Türkiye Sol'unun Tarihi Mete Tunçay
0
Yorum
1478

kez okundu..

Türkiye Sol'unun Tarihi

Mete Tunçay

21.11.2013 perşembe günü Şehir Üniversitesi Türkiye Solunu konuşmak üzere Mete Tunçay'ı konuk etti. Ben de müsait olduğum için gittim. Artık 15' sempozyum panel konuşmaların yetmediği ve konuşmacıların da pek bir söyleyemediği etkinlikler yerine konferansları seçmekteyim. Bu anlamda güzel bir program oldu. Mete Tunçay'ın kariyerinin ilk basamaklarında alan araştırması olarak seçtiği konu, zamanla bu düzeyde çalışan tek kişi olmasını sağlamış. Söylediklerinin bunun ispatı olduğu da bir gerçek. Tunçay’ın konuşması Türkiye siyasal duruşu üzerinde Türk solunun tarihine kapı aralamak gibiydi.

Tunçay konuşmasına kısa bir otobiyografisiyle başladı. Türkiye’de o tarihlerde - çok erken yıllarda- doktora yapmış olmasının çalışmalarının seyrini nasıl belirlediğine dikkat çekti. Yüksek lisans, doktora gibi düzenlemeler nasıl çıktı ve neye tekabül ediyordu diye sorduğu soruyu; 20 yy da ingiliz 'don'ları tarafından iyi eğitim ve iyi hocalar kıstasıyla, ABD li öğrencilerin paralarını almak için oluşturuldu diye cevapladı. Nitekim 1960 larda İngiltere’de master yaparken hocalardan hemen hemen hiç doktor yoktu olanlar da yabancılardı. İşte ben de İngiltere’de doktora yapan şanslı nesildendim diye konuşmasına devam etti. O dönemde bir takım ABD vakıfları nedendir bilinmez siyasal düşünce tarihini desteklediler. Bana da Rockefeller bursu verdiler. Dünyanın her yerinde geçerli idi. Ben de İngiltereyi tercih ettim. İki sene orada kaldıktan sonra yurda döndüm. İngiliz sosyalizmi üzerine yazmak istiyordum. Bu düşüncemi hocam Tahsin Bekir'e - nur içinde yatsın-açtığımda. 'neden Türk solunu çalışmıyorsun' dedi. Bu çok çarpıcı cümledir ama ben hemen ‘Türk Solu diye bir şey mi var? diye karşılık verdim.

1960 larda ihtilal vardı. Muhalefet Menderesi eleştiriyordu ama karşı bir tezi de yoktu. O yüzden ihtifalcilere sadece formu değiştirmeyi teklif ettiler. Solcular ihtilali yapanlara üç öneri getirdiler. - 'iki meclis olsun' dediler ve kabul gördü ve fakat zamanla bunun hiç bir faydası olmadığı anlaşıldı ve kapatıldı. - Üniversite özerk olsun dediler hala tartışılıyor ve sorun devam ediyor ve bir de yargı bağımsız olsun dediler. Bu da hala çözülemeyen problemlerden.

O yıllarda ekonomik kalkınma revaçtaydı tabi iktisatçılarda. iki teze sahiptiler, a) Kapitalizm; batı tarzı, özel sektör üzerinden kalkınma: özel sektör.  b) Sovyet ekolü; devletin alımlarıyla parayı bir araya getirmek ve devlet mülkiyetinde kullanmak. Tahsin Bekir'in sözü hep aklımda kaldı. bir yandan da Türk solunu merak ediyordum ve ne kadar geriye götürülebilir diye araştırmaya başladım.

Osmanlı Kırım savaşı çok ciddi bir eşik. 1854-56 ilk defa Osmanlı Dış Borçlanmaya gitti. Ondan da öte İstanbul'a bir çok yabancı halk/lar gelmeye başladı. O vakte kadar Avrupalılar sadece Sefirler ve bir kaç yabancı konuk düzeyinde şehre geliyor ve şehirlinin çok azı Avrupalı olarak sadece bunları görüyordu. Bu yenilgiyle ilk defa Avrupalı asker, mülteciyle karşılaşan şehir halkı başka bir yaşam tarzının da var olduğunu gördü.[1] Ama sol hareketin başlangıcı Kırım savaşına kadar gitmez.

