TEKNO-GÜNDELİK HAYATTA DİN VE İBADETLER
0
Yorum
31

kez okundu..

 TEKNOLOJİ VE DİNİ HAYAT

TEKNO-GÜNDELİK HAYATTA DİN VE İBADETLER

ve FETVA SORULARI ÖRNEKLİĞİ

Günümüzün modern insanı teknoloji araçlarıyla kuşatılmış bir gündelik hayatı yaşamaktadır. Hayatın her alanı teknolojinin imkânlarıyla içkindir. Modern teknoloji üretiminin sosyal yaşam üzerindeki etkisi tarihin hiçbir döneminde günümüzdeki kadar fazla olmamıştır. Bu üretim biçiminden türetilen temalar/araçlar da, sosyal yaşama dair realitelerin biçimlendirilmesinde başat rol oynamaktadırlar.

Teknolojik üretim ile ilgili temalar aynı zamanda bireyin zihin ve duygu dünyasını etkilemekte ve belirlemektedir. Rasyonellik, realitenin çoğulcu yapısı, yapabilirlik/güç ilişkisi…vs gibi argümanlara sahip olan teknolojik üretim, modern zihni ve algı kalıplarını hem farklılaştırmakta hem de değiştirmektedir. İnsanın kendi yarattığı tele/teknolojik ortamın, giderek insan davranışlarını belirleme, hatta insanı belirleme -icat etme- rolünü üstlenmesi sürecinde, hakikatin bilinen temellerinin de sarsıldığı görülmektedir. Teknolojik ürünlerin yaşamın her noktasını kuşatması sonucunda hakikat, bir imgeler bulutuna dönüşmekte ve hızla gözden kaybolmaktadır. Günümüzde gerçeklikle hiçbir ilişkisi olmayan bir imge aşamasına geçildiği için artık yaşam ve ölüm bile hakikatle bağını yitirme noktasına gelmiştir diyebiliriz.[1] Bu durumdan modern dindar birey de azami ölçüde etkilenmekte ve iman-ibadet ilişkisinde ciddi anlamda olumsuzluklar yaşanmaktadır diyebiliriz.

İşte biz de bu makalede içinde yaşadığımız teknolojiyle donatılmış şehri, tekno-kent olarak tanımlayarak, dinin temel konuları olan iman, ibadet ve ahlâk’ın, tekno-kent bağlamında nasıllığına açıklık getirmeye çalışacağız. Bu konuda örneklem kaynağımız fetva soruları olacaktır. Çünkü fetva soruları bir yönüyle dini bilgi talebi olurken, diğer yönüyle zamanı/konjüktürü an be an yansıtan bir potansiyele sahiptir. Dini düşünme ve davranmanın nasıllığını yansıtmanın yanında, zamanla kurulan dolaysız ilişkisiyle de, bilgi kaynağı olarak önemli bir değer taşımaktadır.

Dini Açıdan İnsan

Tevhid dinleri ve son temsilcisi olan İslam Dini insanı Allah’ın halifesi olarak kabul eder. Ahsen-i takvim üzere yaratılan insanın dünyada ki görevi bu yapı/sını kendi istek ve iradesi doğrultusunda devam ettirmek ve süreci diğer âlemle tamamlamaktır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de geçen; Ben insan ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım (Zariat suresi 51/56) ayeti, insana dini anlamda dünya sürecini doğru bir biçimde geçirmenin imkânını sunmaktadır. Dolayısıyla insan hayatta hem ritüeller hem de hal/durum ve davranışlarıyla ibadet üzere olmayı gerçekleştirmek için mücadele etmektedir. Bu mücadelenin son mertebesi insan-ı kamil olarak tanımlanmıştır. Ünlü mutasavvıf Nesefî İnsan-ı Kamil adlı eserinde bu mertebedeki insanın dört özelliği olduğunu savunur. İyi söz, iyi hareket, iyi ahlak ve iyi bilgi [2]. Her ne kadar ideal anlamıyla insan-ı Kâmil’e ulaşmak zor bir hedef olarak görünse de, hedefin kendisi dahi cesaret, umut ve gelişme kaynağı olarak insanı teşvik edici mahiyet arzettiği gerçektir[3].

İnsanı inşa eden mekanizmalar, yaşadığı zaman, toplum ve evrendir. İbn-i Haldun’un da işaret ettiği gibi kâinat ve toplumsal düzen benzer kodlarla varlıklarını devam ettirmektedir. Dolayısıyla insanın kendi ile ilişkisi, aynı zamanda hem kendisi hem toplum hem de çevreyle ilgilidir ve kodları da benzerdir. Bu konuda biri diğerine tercih edilemez bir yapı gerçekleştirilmelidir ki insan, hem fiilî ibadeti gerçekleştirsin, hem de toplumsal işleyiş ve fiziki çevre ile aynı anlam etrafında birleşsin, bütünleşsin. Nitekim Elimi yıkayabildiğim mekânlarda kağıt peçete kullanmıyorum diyen Ayşe Hümeyra Ökten[4] söylediğimiz bütünlüğü gerçekleştiren önemli bir örnektir. Burada mesele gösteri boyutundan çıkartılıp gündelik hayat pratiğine dönüştürülerek, tam zamanlı hak-hakikat ilişkisi kurulmaktadır. Ayrıca hem zihinsel hem fiziksel/irade hem de manevi/sosyal boyut üzerinden insanı kuşatan dünyadan haber vermektedir. Bu yapı üzerine inşa edilen insanın tasavvur algısı, gündelik hayatını şekillendirirken, din ve dini davranma biçimleri de sürece dâhil olmaktadır. Günümüzde ise gündelik hayat, modernliğin bir ürünü olarak kabul edilmekte ve yaşanılan modern kodlar hayatın tek hakikatiymiş gibi öğretilmektedir. Muhalif durumlarda ise benimsetmek için dayatma yoluna dahi gitmekten çekinilmemektedir.[5] Buradan günümüz şehir hayatını biçimlendiren tekno-gündelik hayat ve pratiklerinin, din ile ilişkisine geçebiliriz.

Tekno-Gündelik Hayatta Birey

Modern toplum bireyi, sosyal deneyimlerin ve anlamların sürekli değişen yapısıyla ile karşılamakta, bir yandan kararlar vermeye planlar yapmaya mecbur tutarken, diğer taraftan da yansıma olayına zorlamaktadır. Bu nedenledir ki modern bilinç, haberdar, gergin, ve rasyonelleştirişi bir özelliğe sahiptir. Özgürlük ve güç yetirebilirlilik üzerine[6] inşa edilen egolar, gündelik hayatta karşılaşılan sorunlarla baş etme yöntem ve usulleri konusunda zorlanmakta ve genellikle başarısız olmaktadırlar. İstenilen, arzu edilen hedefe ulaşmak için gerekli olan güç, takat, zaman ve sabrı gösterme anlamında eğitilmeyen modern birey, karşılaştığı sorunun çözüm yollarını öğrendiğinde ciddi gerginlikler yaşamakta, anlamsız tepkiler verebilmektedir. Bu yapının dini davranma biçimlerinde yaşadığı problemli duruşlar fetva sorularından da takip edilebilir. Bir ayet hakkında danışan kişiye, mealin yeterli olamayacağı tefsire bakmak, Hadislerle de takviye etmek gerekir dediğimizde sinirlenerek neden okuyunca anlamıyorum.

