TELHİSİ MUSTAFA EFENDİ GÜNLÜĞÜ
0
Yorum
1818

kez okundu..

TELHİSİ MUSTAFA EFENDİ GÜNLÜĞÜ ÜZERİNE BİR İNCELEME
SELİM KARAHASANOĞLU

 
 
Günlüklerle hayatımın bir biçimde kesişme takvimi orta okul yıllarına dayanır. O zamanlar radyo dinlenirdi ve çok güzel programlar vardı. Bir edebiyat sohbetinde 'günlük' kelimesinin geçtiğini hatırlıyorum. İlk defa duymuştum ve çok ilgimi çekmişti. Hatta bir günlük tutma fikri bile galebe çalmıştı. Fakat hayatın rutinliği günlük yazımını engelledi ve ilk düşünceler güzel bir anı olarak zihinde kaldı. Yaş biraz ilerleyip etrafı fark edip gözlemlediğimde yakın komşu hayatlarının anlatılarıyla zenginleşti. İstanbul’un kozmopolit yapısı bir çok memleket insanını yakın etmişti. Bir apartmanda Yugoslav muhacirleri, Erzurum, Erzincan kökenli komşularımızla gittikçe zengin bir kültürel ortam vardı. Komşu ziyaretleri daha çok bize yapılanlarda özellikle gündem hep geldikleri yerdeki hayatları üzerine oluyordu. Onları kaydetmediğime hayıflanırım ama çocukluk diye bir şey var. O konuşmalara annemin sonradan getirdiği yorum da güzel. Annem kendi köyü/Ürgüp yaşantısıyla karşılaştırır ve onların ekonomik olarak daha önde bir yaşantıları olduğunu söylerdi. Ne de olsa onlar Avrupa’dan gelmişler, Anadolu ise ancak Marshal yardımıyla medeni dünyanın asgari müştereklerine açılmıştı.


Akim kalan günlük yazımım hatırat okumalarıyla farklı ve fakat benzer nüanslarla hayatı anlama üzerinden devam ederken, sürece üniversite de yapılan ket vurmayı eklemem gerekir. Dersi hatırlamıyorum hocayı da ama söylenen söz benim on yılıma mal oldu. Bir gün derste hoca konuyu anlatırken katkı babından 'hatırat' yazımının da önemli olabileceğini söylemiştim. Ama hocamız sert bir ses tonuyla 'onlar kaynak değil, sizlerin kaynak eserleri okumanız gerekir' demişti. Çok da haksız değildi ama vurgu, ifade ve yaklaşımın bu kadar sert olması mı gerekiyordu? Hoş bu tarz tavır sorunuyla hep karşılaştık bir türlü alışamadık, barışamadık hatta hayatı askıya almaya neden oldu. İflah olmaz muhalif olarak hala aynı sorunun üzerinde sekiyorum. Bu ne iş anlamadım gitti.