İlk defa 1908 ikinci meşrutiyette görüyoruz. Bu topraklarda Batılı karakterdeki bir çok yenilikler, değişiklikler anasır üzerinden yapılmıştır. Diğer izmler gibi ilk solcular da  anasırdandır. Avrupa’da öğrenim gören Ermeni, Rum, Yahudi gençleri sadece eğitimle uğraşmıyorlar aynı zamanda örgütleniyorlar da. Bu örgütlenme işe yarıyor ve 2. Meşrutiyeti Selanik Yahudi Federasyonu yapıyor.[2] Yahudi kanonları arasında Fransız Yahudileri merkezdedir.  Türk Yahudileri de buna istinaden kendilerini Türkiyeli Yahudiler olarak tanımladılar. Ve Yahudi kimliğini dil üzerinden kurarak her yerde vapurda, tramvayda bozuk/basit bir Fransızca ile konuşurlardı. İşte 1930 larda 'vatandaş Türkçe konuş' hareketi bunun için ve bunlara karşı yapılmıştır.[3]

Aslında Cumhuriyetin ilanından bir hafta önce ile sonrasının bir farkı yoktur kırılma 1925 tir. 1925 de Şeyh Said isyanı çıkınca meclise olağanüstü yetkiler verilir. Takrir-i sukun kanunu, istiklal mahkemeleri...o zamana kadar pür-realistçe gelişen devletçilik bu kanunlarla tek parti militarizmine dönüşür. İstiklal mahkemeleri çok şeyi değiştirir. Devlet tek parti-otokrasisine dayanır.[4] Aslında 1908 de 1876'da Abdülhamit'le yapılan büyük pazarlık sonucu ilan edilen Kanunu esasiye hükümleri uygulanmıştır. 93 harbi olarak da bilinen 1877-78 Osmanlı Rus Harbini bahane ederek Abdülhamit'in talik ettiği hüküm yürürlüğe kondu. 1908'e kadar yurtdışında örgütlenen muhalefete bu tarihin biraz öncesinde subaylarda girer ve Abdülhamit'in Türkiye'yi batıracağı zannıyla devirme işine dahil olurlar.[5] Sonrasında ordu subayları ve arkasındaki İttihat Terakki komite anlayış ve zihniyeti bu düzeni değiştirdi.

Osmanlı sosyalizmi İştirakiyyun Hüseyin Hilmi'nin örgütlediği Osmanlı Sosyalist Fırkası ... Gazete falan da çıkarırlar. Ama yakından bakıldığında siyasi parti olmaktan çok sendika benzeri bir örgütlenmedir. Çünkü işçi hakları, grevler ...vs ilgilenir. Tramvay işçileri. Şirket-i hayriye işçileri gibi ayrı ayrı örgütlenirler. Mesela Hüseyin Hilmi tramvay işçilerini çok güçlü şekilde örgütlemiştir.

Sol tarihi ile emek tarihi iç içe geçer. Çağdaş dünyada kapitalist ilişkiler / burjuva ve proletarya diye ikiye ayrılır. Proleterler ezilenlerin kurtulması, sömürüye son vermek için kapitalizmi de yıkarak düzeni değiştirme taraftarıdırlar.

1908 de İttihat ve Terakki işçilere özgürlük getireceğini söylediği halde bir sene sonra grevleri kanunu muvakkatle iptal eder. Baskı kurup her türlü muhalefetle birlikte sol muhalefeti de yok eder.

1913 Balkan Harbi Kamil Paşa'nın sadaretten azli ve yerine Mahmut Şevket Paşa geçirilir. Kamil Paşa'nın Sadaretten istifaya zorlanması, Mahmut Şevket Paşa'nın öldürülmesi üzerine İttihat Terakki her türlü muhalefeti yasaklar ele başlarını Sinop'a sürer. Ancak Harbi Umumide İstanbul işgal edilince mağlup olur İttihat Terakki. İşgal kuvvetleri kendi ülkelerinde bu tür örgütlenmeler olduğu için alışıktır ve 1918 de sürgünler için af çıkartır. Geri dönen Sinop sürgünleri tekrar örgütlenmeye başlar. Harb-i umumi Osmanlı'nın Almanya, Avusturya, Macaristan ile savaşa girmesidir. Bulgaristan gruba bir yıl sonra katılır. İttihat ve Terakki savaşı kazanacağını umar ama gittikçe yükselen şikayetler, 1916 tehciri ve Çanakkale müdafaasından bir yıl sonra toplanan İttihat ve Terakki toplantısı dönüm noktası olur. Büyük şirketlerin, bankaların devletleştirilmesi talebiyle birlikte kendilerinin de sosyalist olduklarının deklare edilmesini kararlaştırırlar. Ama Talat Paşa savaşı bahane ederek bu kararları erteler. Onlar kendilerine Devlet sosyalisti diyorlardı. Bugün ise Devlet kapitalizmi diyorlar ama o yıllarda sosyalist diyorlardı.