Hani Kur’an apaçık bir kitaptı[7]  diye serzenişte bulunabilmektedir. Örnekten de anlaşılacağı üzere modern zihin incelediği, öğrenmek istediği mekanizmanın oturduğu zemini öğrenmekten çok, kendi güç yetirebilirliğini merkeze almakta, buna muhalif durumları dini alanda da olsa pervasızca olumsuzlamaktadır diyebiliriz.

Modern toplumda kişilik bir plan, proje olarak tanımlanmaktadır. Modern kişilik dışa açık olduğundan, biyolojik anlamda olgunluk çağına girerken bile, henüz gelişmesini tamamlayamamıştır. Uzun yıllara tekabül eden kurumsal eğitim ve bunun gündelik hayatta mesafeli yapısı, bireyin hayat-hakikat algısını da etkilemekte ve değiştirmektedir. Doğal akışlara teknolojinin imkanlarıyla yapılan müdahaleler normal’in biyolojik takvimsel duruşunu değiştirmektedir. Tam zamanlı gençlik üzerinden kurgulanan modern kişilik, beden üzerinden de böyle bir yapıyı gerçekleştirmenin yollarına gitmekte ve biyolojik takvimin baskılanımını estetik müdahalelerle gidermek istemektedir. Ne var ki uygulama süreç içinde farklılaşmakta ve bedenin nasıl olacağına dair kurguyu merkeze taşıyarak, erkek ve kadın bedenleri yeniden düzenlenmekte ve toplumsal alanın bu şekilde oluşturulması sağlamaktadır. Burada beden üzerinden yapılan tasarrufları örnek olarak verebiliriz. Bedenin tüm zamanlar için gençlik üzerinden inşası, dini davranma algısı ve biçiminde dönüştürücü etkisi olmaktadır. Medyada beni baştan yarat seanslarıyla ekrana taşınan estetik müdahaleler, sektörel yapının müşterilerini çoğaltmaya yönelik reklamlar olduğu gibi, dini referanslarda da ciddi erozyonlara neden olmaktadır. Yukarıdaki spot cümlenin kurgulanışı gibi… Ayrıca bedenim benimdir her türlü tasarruf hakkı da bana aittir algısı da, kürtajdan-dövmeye kadar beden üzerinde insanın yaptığı kalıcı müdahaleleri normalleştirirken, Allah’ın emaneti algısını kamufle edilmekte, iktidar ve güç alanı insana devredilmektedir. Ve yine bu tasarrufların kalıcı makyaj, kalıcı dövme…vs. şeklinde ifadelendirmeleri hem tekno-gündelik hayatın dilini oluşturmakta hem de bedenin faniliği vurgusu belleklerden silinmektedir. Süreç moda ve estetik sektörünün baskılanımı altında proje bir kişi/lik yolunda hızla ilerlerken fetva sorularında toplumsal alanda yaşanan gerginlikler açığa çıkmaktadır. Kocam askerde bir tatil günü sırtına iki tane korkunç bir ejderha dövmesi yaptırmış. Hem de kalıcı. Şimdi askerliği bitti ama ben o dövmeleri gördüğümde korkuyor ve ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Şimdi yaptığına pişman ama bu sorunumuzu çözmüyor… Vs. Bu anlamda beden üzerine kalıcı tasarruflar, insanın zaman içinde yolculuğunda yaşayacağı mekan ve durumlara dair tasarruflarını da tek tipleştirmektedir diyebiliriz.

Son yıllarda fetva sorularında sıklıkla karşılaştığımız dindar kesimlerin dövmeye teveccühünde işin moda yönü kamufle edilip, Yavuz Sultan Selim örnekliği öne çıkartılarak normalleştirilmesi sağlanırken, durumun tam da tekno-gündelik hayata dair baskılanımı açığa çıkartmaktadır. Ayrıca Çin’de, estetik yaptırdığını gizlediği için hukuka başvurarak karısından boşanan bir iş adımı, tam da tekno-gündelik hayatın proje insanına işaret etmektedir[8]

Bir başka açıdan ise bu uygulamaların kabulünde modern insanın mevcutla kurduğu problemli ilişki/benmerkezci dikkatleri çekmektedir. Mevcudun olduğu gibi kabul edilmesi yerine sınırları çizilmiş bir nasıllığın kabulü, tekno-gündelik hayata dair temaların işleyişini normalleştirirken, hızlandırmıştır da. Çin örneğine biraz da bu açıdan bakmak gerekmektedir diye düşünmekteyim. Bu anlamda hayat hakikat ilişkisinin teknolojik müdahalenin fevkindeki yapısıyla karşı karşıya kalındığında, değiştirilen algının neden olduğu olumsuzluklar bireyi kuşatmakta sonuç depresyona kadar varmaktadır diyebiliriz.

Modern kişilik aşırı derecede ferdiyetçidir. Bireysel özgürlük, özerklik ve birey hakları, en önemli, vazgeçilmez moral değerler olarak kabul görür ve kişiliği oluştururlar. Birey hakları, yaşam tarzını mümkün olduğunca özgür, kendi istediği biçimde planlama hakkı olarak tanımlanmaktadır. Bu temel hak muhtelif modern ideolojiler tarafından da yasallaştırılmaktadır. Modern yaşam tarzının bir mit gibi savunduğu birey/selleşme de din ve algı dünyasını ciddi anlamda etkilemiştir. Burada bilgisi olmadığı halde ayetler üzerine fikir yürütmekten, geleneksel yaşam tarzlarının belirlediği dini davranma biçimlerine kadar çerçeve genişletilirken, ciddi zemin kaymalarının yaşandığı da bir gerçektir. Ne var ki bu durum modern bireyi çok da ilgilendirmemekte gibidir. Bence, benim aklıma göre... Vs. şeklinde uzayan yorumları bu konuya örnek olarak verebiliriz. Arkadaşına verdiği cevabı test etmek için fetvaya yapılan bir danışmada da vatandaşa, ilahiyat eğitimi olup olmadığı sorulduğunda; buna gerek yok ki ben Kur’an Kursu’na gittim, hocalarımız da var denilebilmektedir. Bu zihinde fıkıh/bilgi edinme imkan ve yollarına dair ciddi zemin kayması görülmektedir.