Ve artık mezun olduk hayata atıldık. Bir gün sokak kitap sergisinde Fransız bir yazarın 'kürtaj günlüğü' başlıklı bir kitap gördüm. İlgimi çekti hemen aldım. Zihinde bir biçimde takılı kalan günlük yurt dışı yazımıyla tekrar ana dahil olmuştu. Çok ince bir kitaptı ve sadece kürtaj olma süreci ve bu zamanda yaşadığı duygulanım ve sosyal çevresinin yaklaşımı vardı. Ama bir şey daha dikkatimi çekti ki o benim için devrim gibi bir olaydı. Yazar günlük yazımına gündelik rutinleri de kaydetmekten çekinmemişti. Böylece zaten iki üç ayı kapsayan yazım sürecinin önemli bir bölümü 'bu gün bir şey olmadı' şeklinde kaydedilmişti. O zaman taşlar yerine oturdu. Günlük her güne ait olanlar ve olmayanların toplamıydı. Benim orta okulda sorduğum soru ta kurumsal hayatımda yoldan geçerken aldığım bir kitapla cevaplanmıştı. Ve o an geçen yıllarda kalan/ kaybolan kayıtlar için hayıflanmadım değil. Bir de galiba ben kendimi yazmaktan çok, tarihe kayıt düşmek babında mevcudu yazmayı önemsiyorum. Bir nevi sivil tarih verisi gibi. Bu geç kalmışlığın acısıyla şimdi iletişimde bulunduğum, konuştuğum genç orta yaşlı bir çok kişiye günlük yazmasını tavsiye ediyorum bir şey olmayan günleri nasıl yazacaklarını da ekleyerek tabi…. Ne var ki günümüz gençliği mesaj çekmekten yazı yazmaya fırsat bulamıyor. Her dönem kendi yazım biçimini de belirliyor galiba. Bu günlere de mesaj ve küfür düşüyor gibi... Günlüğe dair bir başka notta kurumsal hayatımda kılmaya başladığım cuma namazlarını günlük şeklinde kayıt altına almak oldu. Kadın cuma günlükleri olarak on küsür senenin kaydı var. Bir de ilk yeğenimin doğumundan itibaren tutuğum birkaç yıllık günlük de benim aile tarihine ufak bir katkı olarak kalacak. Dolayısıyla gayri ihtiyari olarak çok erken yaşlarda bir biçimde hafızama yerleşen günlük yazımı hayatımın değişik safhalarında kayda geçti. İşin bir başka ilginç yönü de bu hallerin bir çoğunu unuttuğum için geriye dönük hatırlamayı biyografi atölyesi çalışması olarak seçtiğim Nevhiz'in Günlüğü'ne dair çalışmama borçluyum. Artık günlükler hayatımın bir parçası olarak bilinçli bir biçimde ana dahil oluyor kayt altına alınıyor.


İşte Telhisi Mustafa Efendi'nin Günlüğü’nü okumam da böyle bir tercihin sonucu. Tv kitap haberlerinde rastladığım yayını büyük bir heyecanla hemen aldım. Lale döneminin günlük formunda aktarımı olacak bir yayında heyecanlanmamak olmaz değil mi?. Üstelik bir çok kanıtlamasını istediğiniz bir çok tezleriniz varken. Kitapların buna vesile olması da cabası.


Kitabi aldığım hızla okuyamadım maalesef. Neredeyse ilk çıktığı takvimde aldığım kitabı henüz bitirdim. İşlerim ve diğer yazımlar buna engel oldu ama Ramazan her şeyi bırakıp serbest okuma yaptığım bir ay olunca ilk bitirdiğim kitap da bu oldu.


Kitabın ön büyük başlığı 'Kadı ve Günlüğü' daha ilk anda isim sizi çarpıyor ve diğer eklentileri okumaya gerek duymuyorsunuz veya görmüyorsunuz. Osmanlı Dönemi Günlük Yazım örneklerinden olması da cabası. Oysa ön kapakta küçük puntolu olarak ‘ .... Günlüğü Üzerine Bir İnceleme’ yazıyor. Dolayısıyla bir kadı günlüğünden çok o günlük üzerine yazılan bir kitap var karşınızda. Heyecan ve hızın eksilttiği farkına varmayı ancak önsözü okuyup günlükten bir kaç sayfa okuyunca ancak anlayabildim. Hızlı bir insan olduğum için detayları atlayıp zor durumda kaldığım zamanlar da çok olmuştur. Benim için yapısal bir duruş yaşadığım.


Kitap Selim Karahasanoğlu'nun çalışması. Çok dikkatli ve titiz bir çalışma olduğu her halinden belli. Akademik formatta, dil olarak da çok akıcı. Girişte günlük yazımının tarihi hakkında verdiği malumat, telhisi yazımına tekabül eden Avrupa, Rus ve Çin günlüklerine dair bilgiler de çok değerli. Bu bilgilere bir sene önce sahip olsaydım benim yazım da daha doyurucu olacaktı hayfa. Dolayısıyla en çok geç kalmış baskıya hayıflanıyorum. Dipnot ve kaynakçanın yoğunluğu da çalışmaya ayrı bir değer katmakta. Telhisi Efendi günlüğünden de anlıyoruz günlük yazımı Osmanlı da çok da nadir bir durum değil. Hatta Telhisi Efendi'nin günlüğü üzerinden de bu durum takip edilebilir. Telhisi M Efendi günlüğünü takvimlendirip sonra da vefat edince boş kalan sayfaları 100 yıl sonra Sadık yanına kendi takvimini de ekleyerek devam ettirmiş. Bu takvimlendirme Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın günlüğünde de vardı ve suikasta kurban gidince defterinde takvimlendirdiği sayfa boş kalmıştı. Bu anlamda takvimlendirme üzerinden formata dair süreklilik bulunmaktadır diyebiliriz.


