TURGUT CANSEVER. BİR ŞEHİR KURMAK YENİ BİR GÜNDEM İNŞA ETMEK.
0
Yorum
1158

kez okundu..

TURGUT CANSEVER. BİR ŞEHİR KURMAK

YENİ BİR GÜNDEM İNŞA ETMEK.

BİSAV 20 ŞUBAT 2016

Bugün çok yoğun. İki ders bir panel var. Allahtan hepsi aynı mekanda. Dolayısıyla akşama kadar bisavdayım. İstanbul’da yaşamanın sıkıntı ve zorluklarına biraz mesafe koyan mekanlardan biri bisav benim için. Bir de isam var. ilk derse yeni dahil olan bir öğrenci İsam’a gidip gelir misiniz diye sordu. Çoooooook ikinci adresim dedim. Sizi oradan hatırladım o zaman dedi. İstanbul büyük de ortak arama ve anlama biçimlerine dair mekanlar aynı olunca bir biçimde yollar kesişiyor işte. Neyse bugün gündem bisav. İki derse gireceğim akabinde de Turgut Cansever’i anma programı çerçevesinde düzenlenen paneli dinleyeceğim. Arka arkaya olması yorucu gibi gözükebilir ama ara verildiğinde insanın vazgeçmesi çok daha kolaylaşıyor. O açıdan iyi bir düzenleme oldu.

Bisav’da sürekli ders ve atölyeler olduğu için bütün sınıflar dolu. Dersten biraz erken çıktık.  Zaten diğer dersin öğrencileri de kapıda söyleşideler… Böylesi daha iyi olmuş. Panelin olacağı Zeyrek Salonuna girdiğimde ortalarda kalmış tek tük koltuktan birine zar zor oturdum. Sonra gelenlerin hepsi ek sandalyelerde kendilerini konuşlandırdılar. Buna rağmen ayakta kalanlar da az değildi. Anlaşılacağı gibi tıklım tıklım bir salonda programı dinlemek durumunda kaldık. Büyük salon neden açılmadı şeklinde bir soru sürekli zihni meşgul etti. İlginin dozajı tahmin edilemiyor olabilir ama Turgut Cansever önemli bir değer. Zaten katılanların bir çoğu yine aynı mekandaki derslerden, bir de dışarıdan gelenler olunca nefes almaya imkan kalmadı … Neyse yine de düzenleyenlere teşekkür ederiz. Hoş yapmasalardı vebalde kalacaklarına vakıf olduklarını görmek de güzeldi.

Turgut Cansever ile benim de yolum yıllar önce bir tv programında kesişmişti. Kanal7 o yıllarda dindar entelektüel birikime de imkan tanıyordu. Bu zaviyeden olarak biz de aynı programdaydık. Programın konusunu, gündemi, yılı hiç birisini hatırlamıyorum ama Cansever hoca zihnime kazındı tabi. Daha sonraları da çok duyduk, yayınlarını okuduk, meslek ve prensip sahibi sorumlu bir mümini tanımak anlamak için… Nezaket ve vukufiyeti o zaman da üst düzeydeydi. Tv programı öncesinde de programda da yatay, bahçeli az katlı evlerden bahsetti. Güzel ve insan tabiatına uygun mimarinin fiziki çevreye müdahale etmeden uygulama imkanından... Tabi o yıllarda da sonraları da hiç anlaşılamadı veya işlerine gelmedi özellikle dindar belediyelerin. Ve İstanbul yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek diye diye bu günlere getirildi. Bugün tokivari konut profilinin baskılanımı çerçevesinde oluşan çok katlı binalarla kuşatıldı etrafımız. Artık dış mekanda da nefes alma, rüzgarı hissetme imkanımız kalmadı. Tabiatı görmek ve birkaç saat geçirmek için şehir dışına çıkılması absürtlüğünü yaşıyoruz hep birlikte… Rant ve dünyaseverlik dindar sermayeye insanı ve insana hizmeti unutturdu. Neyse gelelim panelde neler konuşulduğuna…

Panelistlerin en önemli şansı, Canesever hoca ile uzun yıllar teşriki mesai yapmalarıydı. Bu da hem onu anlama imkanlarını çoğaltmak da hem de şehir-insan ilişkisinde mimarinin nasıllığına dair ufki açılımlarına katkıda bulunmaktaydı sanki… Program, ilandaki düzenlemenin ters yüz edilmesiyle başladı. Yani en son konuşmacı ilk sırada, en baştaki de sona geçti. Bu durumda ortadakiler yerlerini korudu demek lazım… Panel yöneticisi de Halil İbrahim Düzenli idi.