Tekno-Gündelik hayatta İman

Modern dünyanın en önemli ayırıcı özelliği olan teknoloji, günümüzde birçok açılardan tartışılmaktadır. İlk yıllarda yenidünyanın büyüsü olarak kabul edilip, hakkında hep olumlu değerlendirmeler yapılırken, zamanla hem üretim sürecinde hem de belirlediği ve etkilediği sosyal hayat tarzında yaşanan sorunlardan dolayı, bu kanaatler hızla değişmektedir. Bununla birlikte ilk yıllarda sorun teknolojiden çok kullanım tarzındaki yanlışlığa bağlanmakta ve Teknik, hedefler açısından tamamen tarafsız, salt bir araç olarak kabul edilmektedir. Günümüzde de bazı bilim adamları bu kanaatti devam ettirmektedirler.

Tekniğin salt bir araç mesabesinde kabulü, birbiriyle bağıntılı iki yanılgıya: amaçlarla yöntemin tamamen birbirinden ayrılabileceği ve bileşim yanılgısına dayanmaktadır. Oysa bir toplumun teknolojik sistemini, o toplumun kendi niteliğinden ayırmak, ne ideal ne de fiili anlamda mümkündür. Dolayısıyla günümüzde tekniği kendinden kötü olduğunu düşünenlerin sayısı giderek çoğalmaktadır.[9]

Maddi kültürdeki bu muazzam ve gittikçe süratlenen değişmelerin gündelik hayatımızı ne kadar büyük ölçüde değiştirdiği herkesçe yaşanan ve bilinen bir keyfiyettir.[10] Bir diğer ifadeyle makineleşme sosyal bir olgu, kendine özgü bir sosyal düzen inşa etmektedir.[11]  Buradan teknolojinin nasıl ve hangi aşamalarla insanı etkilediği ve değiştirdiğine geçebiliriz.

a)Teknoloji-güç yetirebilme/Kadir-i mutlak: Teknoloji öncelikle güç bağlamında insan- Allah ilişkisini değiştirmektedir.

 İnsan ve beygir gücünün fevkindeki yapısı ile, modern zihinlerde her şeye kadir olduğuna dair bir bilinç gelişimine ve bunun tartışmasız kabulüne neden olmuştur. Burada kadir olmak, her şeye kadir olmak nedir? sorusunu sormak gerekmektedir. Çünkü kadir olmanın ardında topyekun denetim, her nesne ve her koşula egemen olma isteği ya da arzusuna ilişkin bir potansiyel vardır.[12] Oysa bu ne insan ne de yaratımlarının gerçekleştirebileceği bir durum değildir. Burada insanın gücünden, çok tekniğin hedeflediği ve insanı kuşattığı zihinsel ve sosyal alan açığa çıkmaktadır. Bu anlamda tekniğin güce dayanan baskın yapısı, kadir olma yanılsamasını içermektedir. Fakat tekno-gündelik hayatta bu durum yanılsamadan çok gerçeğe tahvil edilmiş ve oluşturulan algı, modern insanın din-inanma ilişkisini ciddi anlamda etkilemiş, değiştirmiştir.  Oysa  dini anlamda kadir/güç sahibi Allah/tır. (Maide 5/120) İnsanın üretimleri/güç ilişkisi, Kadir’in insana verdiği kazanımların bir sonucudur. Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi? Yine de, insanlar içinde, -bilgisi, rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı yokken- Allah hakkında tartışan kimseler vardır. (Lokman 31/20)

İnsan – güç ilişkisinin en üst düzeyde yaşandığı disiplin genetik teknolojisidir diyebiliriz. Bu teknolojide meydana gelen gelişmeler, bütün teknolojik gelişmelerden daha hızlı ve daha tesirli olmaktadır. Bugün insanoğlu artık neredeyse yaratılış sırlarına müdahale eder hale gelmiştir. Genetik mühendislerinin çok farklı canlı nevilerinin hususiyetlerini birbirine monte edip yeni canlı nevileri oluşturma noktasına geldikleri bilinmektedir.[13] Tıp alanında gittikçe gelişen teknolojik imkanlar insanın ifadelerinin de değişmesine neden olmaktadır.

Uzun yıllar çocuk sahibi olmayan bir çift/lerin, son denemelerinde, farklı bir yönteme başvurarak elde ettikleri olumlu sonucu; bana çocuğu teknoloji verdi… Şeklinde tanımlamaları yaşanan problemli duruşa güzel bir örnektir. Ayrıca ileri yaşlarda çocuk sahibi olma arzularında, nikahsız partner üzerinden temin edilen sperm ve yumurtaların kullanılması da, değiştirilen inanma ve dini davranma biçimlerini karşımıza çıkarmaktadır. Bu konuda yurtdışında yapılan uygulamalar da fetva sorularına yansımaktadır. Burada insanın-yaratıcıyla kurduğu bağ bir biçimde kamufle edilerek, teknoloji araç mesabesinden daha üst düzeye taşınmaktadır diyebiliriz.

Teknolojik üretimin isimlendirilmesinde kullanılan akıl da, insanın en önemli özelliğinin araçsallaştırılması anlamına gelmektedir. Akıllı telefon, akıllı seccade, akıllı kalem … vs. Akıllı araçların değiştirdiği zihin ve algı dünyası da hem gündelik hayatı hem de ibadetleri etkilemiştir.

b) Teknolojik üretim aynı zamanda birbirinden bağımsız ve farklı sosyal ilişkilerle içkindir.

Teknolojik üretime ait bilgi edinme tarzı, bileşenlere ayrılabilme özelliğine sahiptir. Bu durum bireyin kişiliğine kadar uzanmakta ve ikili/çoklu bir bilinç oluşmaktadır. Birey kendini birçok farklı yoldan değerlendirme olanağı bulmaktadır. Bir başka ifadeyle modern toplumun çoğulcu gündelik yaşam alanları, bireyleri son derece farklı ve sık sık birbirleriyle çelişik anlam ve deneyim dünyaları içine dahil etmektedir. Çünkü modern yaşam ileri derecede bölümlere ayrılmıştır. Bu bölünmenin sadece gözlenebilir sosyal temaslarda değil, bilinç düzeyinde de önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu farklılaşma ve algı değişiminde, kamusal - özel alan ayırımı ve baskılanımının etkisi büyüktür.[14]

Modern toplumda birey kendi özel yaşamı ile farklı rollerle bağlı bulunduğu kurumlar arasında yaşadığı ikilemlerle birlikte gündelik hayatını inşa etmektedir. Her konumun kendine ait farklı rollerini bilmek ve kuşanmak durumunda kalan birey, bu âlemlerden birinden diğerine sürekli olarak eyleşmektedir.