Günlüğün bir başka özelliği de Telhisi Mustafa Efendi'nin aile ayağının çok güçlü olması. Aile açısından Şeyhülislamdan kadılara kadar geniş bir kurumsal yelpazesi var. Bu anlamda önemli ve güçlü bir aile dayanağı mevcut. Nitekim görev süresinde yaşadığı sıkıntıların çok çabuk hallolmasında bunun etkisi büyük. Ayrıca günlük açısından üst yapı ailelerine mensup 'büyük adamlar günlüğü' olarak nitelendirilebilir. Saraya yakın ve bazı saray merkezli grupların içinde olması da bu durumu aşikar eder. Dolayısıyla çok da sivil bir duruş görülmeyebilir. Buna rağmen 24 seneye tekabül eden kesintisiz günlük yazımı önemli ve ayrıcalıklı bir konumlandırmayı da hak ediyor. Günlük yazımına 40 yaşından sonra başlaması da ilginç. Bu durum günlüğü duygulanım ve özel hayat merkezli olmaktan çok, dış mekan ve olayların kaydı üzerinden tarihe tanıklık formu içinde değerlendirmemizi güçlendirmekte. Nitekim günlüğün önemli bir bölümünü kaplayan hava durumu ve İstanbul yangınları da bunu göstermektedir diyebiliriz.


Telhisi Mustafa Efendi kadılık yaptığı halde davalarıyla ilgili kayıt yok günlüğünde. Sadece bir kaydı yeterli görmüş. Onlar daha güçlü bir sosyal hayat kaydı olabilirdi. Aile ve ahfadından da pek bahsetmiyor. Daha çok İstanbul'da durmakla beraber, Manisa, Diyarbakır, Üsküdar, Filibe kadılıkları var.
İstanbul'da bulunduğu yıllar tam da Kağıthane Sadabaad şenliklerine tekabül etmekte. Telhisi Mustafa Efendi Kağıthane’nin yeni yüzü, İstanbulluların eğlence biçimlerinden çok da hoşlanmaz hatta bu konuda padişahı eleştirir. Lale devrinin bir isyanla sonlandırılması, dönemin Sadrazam ve paşalarının öldürülüp mallarının müsadere edilmesi ve yerlerine geçen isyancılar, yeni paşalar ve mülkler günlüğün sayfalarında değişmeyen dünya halleri olarak arz-ı endam eder. İsyan muktedirleri değiştirmiş ve fakat halkın eğlence biçimini değiştirememiştir. Bunda kendilerinin de bu kalıpları devam ettirmelerinin rolü olsa gerek. Nitekim Telhisi buna vurgu yapar ve isyanın boş yere yapıldığını söyler. Kâğıthane İstanbul yaşayışını refah ve eğlence üzerinden değiştirirken en önemli aktör tabi ki kadınlardır. Kadınların kılık kıyafetlerine dair fermanlar yayınlanır: 'Bu günlerde avretlerin başlarına ve ferraceleri yakalarına ve kakım kürkü nâ-sezanın giyimlerine yine azim yasak oldu. İsâbet ammâ bu yılki karâr -dâde' (KK7500, 239) yasağa uymayan kadınlara yapılanları ise burada yazmayayım.


Telhisi Mustafa Efendi sohbet ehlidir. Kadıların kendi aralarında oluşturdukları sohbet halkaları, cuma namazları için üst düzey devlet adamlarının gittiği camilere devam etme geleneği Sadreddinzade’nin sosyal çevresini öğrenmemiz anlamında önemlidir.