Osmanlı şehir ve mimarisi alanında çalışmaları olan öğretim üyesi Yunus Uğur ilk konuşmacı olarak Cansever hocanın mimari pratiklerinin merkeze konulduğu bir konuşma gerçekleştirirken bunu Osmanlı kent inşasıyla örtüşen yönleriyle de birleştirdi. Bu anlamda Cansever hocanın entelektüel birikim zaviyesinden oturduğu kültürel zemine de ışık tutmuş oldu. Yunus Uğur Cansever hocayı mensup ve mesul bir şahsiyet olarak tanımladı. Bu tanım da bağlı olduğu ve önemsediği kültürel kodlarla ilişkisini çok iyi açığa çıkardı. Ve sadece masa başında proje üreten mimar değil, pratik hayatın, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren aksiyon, eylem adamı kimliğine dikkat çekti. Mensup ve mesul kimliğini Bosnalı alim Eşref Kovaçeviç ile benzeştiren Yunus Uğur, Kovaçeviç 80 yaşlarında Bosna savaşında kent boşaltılmış vaziyetteyken savaşa meydan okuyup gitmiyoruz demiş ve Kur’an istihsahına başlamış ve üç senede bitirmiş ise, Cansever hoca da mimar kimliği ve birikimini insana ve şehire hizmet için hem platformlar düzenlemiş, raporlar yazmış hem de ilgili iradelerle bunu paylaşmıştır dedi. Bu zaviyeden olarak 17 Ağustos 1999 depreminin İstanbul üzerinde oluşturduğu olumsuz, yıkıcı tesirlerinden nasıl kurtulabiliriz sorusunun peşine düşüp pilot Bir Şehir Kurmak projesinin gelişim seyrini, sürecini anlattı Uğur. Bu anlamda İstanbul’da yaşayanlar olarak şehre dair sorumluluğumuz ne olabilir sorusunu her daim sormamız ve yerine getirmemiz gerektiği de dinleyicilerin zihninde yer etti diye düşünüyorum.

Nitekim 999 depremi sonrasında oluşturulan gruplarla ileriye yönelik olarak ne yapabiliriz çerçevesinde oluşturulan periyodik toplantılar ve sonuçlarına dair raporlar aynı zamanda bir nevi Yeni Bir Şehir Kurma sürecini de başlatmaktaydı. İstanbul üzerine yapılan araştırmalarda en riskli bölge Zeytinburnu çıkınca, ilçenin İstanbul yakınlarında daha sağlam bir havzaya taşınması anlamında Başakşehir’in imara ve yeni düzenlemeye açılma süreci başlar. Başakşehir’in kurulma niyetinde ki masumiyet ve hakikati öğrenmek insanın dudaklarını uçuracak cinstendi. Her şeyi alt üst etmedeki başarımızı burada da göstermiş vatandaşı sağlamlaştırma adı altında tabutluklarında tutup Başakşehir’i dindar sermayenin gösteri alanına dönüştürmüştük. Şimdi de Arap sermayesinin baskılanımı altında… İnsan mekan ilişkisine sermaye de eklenmeli. Tabi bütün güzellikleri yok etmeyen, hakka, hakikate, güzele teşni sermaye demek lazım…

Depremin hemen akabinde Cansever hoca, mesul ve sorumlu kimliğinin gelen saikle, İstanbul’da farklı çevrelerden, sorumluluk sahibi kişilerle periyodik toplantılar yapar. Uğur bunu slaytlarla gösterdi ama çok küçük olduğundan yazamadım… Aralık 999’da başlayan toplantıların 1. Depremi anlamaya çalışmak, boyutu ve sonuçları…vs, 2. Bizim sorumluluğumuz: Felaket bu kadar büyükse biz neler yapabiliriz hukuki, dini, insani sorumluluğumuz… 3. Felaketi önlemek için nasıl süreç izleyebiliriz. Her toplantıda farklı çevrelerden sahanın uzmanı ve gündeme sahip kişilerin bulunmasına dikkat eder. Sonuncusunda da stratejistler dikkati çeker. Ne yapılabilir sorusuna, sağlamlaştırma hem masraflı hem de garantisi yok cevabı verilir. Bunun üzerine yeni bir lokal oturum alanları kurup en riskli bölgelerin oraya taşınması fikri kabul görür. 2001 yılında yazılan pilot bir şehir uygulama raporu 2002 basılır. 2002’den vefatına 2009’a kadar da bir milyonluk şehir kurmada 25 milyonluk yerleşkelerin nasıl yapılacağına dair çalışmalar yapar Cansever hoca, bir nevi ihya ve inşa süreci yani.