Bu durumda ayrışmadan etkilenen bireyin[15]  zihin yapısı farkı mekân farklı roller ilişkisini normalleştirmektedir diyebiliriz. Durumu bir fetva sorusuyla örneklendirmek istersek: hem cumaya gidip hem de zina eden adama hanımı bu nasıl oluyor, bu vaziyette Allah’ın huzuruna nasıl çıkıyorsun dediğinde verdiği o başka bu başka cevabı tam da ayrışan zihinlere ait normalleştirmelere işaret etmektedir. Dinin bütüncül, insanı ve alemi kuşatan yapısı bozulmakta, olaylar adeta moleküler bazda ele alınmaya başlanmaktadır. İmanı ayrı, ibadeti, ayrı, ahlâkı ayrı düşünmek gibi… Oysa namaz insanı kötülüklerden alıkoyar (Ankebut:29/45) ayetinde, iman-ibadet-ahlak bütünlüğüne dikkat çekilmektedir.

c) Teknolojik üretimin bir diğer özelliği de maksimum varsayımını içermesidir.

Teknolojik ve ekonomik nedenler üretim sürecinin mantığını sonuçların maksimize edilmesine dayandırmakta ve daha az masrafla daha çok ürün elde etmek amaçlanmaktadır. Daha büyük, daha iyi, daha kuvvetli daha hızlı… vs gibi. Zamanla bu yapı sosyal hayatı da etkileyerek, değer yargılarımız kar dürtüsüyle yer değiştirmektedir. Değerli bir adamın yerini kar yapabilen bir adam, mükemmelin yerini konfor ve ilerleme, hakikatin yerine kuvvet, sevginin yerine tedbir, imanın yerini de akıl almaya başlamaktadır. Özellikle şehir[16] hayatında insanın adeta kaybolduğu, kentin doğal kaynaklarının hilafına çok katlı devasa binalar, maksimum faydanın doymaz iştahasındaki tekno-kent insanına dair davranma biçimini göstermektedir diyebiliriz.

Çevresiyle tabiatla uyumlu insanın sağlıklı bir beden ve ruh halini devam ettirmesini gözeten mimari yapıdan, bugün gelinen nokta tam da bir tekno-gündelik hayatın maksimum baskılanımında ezilen modern insanı açığa çıkartmaktadır. Ben güzel, bakımlı, üniversite eğitimini tamamlamış, işi ve parası olan, insanlara rehberlik eden bir mesleğe sahip hanımın. Yaşım 29. Yıllardır düzgün bir evlilik yapmak için uğraşıyorum ama bir türlü istediğim sonuca ulaşmadım. Allah istediğim kişileri karşıma çıkarmıyor ve benim evlenmemi engelliyor. Bakalım Allah bana nasıl hesap verecek?... şeklindeki bir fetva sorusunu konuya dair bir örnek olarak verebiliriz. Bu zihinde varlıklar hiyerarşisi, imanın kadir-i mutlaka teslimiyet olduğu unutulmaktadır. Zihindeki bu alt üst oluş kişinin aleme, varlıklara, eşyaya bakışını etkilerken tekno-gündelik hayata ait kodlarla şişirilmiş egoların yaşadığı ızdırap görülmektedir. Ayrıca fetva sorularında karşılaştığımız : özellikle ne kadar sevap, ne kadar günah, cehennemde kaç yıl kalınacak… vs gibi soyut ivedilendirmelerden rakamsal değerlere geçişi ifade eden soruları örnek olarak verebiliriz. Meselenin diğer yüzünde ise teknoloji- rasyonelleşme ilişkisi yatmaktadır.

d) Teknolojik üretim aynı zamanda çoğulcu bir yapıyı gerektirmektedir.  Mekan ve zaman değişmediği halde, aynı anda pek çok şey olup gitmektedir. [17] Bu durum üretim süreci ve sonrasında çok ilişkili bir yapıyı karşımıza çıkartırken, gündelik hayat pratiğine de yansımakta ve belirlemektedir. Ürünün merkeze alınıp, insanın ürünün parçası olarak kabul edildiği mekanizmada ancak vitrinlerde ürünün son haliyle karşılaşılmaktadır. Böylece başlangıç-son ilişkisiyle bağı zedelenen insan, sürekli faaliyet halinde ama ne yaptığından habersiz bir konumda salınmaktadır diyebiliriz. Bireyselleşme ve yalnızlığın tekno-gündelik hayatla içkin olmasını da bu çerçevede düşünülebiliriz. Bu yapının etkilediği zihinlerin dini anlamda da ciddi sıkıntılar çektikleri fetva sorularında karşımıza çıkmaktadır… ben ateistim. Allah’a inanmıyorum ama Müslüman kalmak istiyor ve kendimi böyle tanıtıyorum sorusu, tam da çoğulcu dünyanın baskılanımıyla şaşıran günümüz insanına dair bir örnektir.

Medya ve sosyal-medya da bu alanda insanı etkileyen ve belirleyen önemli teknolojik üretimlerdir. Bulunduğu yerden dünyaya açılan insanın zihin dünyası sosyal çevresi, dış mekândan çok kurduğu sanal/iç dünya olmaktadır. Sanal âleme dair üretim biçimleri de süreç

içinde bireyi etkileyip belirleyecektir. Nitekim sanal karakterimi satıp, para kazanabilir miyim ? Şeklindeki fetva sorusu ise, sanal dünyanın dış gerçeklikle kurduğu ilişki yanında değişen dini davranma biçimine de işaret etmektedir.

e) Sürekli değişim; modern birey bir taraftan açık uçlu, biteviye değişime yatkın olurken,

Diğer taraftan kişiliğin sübjektif âlemi, ayağını sağlamca basacağı, güvenilir bir nokta aramaktadır. Sürekli olarak değişen şeyin gerçek varlık/realite olarak kabul edilmesi, modern insanın sık sık kişilik krizinden muzdarip olmasına neden olmaktadır.[18]  Bu karmaşık zihin dünyası modern bireyin din algısı ve ibadetlerine de yansımakta, dinin esas olarak kabul ettiği değişmez kurallar, anlaşılamamakta, hayret ve indirgemeci bir yaklaşımla karşılanmaktadır. Bu anlamda seküler algının yedeğindeki modern zihinlerde dinin rükünleri ciddi sarsıntı geçirmektedir diyebiliriz. Burada; Annem namazında abdestinde bir öğretmendi. Ama emekli olunca değişti. Sıkılmayayım diye katıldığı grupta namaz kılmasını eleştirmişler hepsini bıraktı. Çok üzülüyorum nasıl davranmalıyım ne tavsiye edersiniz?...vs şeklindeki fetva sorusu modern şehrin sosyal yaşam alanlarının din ile ilişkisi ve buna dair baskılanıma güzel bir örnektir diyebiliriz.