1920 Ankara'da TBMM açılınca İstanbul mebusanından çok az katılan olur. Tehlikeli, zor bir süreçtir. Sultan'a karşı çıkmanın karşılığı idam olduğundan katılım az olur. Daha çok sosyalistler Ankara Meclisine girerler. Ankara sosyalistleri arasında sol devlet sosyalistleri çoktur. Tevfik Aras, Celal Bayar .... O dönemde önemli bir grup olarak örgütlenirler. Halk kongresi sol kanadın buluştuğu bir zümredir. Grup toplantısı olarak da düşünülebilir. O dönemde Meclis başkanına verilen tekliflerde grup başkanından onayına bakılırdı. Onayı olmayan teklifler değerlendirilmeye alınmazdı.

1920 Eylülü başlarında Tokat Mebusu Nazım Bey Dahiliye Vekili seçilir. Fakat M Kemal bu Nazım Bey'e takmış onu istifaya zorlar. Peşinden Refet Bey aday gösterilir ama meclis seçmeyince Ankara sistemi değiştirir. Nazım Bey'in İngiliz casusu olduğu söylentileri hızla yayılır. Çünkü V. Murat'ın kızlarından Fehime Sultan'nın Anadolu’ya ulaştırdığı bilgi bu haberde etkili olur.

Halk İştirakiyyun Fırkasına Nazım Bey'in Partisine karşı 1920 Türkiye Kominist Parti Fırkası Hakkı Behiç...vs örgütlenir. Halk zümresi Nazım Bey'i Dahiliye Vekili seçtirecek kadar güçlüdür. M Kemal Paşa bundan rahatsız olunca zümreyi bölüp; ‘siz komünist olun' der. Onlar da bundan hoşnut olur ve kabul ederler.

Halk İştirakiyyun Fırkasını Nazım Bey kurar. Babası Baytar Salih Hacıoğlu. 1921 başında Çerkez Ethem tasfiye edilirken Halk İştirakiyyun Fırkası da işbirlikçidir diye istiklal Mahkemesi yargılar, fırka fesh, Nazım Bey de mahkum edilir. Halbuki hiçbir bağlantıları yoktur. Bu da fazla uzun sürmez

1923 de Rusya'dan Fruzurun gelmesiyle Sovyetlerle ilişkilerin bozulmaması için bu mahkumlar serbest bırakılırlar. Ve örgütlenip 1922 yeniden ortaya çıkarlar. İstanbul'da Mustafa Suphi Vali çocuğu iyi bir eğitim görmüş. Fransa’da okumuş. Türkiye’ye gelmiş gazete çıkarıyor. Siyasetle de ilgileniyor. Milli Meşrutiyet perver Fırkasını kuruyor. İttihat karşıtı İfham diye gazete ve kitap çıkartıyor. Sonra komünist bloka geçiyor ve kurucusudur diye yüceltiliyor. Oysa Suphi İfhamı çıkartırken 'artık bu işin ilmi var, sosyoloji varken sosyalizme ne gerek demiştir.' İşte Sinop'a sürülen muhalefetin içinde Mustafa Suphi de vardır. Ve fakat bir biçimde hapisten kaçıp, Kırım ve Azerbeycan'a gider. Harbi umumi çıkınca 'muasır milletler tebası' diye tutuklanır, esir kampına gönderilir. Bolşevik Devrimini o süreçte öğrenir.

1917 Bolşevik devriminde Milletler Halk Komiserliği Teşkilatına bağlı bir teşkilat kurulur. Yenidünya ismiyle Moskova'da bir dergi de çıkartır. Henüz teşkilat temsilcisi değildir ama orada fiyakalı bir nutuk atar.  İstanbul komünizmin başkenti olacak falan diye. Çok beğenilir. Bu arada Bolşevikler Kırım, Taşkent ve sonradan da Azerbeycan da gazete çıkartırlar. Suphi de Anadolu Harekâtının Ruhu Sovyetler benzeri oluşumlar yapmak... vs Mustafa Kemal Şişli'deki evinde Anadolu Askeri Harekatı’nın Rus desteği ve planlarıyla olacağını kabul eder. Gürcistan, Ermenistan, Azerbeycan, Çar'dan sonra bolşeviklerin eline geçer. M Kemal bu Kafkas seddi yıkılırsa doğrudan Bolşevik Silah yardımı' nın geleceğini görür.