Cansever hoca için ihya ve inşada mimari standartların oluşturulması önceliklidir. Bu standartlar da güzel üzerinden yapılmalı, ve güzele herkes kolayca ulaşmalı der. Bu anlamda kentin varoşları bulunmaz. Fakir de zengin de benzer kodlar üzerinden bir yaşama biçimi ve alanı oluştururlar. Bunu sağlayan da eğitimdir. Baş mimarı, kalfaları eğiten bir kurum. Çünkü standartları da mimari ve estetik zevke sahip kişiler oluşturur. Mimarlar, ustalar, kalfalar yapar. Buradan Osmanlı şehirlerinin oluşum düzeneği hakkında bilgi vermeye geçti Uğur. Osmanlı şehirleri nasıl oluşur? sorusunu şehrin ele geçiş biçimi üzerinden başlattı. Dolayısıyla ilk hareket Fetihtir. Fetihten sonra ihya ve inşa süreci başlar. Fethin oluş biçimine göre şehrin düzenlenişi farklılaşır. Çünkü mülkiyet ve dağılımını da bu belirler. Şehir silahla mı sulh ile mi alınmıştır. Şehirdeki gayrimüslimlerin durumu da fethin biçimiyle şekillenir. Sulh ile alınan yerlerde şehir merkezine, kale içine, pek yeni yerleşime dair nüfuslar konulmaz mesela. Silah zoruyla alınmışsa merkez hemen boşaltılır ve yeni sahiplerine bırakılır. Osmanlı şehir kurma sürecinde idari kadroda Kadı ve Subaşı vardır. Kadı hukuku, Subaşı asayişi, güvenliği temin ile görevlidir. Diğer ihtiyaçlar yerinden yönetim, yani vakıflarla sağlanır. Osmanlı şehri çok dinli, çok kültürlü insanların bir arada güven içinde yaşadığı bir alandır. Osmanlı şehirde tevarüs ve süreklilik üzerine bir inşaya girişilir. Kadı ve Subaşı tayininden sonra fethedilen bölgenin, insan, kültür, dini, … kaynaklarının sayımları yapılır ve tahrir defterlerine kaydedilir. Tevarüs ve sonrasında Osmanlılaştırma süreci başlar. Osmanlı şehirlerine bakıldığında bir kademeleştirme düzeni vardır. Popülasyon bir yerde toplanmaz şehre dağıtılır. Bursa üzerinden örneklendirmek istersek: İlk, Kaleiçi, ve Orhangazi yerleşime açılırken, akabinde sürece Hüdavendigar bölgesinin dahil edilir. Böylece merkezin yoğunluğu azaltılır. Kademelendirme Turgut Cansever hocanın da önemsediği bir düzenlemedir. Nitekim hayata geçmese de Zeytinburnu yerleşkesini Başakşehir’e taşıyacak projesinde de, Ankara Ballışehir projesinde de bu açıkca görülür.

Konuşmasını burada bitiren Yunus Uğur’dan sonra panelin başkanı Halil İbrahim Düzenli, Turgut Canseverin Başakşehir proje evlerinin simülasyon görüntüsünü izletti. İki katlı, bahçeli eski köşk tarzı veya yeni ismiyle villa tipi evler dikkatimizi çekti. Aslında projenin simülasyon veya şema üzerinden anlatımı yapılsa daha iyi olacaktı. Mesela bahçe ve komşuluk ilişkisi pek anlaşılamadı. Özellikle son konuşmacı Mehmet Öğün’ün yabancı şehir ve mimari örnekleri üzerinden yaptığı anlatım ve görüntülerden sonra Cansever projesinin bu şekilde bir anlatımına ihtiyaç, daha da açığa çıktı diye düşünmekteyim. Tabi soru imkanı olmadığından bu hakikati yuttuk …neyse sıra ikinci konuşmacı Aynur Can’a geldi.