Tekno-Gündelik Hayatta İbadet

Mantığı verimlilik olan teknolojik üretim ve bürokrasi aynı zamanda modernliğin de araçlarındandırlar. Modernizasyon, teknolojik üretim ve bürokrasi[19]  sosyal değişimin ilk temsilcileridir. Bir diğer ifadeyle modernizasyon, teknoloji vasıtasıyla ekonominin değişiminde kök salmış bir müesseseler kümesinin büyümesi anlamına gelmektedir. Devamında çağdaş kent ve sosyo-kültürel çoğulculuk gelmektedir.[20] Burada modern bilinci belirleyen ve düzenleyen taşıyıcıları saymak gerekirse:

a)Modern şehir günümüz modern bilincinin bağımsız bir taşıyıcısı olarak kabul edilmektedir. Bir anlamda modernleşmeyi sağlayan ve devam ettiren önemli bir imkândır. Yoğun insan popülasyonu, şehrin farklı sınıf ve etnik kökenden oluşan çoğulcu yapısını oluşturmaktadır. Şehirde modern bireye hızla bir sınıftan diğer sınıfa geçme olanağının tanınırken[21] algı ve kabuller yanında din ile ilişki de hem farklılaştırmakta hem de değiştirmektedir diyebiliriz.

Herhangi bir toplumda modernlik çok büyük kentlerin oluşmasını amaçlamıştır. Ortaya çıktığı yıllardan bu yana şehir son derece farklı insanların ve insan gruplarının bir diğer ifadeyle birbirinden farklı dünyaların buluşma yeridir. Bu özellik bir yandan şehirde yaşayanları daha bir kentli olmaya mecbur tutarken, diğer yandan da realiteye farklı yaklaşım yollarında bir gelişmişliğe zorlamaktadır. Kendi yaşam sitilini, tarzını yaratan şehir, umumiyetle toplum için de bir standart oluşturmakta, kitle iletişim araçlarıyla ülkenin en ücra köşelerine taşıyarak şehre ait kodların yaygınlaşması ve kabulünü normalleştirmektedir. Bu durum modern yaşam tarzına ait kodlarının küçük bir kasaba hatta köy de gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Bilincin bu şekilde kentleşmesinde, modern kurumsal eğitim ve kitle iletişim araçlarının rolü tartışılmaz. Sürekli iletişim araçlarıyla bir arada bulunmak, şehirleşen bilinç anlamına da gelmektedir. Bu süreçte çoğulculuk da esastır. Birey nerede olursa olsun, çok yönden gerekli ve gereksiz ayırtına varamadığı bilgi ve haber bombardımanı altında yaşarken, genişleyen zihin dünyası ile, ev’e/alem dair bütünlük ve akla yatkınlık iyice zayıflamaktadır.[22]

Şehrin çok katmanlı ve genelde birbiriyle çelişen farklı sosyal dünyalarla bir arada yaşamak şeklinde dizayn edilen gündelik hayatı, demokrasi ve gelişme gibi değerlerle yasallaştırılarak hem korunmakta hem de tartışmasız kabulü sağlanmaktadır.[23]  Bu yapının dini davranma biçimleri açısından insanı kollayan yönü kadar, muhalif durumlarda yaşanan gerginlik de önemlidir. Cuma namazının mesai saatleri içinde olması[24] kurumsal yapı ibadet ilişkisi arasında kalan günümüz modern insanına dair ciddi baskılanımlardandır. Dini anlamda sıkıntı olmasın diye uzun nişanlılık döneminde yapılan nikahlar/dini evlilikle sonuçlanmadığında da ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Nişanlıyken dini nikah yaptırdık günah olmasın diye ama kavga edip ayrıldık. Sonra herkes kendi yolunu çizdi, başkalarıyla evlendi çocuklarımız oldu. Geçen gün televizyondaki hoca dini nikahtan boşanmadan başkasıyla evlenemez deyince uyandım. Biz ayrıldığımızda boşanma falan olmamıştı. Hoş bizi kim

boşayabilirdi ki! Ne yapmam gerekir.?...vs. gibi. Bu anlamda modern şehir - gündelik hayat ilişkisinde hukuk tarafından tanımlanmayan durumlar bireylerde ciddi gerginliklerin yaşanmasına neden olmaktadır diyebiliriz.

Modern şehrin düzenlenişinde -mimari yapıdan kurumsal işleyişe kadar – din ve dini davranma biçimlerinden arındırılmış olması esas alınmaktadır. Bu yapıda din özel alanın konusudur. Bu düzenleniş toplumda bir çok karışıklığa neden olurken, bireyin zihin dünyası ve algısını da etkilenmektedir. Özellikle iş/kurum, mekan ve ortamlarının ibadete uygun olmayan yapısı yanında, gündelik hayatta dış mekanı kullanma biçimlerinde de sıkıntılar yaşanmakta, çoğunlukla da ibadetten feragat edilmektedir. Oysa ibadetler vakit ile sabittir. Ve insanın ibadetini kazanca dönüştürme imkanı da, bütün rükünleriyle yerine getirmesiyle mümkündür. Hastamız var. Hadi o ameliyat oldu, dikişleri var, ama ben refakatçiyim. Namaz kılacak yer yok. Tam odanın bir yerinde namaza duruyorum, sağlık elemanları giriyor, hemşire kızıyor. Bu nasıl iş hem hastalığımıza hem de yok yere kaçan namazlarımıza üzülüyoruz. Bu konuda ne önerirsiniz.?...vs. Sorudaki mekan örnek olarak verilmiştir dolayısıyla bütün kurumlar için düşünülmelidir.

Şehrin ibadetten uzak ve ibadeti dönüştürücü yapısı meslekî bazda da hissedilmektedir. Ben kuryeyim. Sürekli çantam bileğime bağlı motosikletle dış mekânda dolaşıyorum. Namaz kılabilirim ama çantayı bileğimizden çıkarmamız yasak. Çantayla namaz kılmak da olacak gibi değil. Bu durumda oturarak namaz kılsam olur mu?... Cinsel içerikli mesaj yayınlayan hatlarda çalışıyorum. Ramazan geldi oruç tutsam, günah mı, kabul olur mu?... vs. Bu anlamda bazı mesleklerin ibadete mesafeli yapısı, insan- ibadet ilişkisini olumsuz etkilemekte ve ciddi gerginlikler yaşanmasına neden olmaktadır.