Osmanlı metinlerinde 'rüya' önemli bir yer tutar. Sünnetin beslediği, geleneğin desteklediği bu tavır hemen hemen bütün yazımlarda dikkatleri çeker. Hatta tarihçiler rüya üzerinden Osmanlı tarihine nasıl bakabiliriz/in yollarını araştırmaktadırlar. C. Kafadar'ın Asiye Hanımın Rüya Mektupları ise rüya üzerinden yapılan eğitim ve uygulamayı karşımıza çıkarır. Telhisi Mustafa Efendi'de de günlüğünde oldukça fazla sayıda rüyalarına yer ver. Hoş kişi bulunduğu hal üzere rüya gördüğü de bir gerçektir. Tarihçiler tarihe ışık tutacak noktaları açığa çıkartacak rüyaları görürken, kadıların terfiye yardımcı olacak rüyaları görmesi hiç de şaşılacak bir durum olmasa gerek. Buradan bakıldığında benim de rüyamda Ebu Suud Efendi’yi görmem gerekiyor ya henüz nasip olmadı.
Afetler ve tabi en çok da yangınlar hakkında verdiği bilgiler Telhisi’nin günlüğünü önemli kılmaktadır. Sadece yapılaşmanın ahşap olması üzerine oturtulamayacak olan yangınların arkasında rakiplerin veya bir biçimde kendini madur hissedenlerin intikam ve öç alma saiki olduğunu da öğrenmekteyiz. Nitekim en çok yangın çıkan Hocapaşa ve Cibali semt yangınları devlet büyüklerinin oturduğu yerlerin olması da bu tezi güçlendirmektedir. Sadreddinzade’nin Fındıklıdaki evi de yangından nasibini alır ve yanar.


Günlüğün en ilginç eklentisi 100 yıl sonra eline geçen Mevlevi Sadık tarafından devam ettirilmesidir. Bu durumda günlük yıllar üzerinden yeniden yazılmakta ve hepsinden önemlisi önceki yazımların kenarına notlar düşülürken, yılların sosyal hayatta neden olduğu değişim de aşikar olmaktadır.


Sonuç olarak genel anlamda günlüklerin ortaya çıkması çok tesadüfi bir durumdur. Nitekim Beyrut kadısının günlüğü evin duvarları arasında kalmış, yıllar sonra ev yıkılınca bulunmuş. Diğer bir günlük de çöplükten zor kurtarılmış. Asiye Hanımın Mektupları ise C Kafadar'ın başka bir araştırma için eline aldığı kitabın arasından tesadüfen çıkmıştır. Bu ve benzeri durumlar günlükler hakkında ilk ve son sözü söylemenin çok da kola olamayacağını göstermektedir.
Selim Karahasanoğlu’nun kitabı Telhisi günlüğü üzerine yapılan bir incelemedir. Günlük ise yakın zamanda basılır inşallah diye düşünürken, Selim Karahasanoğlu’yla yapılan bir radyo konuşmasında bunun müjdesi verildi. Ayrıca Karahasanoğlu bu konuşmasında; tarihçilerin ana metinleri, belgeleri yayınlamayı pek tercih etmediklerini, çünkü kariyerleri açısından çok riskli bir durum olduğunu da söyledi. Düşünsenize bir kelimeyi okuyamadınız artık kariyer hava oldu dedi. Ayrıca günlüğün olduğu gibi tercümesi de anlaşılır olmasını engelleyen bir durum. Dolayısıyla bu günkü dile çevirmek de gerek. Buna rağmen merak edenler görsün ve ana metne ulaşılsın diye biz basacağız dedi. Bu sözü duymak günlük hakkında en sevindirici haber. Böylece günlük sadece hakkında yapılan çalışma üzerinden değil de bi-zatihi kendi üzerinden okunacak. Bu çok özel bir ikram. Bir ana önce Telhisi günlüğüne ulaşma,umuduyla.


Nevin Meriç 5.8.2013
 
 

 

5.8.2013 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.