Yüksek lisansını Turgut Cansever’den yapan Aynur Can, o günden vefatına kadar -yirmi sene- irtibatı devam ettirir. Hocadan etkilenmiş, anlamaya çalışmakta ki bu süreç hala devam etmekte ve anlamlandırmayı da ekleyerek tabi. Artık kendisi de öğretim üyesidir. Aynur Can bir metin hazırlamamış okunan sunumlardan hoşlanmıyor ki ben de aynı kanıdayım. Konu, güzel şehrin esaslarını aramaya dairdi. Turgut Cansever’i Osmanlı şehirlerinin kimliğiyle benzeştiren Can, Hocanın çok renkli kişiliği vardı aynı Osmanlı şehirleri gibi dedi. Bakıyorsunuz ney üflüyor, diğer yandan tuvalinde resim yapıyor. Bu duruşu güzeli-güzel şehrin esaslarının, bir arayışla ilgili olduğu şeklinde tanımlar. Ne var ki bugün Dersaadet’te oturup hala güzel şehrin esasları nedir diye sormanın bir çelişki, paradoks olduğuna dikkat çeken Can, Türkiye’de teorik bir sorun var. Nitekim Turgut Cansever de hem teoride hem pratikte yalnız bir adamdır. Şehre vakıf ve meselenin üzerine gidiyor ama yalnızlığı da kabullenerek… Osmanlı şehirlerinin özgün tavrının olması hocayı bu anlamda beslerken, yalnızlığa rağmen devam etmesi de hakikat adamı kimliğinde gizlidir. Nitekim teknik üniversite bir birikim var ama hoca oralardan da dışlanmış diyen Can, Hocanın şehirde bir ortam içinde yaşama pratiğini önemsediğine dikkat çeker. İnkişaf, tecelliyat kelimelerini kavramsallaştırmak ve anlamak istediğimizde batılı ilmi teorilerden farklı olarak geliştiği görülür diye sözlerine devam eden Can, zaten güzel de güç bir şey, bir histir, bilim gibi açık seçik değildir. Dolayısıyla güzel şehrin tarifi, ölçüleri nedir diye de sorular devam eder. Buradan güzel şehrin esaslarına giriş yapılabilir belki...

Şehir nüfus kümeleri, renkli, işlevsel, simgelerin olduğu bir alandır. Güzelin kavram arkadaşı yücedir. Güzel-estetik yani güzel ile sonsuz bir an… Burada şehirdeki otomosyon hayatı kendi araba park ederkenki haliyle örneklendirir. Sağ, sol, direksiyon, park, vites, kontak ve akabinde hızla bir sonraki eyleme geçecekken açık camdan kendini hatırlatan grup ve hafif esinti bütün hareketleri dondurur ve güzel-an ilişkisi devreye girer, güzel ile sonsuz bir an her şeyi dışarıda bırakır

Cansever’in Arabi’den etkilendiğini aktaran Can, ferdiyetin yüceliğini güzel sevgisine, bununda insanın kendini olgunlaştıracağı bir ortam ile mümkün olacağına işaret eder. Dolayısıyla güzel şehrin esasları biraz da bu ortamın sağlanması halidir.

Güzel şehirde a) nisbet ve denge vardır. Topografik karaktere saygı. İstanbul üzerinden bakarsak Çamlıca, Boğazın… korunması saygılı davranılması. Rab ve turab/insan ilişkisi şehirde de kendini göstermesi gerekir. b) uyum ve ahenk: kuşaklar arasında mimari ve topografya uyumlu olmalı. Nitekim Osmanlı buna dikkat ederdi. Mısır’da memluk mirası korundu mesela. c) Sınırlar ve mahremiyet: iç-dış, ev-sokak, ilişkisine dikkat edilir. Urfa teras evleri Urfalının algısında benim damım senin terasın olamaz şeklindeyse buna dikkat edilir ve mimari yapı değiştirilir. d) Şeffaflık-mahremiyet: yönetimde şeffaflık, murakabe, samimiyet olmalı diyen Can, kuşatan ihata eden, yerel bağlama, kültürel kodlara saygılı olmalıdır der. Mimarinin güzelliği nisbetlerin güzelliğidir diyen Can, nisbet-mimari-adalet arasındaki ilişki, mekan ile adalet arasındaki ilişkidir aynı zamanda dedi. Cansever’in katılımı önemsediğine değinen Can bunu da apartmandan mahalleye doğru bir seyir izleyerek gerçekleştirdiğini söyler. Güzeli talebin, toplum tarafından olması gerektiğini de sözlerine ekleyen Can, günümüzde hep daha fazlasının istendiği için sermayenin buna bigane kalmadığına dikkat çeker. Şehrin güzelliği, entelektüel zümre, sermaye ve toplumsal talep çerçevesinde oluşması gerekir. Mimar Saadettin Ökten ile konuşmalarında hocanın, yapılacak şeyin kolay olduğunu, nisbet, iktifa/azla yetinme ve uslup halledilerek sorunun çözüleceğini söylediğini de ekleyerek sözlerini tamamlar.