Bu arada Batı Cenahında 1.dünya savaşı sırasında Almanya'da işçi, öğretmen, öğrenci, ve asker olarak giden bir çok Türk vardır. Savaş sona erince büyük bir koloni olarak orada kalırlar. Berlin’de Türk klübü var, İttihat Terakkinin başında da Hamdullah Süphi. Cihan habi mağlubiyeti üzerine İttihat ve Terakkiye atıp tutmaya başlar. Gençler bu ikiyüzlülükten hoşlanmazlar onu devirip, idareyi alırlar. Kurtuluş diye de gazete çıkartırlar. Almanya'da Türkiye Sosyalist ve Çiftçi Fırkasını kurarlar. 1919 da Mustafa Kemal Samsun'a çıkarken bunlar da İstanbul Galata'ya ayak basarlar. Parti ve yayın işini sürdürürler. Bu harekata Spartakus adı verilir. Bakü'deki kuruluş kongresinde konuşan temsilciler de bu adı/Spartakus' u doğrular.

1921 yılbaşısında Çerkez Ethem ayaklanmasının bastırılması bütün hak hak arayanlar gruplarında feshini getirir. Bu süreçte Almanya'da Kurtuluş adında bir sayı çıkan dergi İstanbul'da işgal altındayken 5 sayı daha çıkar. Sonra da aynı grup İstanbul da Aydınlık isminde yayınla devam ederler. Bu Almanya'dan gelen solcu Türkler Fransa ve İtalya'da okuyanlarla birleşir. Bu harekete İşgal kuvvetleri engel olmaz ama Ankara'nın hakimiyeti gerçekleşince darbeler üstüne darbe indirir. (ayrıntılar kitabımda)

Türkiye Sosyal Tarih Araştırmaları vakfı/TÜSTAV sosyalist sempatizanlar kurdu ve sola ait belgeleri yayınlamayı hedeflemektedirler. Ama bu çok ta kolay bir iş değil. 1990 sonlarında Sovyetler yıkılmasaydı bir çok bilgi ve belgeden mahrum kalacaktık, izin verilmiyordu çünkü. Sovyetler yıkılınca birazda ticari yönü gözetilerek arşivi açtılar ve belgelerin kopyalarını vermeye başladılar. Bu süreçte Amsterdam'daki uluslararası Tarih Enstitüsü devreye girdi. Rusların arşivi kopyalayacak malzemeleri ve tabi paraları yoktu. Hollanda teknik eleman ve malzeme göndererek kopyalama Gerçekleştirildi.

TÜSTAV bu süreçte devreye girdi arşivden belgeleri aldı ve vakfa verdi. 35 bin sayfa belge var. Bir çok kısmı Osmanlıca el yazısı, okunması gerçekten pek zor ama uğraşılıyor. Erdem Akbulut ile (1920-1923) yıllarını yaptık. Burada neden böyle bir belge alımı yapıldığı da önemli; Komiter Dünya Partisi çok büyük ve ülke temsilcilerine seksiyon adı verlir. Türkiye Kominist Seksiyonu Fransa Kominist Seksiyonu gibi. Komiter 1919 da kuruldu ve üst üste dört kongre yaptılar. En son kongre 1935 de yapıldı ve bir daha da komiter kongresi olmadı. 1920 de Halk iştirakiyyun - bu isim Arapça ve komünist terim karşılığıdır.

Büyük taarruz da Yunanlar denize döküldü ama İstanbul hala işgal altında. Peki Taarruza rağmen neden İstanbul’un işgalden kurtulması bir sene sonra ve çok büyük pazarlıklar sonucu gerçekleşir. Taarruzda Yunanlıların denize dökülmesine Yunan Generaller çok sinirlendi ve birleşerek İstanbul'a yürümeye karar verirler. Doğrusu o dönemde bunu engelleyecek her hangi bir Osmanlı kuvveti de mevcut değildir. Trakya’daki Türk ordusu Bulgaristan'a iltica etmiş, komutanda esir edilmişti. Yunan tümenler Trakya’da hazır bekliyordu. İstanbul'u alıp daha dengeli bir barış yapmak istiyorlardı. Ama İngiltere buna izin vermedi.[6] Ankara Hükümeti Refet Paşayı İstanbul'a/Trakya'ya gönderir. Asıl işi Trakya'ya el koyup Müslüman nüfusu artırmak: çünkü o günlerde Müslüman ve Bulgar nüfus yarı yarıya idi. Bulgarları sürüp Balkanlardan Müslümanları getirterek orayı Türkleştirmek. Saadettin Arel Rusya'dan İstanbul'a gönderilir. Dört generalin gözetiminde yaşar ve sonunda çıkar. Ankara ve İstanbul solculara zülm eder. Kanunlarda henüz adı geçmez. TC kanununa girmesi 1930 ların sonlarında oluyor.