Teknolojik üretim ile ilgili temalar bireyin zihin ve duygu dünyasını hem etkilemekte hem de değiştirmektedir. Bu durum modern zihin ve algı kalıplarının oluşması sürecinde bireyin değişim ve dönüşümünü belirlerken, süreçten etkilenen sosyal ve dini ilişkiler ağı da farklılaşmaktadır. Modern zihinde rasyonellik, kişinin günlük yaşamında anlamlandırıp değerlendirdiği fonksiyonel rasyonelliktir. Böylece rasyonel olmayan alanın gittikçe azalması veya soyut alanın da rasyonel kodlarla değerlendirilmesi sürecini başlatmaktadır. Fetva sorularında, ne kadar günah, sadece tevbe mi, Cehennem de ne kadar, kaç yıl kalınır …vs şeklinde sık sık karşılaştığımız sorular modern zihin- rasyonellik ilişkisinde yaşanan sıkıntıları açığa çıkarmaktadır. Bu algı aynı zamanda kulun Allah’a en yakın olduğu ve onunda iletişime geçtiği ve başka hiçbir canlının müdahil olamayacağı tövbe/nin gerçek anlamıyla anlaşılmasını da engellemektedir. Nitekim fetva sorularına cevap olarak tövbenin gerektiği söylenildiği durumlarda karşılaştığımız, sadece o kadar mı şeklinde hayret nidalarını örnek olarak verebiliriz. Bu anlamda Allah- kul ilişkisinin karşılıklılık yönünü en iyi anlatan ve kul olma bilincini teyid ettiren kavramlardan biri olan tövbe, tekno-gündelik hayat - rasyonalite

İlişkisinde yaşanan değişimle, ciddi anlamda etkilenmekte ve inandırıcılığı azalmaktadır diyebiliriz.

b)Teknolojik yapıda realite, birbirileri ile nedensellik bağı ile bağlı ve zaman – uzay yapıları ile ilgili, açık seçik şekilde ayrılabilen bileşenlerden oluşmaktadır şeklinde kabul edilmektedir. Bu kabul gündelik hayatta insanın ve yaşamının bir parçası olmakta ve sembolik evreni kuşatan tema haline dönüşmektedir. [25] Dolayısıyla bu yapının dönüştürdüğü zihinsel algıda din ve ibadetlere de etkilenmekte ve gerginlikler yaşanmaktadır. Mesela, ibadetlerin değişmeyen tarzına rağmen niyet üzerinden yapılan sünnet-farz ayrımının anlaşılmasında yaşanan sıkıntı gibi. Sünnet namazlara nasıl niyet edeceğiz? Mesala; Niyet ettim Allah rızası için öğle namazının sünnetini kılmaya şeklinde. Ama onu peygamber koymuş niye Allah rızası diyoruz ki? Vs. Bu algıda ibadet- Allah ilişkisi kadar, sünnet- Peygamber ilişkisi de yanlış kurgulanmakta ve ciddi zemin kayması yaşanmaktadır. Bunun yanında modern aklın, bilgisi olmayan konularda pervasızca dolaşımı da dikkat çekicidir.

c)Teknolojik üretimin çok ilişkili dünyasından, sosyal yaşamın ve bilincin diğer alanlarına çok rahat geçişler yapılarak gündelik hayatla ilişkilendirilmektedir. Bu durum zihnin bütünle ilişkisini zayıflatarak kamufle etmektedir. Dini anlamda kavramsal çerçeve, zemin, illet ayet, hadis… vs. gibi referans zeminleri bu çok ilişkili dünyada kaybolmaktadır. Teknolojinin imkânlarına ait nimetlere sahip olmanın yanında, bilgi boyutu da vardır. Toplumsal olarak yürütülen bilgisizlik diyebileceğimiz ‘bilgi fakirliğinin bir kere farkına varıldığında, onun tezahürlerini birçok yerde görmek mümkündür.[26] Nitekim; Farz namazlar sünnet namazlardan daha önemli değil mi. O zaman neden vakit namazlarında önce sünnetler kılınıyor. Ben bundan sonra farzları önce, sünnetleri sonra kılacağım… Namazda Fatiha’yı okumak vacip değil mi? Evet. Bir arkadaşım namazda fatihayı okumuyormuş ben de onun gibi yapacağım. Olmaz Fâtiha okumayanın namazı yoktur.[27] diyor Hz. Peygamber. Ama vacip olan yapılmadığında namaz bozulmuyor. O zaman benim namazım olmamış mı oluyor? vs. şeklinde son yıllarda fetvaya gelen soruları bu konuya örnek olarak verebiliriz.

Tekno-gündelik hayat insanın hakikatle ilişkisini ve iletişimini de değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Bir anlamda eylem ile insanın arası açılmakta, eylem-makine ilişkisiyle bütünleştirilerek insan safdışı bırakılmaktadır diyebiliriz. Tekno-gündelik hayatın merkezine konan kolaycılık ve mükemmellik bir başka açıdan ibadet yapan/insandan, ibadet eden/ makinaya doğru yönelmeyi sağlamakta ve süreç içinde bunu normalleştirecek konuma gelecek gibi gözükmektedir diyebiliriz. Bu yapının neden olduğu yanılsamada insan, ibadeti yapan konumdan seyreden konuma inerken, teknoloji yapılan eylemi/ibadeti, daha güzel algısıyla dönüştürmektedir. Bu anlamda yanılsama ibadet-insan ilişkisini çok katmanlı olarak değiştirmekte ve dönüştürmektedir. Teknolojik üretimin isimlendirilmesinde kullanılan akıl aynı zamanda insanın en önemli ve ayırıcı özelliğinin araçsallaştırılması anlamına da gelmektedir. Akıllı kalemlerden akıllı seccadelere kadar bir dizi teknolojik üretim insan- ibadet ilişkisini tamamen ters yüz etmektedir. Kızım ben yaşlıyım, bildiğim sure sayısı da az. Şimdiye kadar iki duayla namaz kılıyordum ama oğlum akıllı seccade almış, vakit gelince açıyorum onun üstünde namaz kılıyorum olur mu?... Özellikle yaşlılarda daha iyi okuduğu için tercih edilen akıllı seccade de kılınan namaz, tekno-gündelik hayatta ibadetin insandan araca tahvilini gösteren en iyi örneklerden biridir. Oysa bütün teknoloji ürünlerinin ibadetlerde kullanımı eğitim amaçlı olmalıdır. Akıllı kalemleri de bu zaviyede değerlendirmek gerekir. Kızım ben Kur’an okumasını bilmiyorum. Geçenlerde bir tanıdık bana kalem getirdi, Kuran satırlarına tuttuğumda okuyor. Çok sevindim. Kalemi satırlara tutarak Kur’an’ı tamamlasam hatim olur mu?...vs.[28] Burada geleneksel toplumda Kur’an okumasını bilmeyenlerin uyguladıkları her satıra ihlas okuyarak yapılan ihlas hatmi, tekno-gündelik hayatta akıllı kalemlere devredilmekte gibidir. Bir farkla ki orada ibadeti yapan insan olurken, tekno-gündelik hayatta ibadet araca tahvil edilmektedir. Bu anlamda insanın gönüllü olarak ibadet yapmaktan vazgeçmesi, teknolojinin büyülü dünyasının sunduğu yanılsamayla mümkün olabilmektedir. Ayrıca geleneksel algıyla benzerlik üzerinden kurulan süreklilik, mahiyet açısından ise tam bir alt-üst oluş bulunmaktadır.

d) Teknolojik yapıda realite, problem çözme yaklaşımı olarak kabul edilmektedir.