Başkan Halil İbrahim Düzenli ABD’de %88 bahçeli, müstakil evlerde oturmakta ve hala bu durum devam etmektedir der. Cansever hocanın da proje şehrine başlamadan önce halkın ev talebini öğrenmek amacıyla yaptırdığı anketlerde İstanbul ahalisinin bahçeli evlerde oturmak istediği açığa çıkar ve Cansever bunu gerçekleştirdiğine dikkat çeker.  İngiltere’de de II. Dünya savaşından sonra bahçeli evlere geçiş yapılır. Türkiye’de ise 1960’larda halkın %40 bahçeli bir veya iki,üç katlı evlerde otururken bu oran 2005’de %50’nin yedi ve üzeri katlarda oturumu şeklinde değiştiğine dikkat çekti.

 Mimar Mehmet Öğün programın son konuşmacısı idi. Turgut Cansever ile uzun yıllara/otuz tekabül eden yakın çalışma arkadaşlığı ve dostluğu bulunur. Turgut Cansever’in projesinde mimar olarak bulunan ve yazımlarını da yapan Öğün, Bursa ulu cami civarını gösteren bir fotoğrafla sunumuna başlar. Cansever hocanın çocukluğu Bursa’da geçtiği için oraya cennet dediğini hatırlatır. Fotoğrafta da görüldüğü gibi bir şehrin merkezinden çeperine kadar hiçbir kalite, standart farklı yoktur. Dolayısıyla fakirler için ayrı çöküntü evler yapılmaz. Osmanlı şehrinin bozulma alametlerini modernleşme sürecinde Batı karşısında öykünmeci tavırlarla başlatan Öğün, 28 Mehmet Çelebi’nin Paris sokak ve evleri, bahçeleri hakkında abartılı övgüye işaret eder.

Cansever hocanın yeni bir şehir kurma çabasında çok azimli ve heyecanlı olduğuna değinen Öğün, çok çalıştığını ve o dönem başbakan olan Sn Recep Tayyib Erdoğan ile görüştüğünü ve kendisini desteklediği için de çok memnun kaldığını söyler. Tabi süreç bürokrasi ve rant sermayesi yüzünden akim kalır… Bursa’nın merkezine dikilen Toki mimari dikenleriyle yok olan şehir slüetini görünce ufki şehir fikrinin geliştirildiğine değinir. Bir çok slaytla konuşmasına devam eden Öğün dikdörtgen bir otopark görüntüsünü anlatır. Bin otoluk parkı dik kaldırdığınızda on onbeş katlı apartman, yan yana dizdiğinizde birbirine bitişik iki katlı evler olduğunu gösterir. Bitişik nizam olduğu için komşuluk ilişkisinin sınırlı, mekanın görsel açılımı da eksiktir. Bunu otoparktaki istif usülün mimari ve kente uyarlanmış hali olduğu açığa çıkar. Ortaya konan kocaman yeşil alanların da şehre ait dokunun tahribi yanında yeşile ulaşmaya konan mesafe olarak da tanımlayan Öğün yeşil, güzel, bahçe her an el altında ve ek bir eyleme gerek olmadan ulaşılabilir olmalıdır der.

Bursa’yı güzelliğini, Osmanlı şehrinde geometri dayatmacılığının yapılmamasına bağlayan Öğün, günümüzde geometri dayatmacılığının, zihniyetin aracı haline getirilmesine dikkat çeker. Milano da çok katlı bir mimari örneğini de sunuma koyan Öğün, çok katlı mimarinin balkonlarına konan koca koca çamlarla ne kadar güdük bir yoksunluğu bağırdığını da gösterir. Hane önemli ve geometri cenderileştirilmemeli diye konuşmasına devam eden Öğün, Japonya’dan bir örnekle sunumunu tamamlar. Çevreyolları arasında kalmış çok katlı iki-üç blok binada oturanlar neredeyse camlarından otoyola atlayacakken, arabayla nasıl ulaşamaz hale geldiklerini gösterir. Bu anlamda çevre yolları çevre ile ulaşımı kolaylaştırırken eve gidiş zorlaşır.

Panelde ortalama konuşulanlar bu şekilde idi. Çok istifade ettik. Turgut Cansever’i bir kez daha rahmetle andık. Bir sonraki ders başlayacağı için soru faslı atlanarak panele sona erdi. Bu kadar önemli bir konu zaman ve mekan sıkışıklığına niye kurban edildi sorusu zihinlerde takılı düştük evin yollarına. Hoş düzenleyiciler de bundan müşteki oldular ama… Dinleyiciler arasında bir çok öğretim üyesi, Engin Akarlı, milletvekili Mazhar Bağlı’da bulunması da panelin entelektüel düzeyini açığa çıkardı. Soruların hazfı bu anlamda da hoş olmadı…

Nevin Meriç - 20.2.2016 – bisav…

21.2.2016 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.