Not: Bu oldukça uzun ve bir çok noktalara değinen konferansın sonlarına gelinmişti. Zaten Tunçay'da yorulduğunu ve rahatsız olduğunu söylemişti ve fakat benim öksürüğüm öne geçti ve rahatsız etmemek için burada dışarı çıkmak zorunda kaldım. Metnin bütünlüğünü korumak için ara açıklamalrı dip not olarak düzenledim.

Nevin Meriç

21.11.2013

 



[1] 1952'de İskoçya/ Edinburg'a gitmiştim. Orada son günlerde gelenlerden kendi ülkelerini tanıtan bir etkinlik istediler. Bizde Üsküdar' a giderken aldıda bir yağmur'u seçtik. Neyse sıra bize geldi ve parçayı okurken bir İskoç gaydasıyla çalmaya başladı. Çok şaşırdık sen nerden biliyorsun dedik. Meğer İskoç türküsüymüş, kırım harbinden sonra İstanbul'a gelen İskoçlar çalıyormuş. Halk da çok beğenmiş olacak ki Türkçeleştirmiş. Yine geçen yıllarda tv bir kanalda bu katibim şarkısı için 'bu şarkı kimin' diye iki bölümlük güzel bir program vardı. Bir Bulgar hazırlamıştı. Çünkü Bulgarlar, Yunanlar, Sırplar adeta bütün Balkanlar bu şarkıya sahip çıktığından böyle bir program yapmış ama o da iskoç ayağını bilmiyordu

[2] Ta 2. Beyazıt zamanına gidersek, Sultan neden ispanya'dan sadece Yahudileri getirdi. Oysa bir o kadar da Arap oradan çıkartılmıştı ve fakat gelenlerin çok az kısmı Araptı. Çünkü Yahudiler o dönemde en yüksek Avrupa bilimine sahip gruptu. Osmanlının son zamanlarında ise gittikçe yobazlaştıkları görülüyor. Burada Tunçay; yobaz müftü- yobaz haham benzeştirmesi yapar. İşte Sultan Yahudilerin bilgi ve becerilerini bu topraklarda da icra etmelerini ister.

 

[3] Geçenlerde İsrailde Bat Yam'a gitmiştim baktım orada herkes Türkçe konuşuyor. Çok şaşırdım ve 'ya siz memlekette Fransızca konuşarak problem çıkardınız şimdi niye Türkçe konuşuyorsunuz' dedim güldüler. Aynı saik burada Fransızca konuşarak kimliklerini korurken orada da Türkçe konuşarak aynı şeyi yapıyorlar

[4] Sn Başbakan bütün eleştirilerini İsmet İnönü üzerine yapıyor. Atatürk üzerine bir şey söyleceği zaman da ilk dönem/ millici dönemine yani Gaziye dikkat çekiyor. Oysa o dönemde yapılan bütün  işlerde Mustafa Kemal ile İsmet İnönü eşit durumdadır. Hatta İnönü son bir yıl başbakanlıktan el çektirilir.

[5] Bazen Abdülhamit devrilmeseydi ne gibi farklı sonuçlar yaşanırdı diye düşünürüm. Belki Abdülhamit Osmanlının harbi umumiye girmesini önleyebilirdi çünkü bu potansiyel kendisinde mevcut bir çok kereler benzer durumlardan başarıyla çıkmıştı. Devlet devam eder 5-10 yıl sonra yıkılırdı. Çünkü sona gelinmişti ama harbi umumiye girmemek de önemli bir durumdu

 

[6] Cihat - halife, cemaat önemli değil derler ama tarih öyle söylemiyor. O dönemde Hint Müslümanları eğer İstanbul’un üzerine daha çok gidilirse ayaklanacaklarını söylerler. Bunu göze almayan İngiltere Yunan ve diğer devletlerin kabulüne rağmen İstanbul’a dokunulmasına izin vermez ve  işgali bitirir.

 

 

28.11.2013 tarihinde yazıldı..

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.