Böylece mutlak anlamda yapılabilir ve çözüme ulaşılabilir algısı benimsenmektedir. Bir diğer ifadeyle yaşam sürüp giden bir problem çözme olayı olarak tanımlanmakta ve çözülemeyen durumlar da görünür alanın dışına itilerek gündelik hayatla arasına mesafe konulmaktadır. Bu konuya kürtaj sorularından örnekler verebiliriz. Dini anlamda Allah’ın takdiri olarak kabul edilen yaşam, tekno- gündelik hayatta insanın talepleri düzeyine indirgenmektedir. Planlamadığımız ve korunduğum halde hamile kaldım. Bu bebek hayatımı birkaç yıl geriletecek. Kürtaj olsam çok mu günah… Bu anlamda hayat ve hakikatin insan planlarının fevkinde yapısı, modern kodlarla inşa edilen bireylerde kamufle edilerek yaşam hakkına müdahale normalleşmektedir diyebiliriz. Bebeğim dört aylık ama özürlü. Beyim istemiyor, büyük sorumluluk diyor. … da özürlü hayatını nasıl devam ettirecek kürtaj olmalısın diyorlar. Kürtaj olsam çok mu günah… vs.

Bu algıda kürtajın, en erken oluşan canlının yaşam hakkına müdahale olduğu kamufle edilirken, tekno-gündelik hayatın arızalı durumlardan arındırılmış steril düzenlenişine yaptığı katkı da açığa çıkmaktadır. Bu anlamda hem disiplinler hem de hukuk tarafından korunan hayat hakkı, tekno-gündelik hayatta anne karnındaki çocuk için kabul edilmemekte ve müdahale/kürtaj normalleşmektedir diyebiliriz. Yaşam ve ölüm bu seküler algı dünyasında artık hakikatle bağını yitirmektedir. Nitekim yakın geçmişte Zincirlikuyu mezarlığının kapısına yazılan Her canlı ölümü tadacaktır (Ankebut: 29/57) ayeti trafikte sıkışan fanileri çok rahatsız ettiğinden gündem oluşturulmuş ve kaldırılması teklif edilmişti. Bu merkezde değişen algıyla insanın ölüm[29]  ve ahiret ilişkisi altüst olmakta, ölüm gündelik dilde daimi uyku[suna geçti] şeklinde estetize edilerek ifade edilmektedir. Bu değişimden sünnetin belirlediği geleneksel cenaze teşyi de etkilenmekte adeta belleklerden silinmektedir. Nitekim yaşanan gelişmelerin gittiği noktayı fark eden ve beni tekbirlerle gömün diye vasiyet eden Cem Karaca dönemin medya aktörlerince[30]  anlaşılamamış, geçiştirilerek haber yapılmıştır. Ve yine yakın günlerde vefat eden Müzeyyen Senar’a vasiyeti gereği mezarı başında Ehl-i aşkın neşvegahı kuşe-i meyhanedir[31]  şarkısı dinletilmiş, Kayahan’da[32] deniz gören bir kabre defnedilmiştir. Bu teşyi örnekleri ölümün, tekno – gündelik hayatta değişen anlam ve algısını göstermektedir diyebiliriz. Oysa dini anlamda insanın ölümüyle ahiret hayatı başlarken, berzah hayatı da ilk duraktır. (Tirmizi, Zühd, 5).

Bu hayat bedensel olmaktan çok ruhsaldır. İnsanlar öldükten sonra iman ve amellerine göre kıyamete kadar ruhani olarak ayrı bir hayat yaşamakta ve kabir müminler için cennet bahçelerinden bir bahçe, inkarcılar için cehennem çukurlarından bir çukur olmaktadır.[33]

e) Modern yaşamın esas temalarından biri de çoğulculuktur. Tekno-gündelik hayatta toplumsal alan çoğulculukla inşa edilirken, ortak sembolik evrenin yaratılması giderek güçleşmektedir. Farklı realiteler tanımlanıp ve son derece farklı biçimlerde yargılanırken, bunların tamamını sarıp sarmalayacak olan dünya görüşünün inşası gittikçe zorlaşmakta ve inandırıcılığı zedelenmektedir.[34] Din hem birey hem de toplumda hayati rol oynamaktadır. Toplumun kabul ettiği değerler ve inançlar, bir diğer ifadeyle gündelik hayatın manevi anlamlar dünyası, din ve onun etkilediği, belirlediği gelenekten beslenmektedir. Sosyolojik ve sosyo-psikolojik açısından da din insanın evrende kendini evinde hissetmesini sağlayan kognitif ve normatif yapı olarak tanımlanmaktadır. Sosyal yaşam dünyalarının çoğulcu yapısı din alanında da son derece etkili olmakta, yüzyıllardır devam ede gelen din – toplum hayatı ilişkisi, günümüzde çoğulculuk tarafından ciddi bir biçimde tehdit edilmektedir. Bireyselleşmenin de etkilediği bu yaklaşım dini kabullerde hatta ibadetlerde ciddi deformasyona yol açmaktadır diyebiliriz. Nitekim fetvaya gelen bir soru bu konuda örnek olarak verilebilir. Sadece ihlasla namaz kılsam olur mu?, Neden diğer duaları bilmiyor musunuz?. Biliyorum ama ben namazımda sadece Allah’ı anmak istiyorum. Sadece Allah’ın anıldığı surede ihlâs olduğundan her rekatta ihlas okumak istiyorum… vs. Burada modern kentin çoğulcu yapısında sıkışan zihnin, çıkış yolu olarak belirlediği yöntem açığa çıkarken, yapılan çıkarsamanın fıkıh açısında yanlışlığı çok da önemsenmemekte, dolayısıyla dini davranma biçimleri ve ibadetlerde yaşanan deformasyon açığa çıkmaktadır. Hz. peygamberin örnekliğinde görmediğimiz bu durumu, büyük bir duygulanımla istiyor olmak, modern birey-ibadet ilişkisinde ki değişimi göstermesi açısından dikkat çekicidir. İbadetlerde örnekliğimiz Hz. Peygamberdir. Ve Resullullah (sav) "Beni (namaz kıldığımı) gördüğünüz gibi, siz de öylece namaz kılınız."(Buhârî, Ezân, 18) buyurmaktadır.

