki meslektaş dayanışması, dostluğu ve duygusunu da galiba bu sıralarda tanımaya başladık’ diye anlatmaya devam etmektedir.

           Bununla birlikte her zaman işler bu kadar güzel gitmez. Nitekim Özel çalışması için gerekli olan Sivas defterine de bakmak istediğinde defterin bilim kurulunda olduğu ve kimseye verilemeyeceği bilgisiyle karşılaşır. - bu bölüm kütüphanede hocalara verilen ve işi bittiği halde bir türlü gelmeyen veya çalışanlarınca alınmayan kitaplara ne kadar da benzemekte değil mi? Burada büyük bir şaşkınlık ve dahi kızgınlık yaşayan Özel bunların sonucu etkilemediğini de çabuk kavrar ve doğu usulünü deneyerek araya hatırlı kişilerin girmesiyle bir günlüğüne deftere bakma imkanı elde eder. ‘Ertesi gün arşive gittim hızlıca bütün defteri gözden geçirip okumam notlar aldım. Günün geri kalanında yayınlanmayan kanunname kısmını ışık hızıyla okuyup satır satır defterime kopya ettiğime ben bile inanamıyorum. Ne sohbet ne çay ne yemek. Güçlükler karşısında insanın kapasitesinin bu derece üst düzeylerde çalışması da mümkünmüş demek. Zor bela mesai saatinin son dakikalarına yetiştirebildiğimi hatırlıyorum. Derin bir oh çekerek bir daha göremeyeceğim deftere son kez bakarak arşivden ayrıldım’ Ama hikaye daha bitmemiştir.

           İngiltere’ye dönmeme iki gün kala Ankara'ya ailemi ziyarete gittiğimde arşive de uğradım. Bir de ne göreyim: bir günlüğüne kullanmam için rica minnet, özel şifahi izinle araştırma salonuna indirilen Sivas defteri o büyük çalışma masasının üstünde bıraktığım yerde durmuyor mu? Hani o kadar önemliydi, geri heyete çıkacaktı hemen o gün. O gün anladım ki kimsenin umurunda değildi aslında. Zoraki yasaklamaların gerisinde bir mantık olmadığını bilim kurulu da anlamıştı bunca yıl içinde. Ama hiç biri de cesaret edip, bir kez yasak kapsamına alınan defterlerin işleri bitince araştırmacıya sunulması gerektiğini söyleyemiyor ya da bunu dert bile etmiyordu. Tabi bu arada onlarca tarihçi veya benim gibi adayının çalışması akim kalıyordu. Şaşkınlık ve kızgınlık içinde Hayrettin Bey'e bir göz atıp hayrola? mealinde bir şey sordum. O da gülümseyerek İşte öyle dercesine yanıt verdi. Bütün bu olanların saçmalığına kani olmuş yorgun insanlar olarak birbirimizi fazla zorlamadık....

           Görüldüğü gibi Özel'in tez serencamı aynı zamanda kurum tarihi, ülke ve dünya tarihine de notlar düşmektedir. Bu anlamda da okunması gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki bir indeks yapılmamış. Bu tercihte akademik kabullere muhalefet etkili olabilir ama içinde geçen kaynaklar, isimler, defterler ve makaleleri bir dizin halinde görmek iyi olurdu. Sizi okuyan araştırmacılara yardımcı olmayı neden es geçtiniz Sn Özel diye sorabiliriz tabi. Yayınevinin de kaynaklanmış olabilir… Artık her şey online iken ve biz bu kadar rahata alışmışken tek tek onları yazmak gerçekten sıkıntı ...

Nevin Meriç. 9.3.2014

9.3.2014 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.