f) Teknolojik temalardan biri olan gelişmek, terakki bağlamında ele alınan bir faaliyettir ve mutlak anlamda maksimum karı içermelidir. Bu ise birey zihninde her şey daima geliştirilebilir, görüşüne bağlı olarak bir kararsızlık temayülünün doğmasına neden olmaktadır. İlerleme saikiyle kurgulanan durum, yapılabilirlik kavramıyla da birleşince dünyanın daha da ileri doğru gitmekte olduğu şeklinde bir algıyı normalleştirmektedir. Bu zamanda, teknolojinin hızına rağmen… vs gibi ön koşullarıyla kurulan cümleler, tekno-kentin gündelik hayata dair dili oluşturmaktadır. Modern kentin kirli havası, bir türlü yok olmayan atıklarıyla insan yaşamını tehdit eden yönü ise tekno-şaşaa ile ötelenmektedir. Bu yaşama biçiminin neden olduğu tıbbî ve manevi rahatsızlıklar, toprağa daha yakın bir hayat, organik tarım ve manevi-ruhsal terapilerle aşılmaya çalışılmaktadır. Hız ve haz kıskacındaki modern kent insanına psiko-tedavi amaçlı yapılan çağrılar yavaşla şeklinde olmaktadır. Yavaşla ve[35] günün bir miktarında kendine zaman ayır, kabulünün dini literatürde karşılığını namaz kıl şeklinde düşünülebiliriz. Bir diğer ifadeyle modern kentin hız ve karmaşasına, Rabbi’ni anma molası vererek, vakit, anma ve hatırlama ilişkisine dahil ol. Hatırlama/zikre dair süreklilik hikayenin güncellenmesi ve insanın kendini evinde hissetmesini de sağlayacaktır. … Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur. (Ra’d: 13/28) ayeti de bu duruma işaret etmektedir. Ayrıca yaklaşım modern kentin ibadetten uzak düzenlenişine bir meydan okumadır. Bu sayede insanın muhalif yönü ibadet/eylem üzerinden devam ederek süreklilik kazanmaktadır.

Tekno- Gündelik Hayatta Ahlâk

Teknolojik gelişmeler süreç içinde modernizasyonu, bir diğer ifadeyle gündelik hayatın teknolojiyle yeniden düzenlenmesine neden olmaktadır. Nitekim modernizasyon Batı dünyasında oluşan teknolojik medeniyet’le beraber gelişen bir olaydır. Bu durum teknolojinin hem kurumsal hem de sosyal hayatı düzenlemesi, olarak da düşünülmelidir. Bir diğer ifadeyle teknolojinin hakimiyeti altında bir yaşam pratiğinin düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Modernizasyonla geleneksel toplumun yapıları tümüyle değiştirilmekte ve tam bir altüst yaşanmaktadır. Geleneksel dünyada kozmik ve manevi dünyasıyla uyum içinde olan insan yalnızlaşarak, tabiat, çevre ve kendisine yabancılaşan bir varlık haline gelmektedir. Bu durumda aidiyet kavramı ve insanın ait olma ihtiyacı da deformasyona uğrayarak bir nevi evsiz, yurtsuz, tek başına kalmaktadır. Bu ortamdan aidiyet-ibadet ilişkisi de etkilenmektedir.

Zaman mekan ve cemaat birliğinin olduğu ritüellere, teknolojik araçların müdahalesiyle, ibadet-insan- huşu ilişkisinin zedelendiği görülmektedir. Kabe ve Ravza’dan ibadet anında gönderilen resimler veya telefon görüşmeleri, tekno-gündelik hayat-ibadet ilişkisindeki deformasyonlara örnek olarak verebiliriz. Metafta tavaf yaparken Rabbinin huzurunda hayatını gözden geçiren, muhasebesini yapan müslümandan, face veya twittera çektiği hacerü’l-esved resimlerini yükleyen veya telefonda konuşan hacılara doğru evrilme, tam da tekno-gündelik hayatın ibadetlere müdahalesi ve değiştirmesine örnektir. Bu anlamda teknolojinin görünürlülük ve ulaşımda sağladığı hızın cazibesi, ibadetin huşu ve anlamını bozarken, yapılanın normalleştirmesi de sağlanmaktadır diyebiliriz.

Toplum hayatında sosyal ilişkiler, sosyal yaşam dünyası sakinlerinin değer yargıları tarafından inşa olunmaktadır. Bununla birlikte modern şehrin çoğulcu yapısı geleneksel kavramların zeminini de etkilemiş ve değiştirmiştir. Geleneksel toplumda önemli ve güçlü bir değere sahip olan şeref ve iffet, modern dünya algısında statü kaybına uğramaktadır. Bu kayıpta kanunsal düzenlemelerin etkisi de yadsınamaz. Günlük yaşamın dünya görüşü de, realitenin yasal tanımıyla örtüşen bir duruma doğru evrilmektedir[36]. Fetva sorularında son yıllarda sayıları hızla artan pornografi-insan ilişkisini buna örnek olarak verebiliriz. Kocam eve gelir gelmez odasına çekiliyor ve bilgisayar başında geceliyor. Geçen gün kontrol ettiğimde hep kötü sitelerde dolaştığını gördüm. Akşam bunun günah olduğunu söyledim ama vazgeçmiyor, hatta daha fazla müdahale edersem bana da izletmekle tehdit etti. Ben de bıraktım artık günah mı?... vs. Ayrıca pornografi şiddet ilişkisinin tekno-gündelik hayatta medya araçları tarafından dolaysız salınımı da günümüzde önemli bir sorunsal olarak karşımızda durmaktadır.

Tekno-gündelik hayatta şeref kavramı da eski anlam ve konumunu kaybederken, yerine itibar kullanılmaktadır. Böylece itibarla hem maddi hem de medyatik fenomen olma düzeyine çekilmektedir. Bu kavramların giderek yok olması, ahlâki değerlerin bayağılaşarak normalleşmesine neden olmaktadır. Ayrıca medyanın dönüştürücü ve aklayıcı yönü de bu süreci beslemekte, medyatik olmak başlı başına bir değer gibi kabul edilmektedir. Bu anlamda medyatik olanın yapıp etmeleri de, toplumsal değerlerin hilafına bile olsa doğru kabul edilmektedir. Bu yapıda toplumsal baskılanımdan çok, medyatik baskılanım söz konusudur. Baş tacı edilen veya masumlaştırılarak, sevimli hale getirilen çarpık ilişkiler, mafya, kumar…vs medya programlarından, her an gündelik hayata dahil edilmektedir. Racon, mafya ahlakı… vs. şeklinde sunulan resim ile, hem kanunsuz ilişkiler aklanmakta, hem de toplumsal algı değiştirilerek yeniden düzenlenmektedir. Dini davranma biçimleri ve ibadetler de bu yapıdan etkilenmektedir. Gayri meşru ilişkilerin medya masumiyeti altında normalleştirilmesi de, tekno-gündelik hayatın pratiklerindendir. Fetva sorularında artan sayıda görülen zina sorularını, bu mekanizmanın bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz. Gerek ev içi ilişkiler ağında veya kurumsal ilişkilerde veya sosyal medya bağlantılarında yaşanan gayrimeşru ilişkiler, son yıllarda giderek artmaktadır. Modern gündelik hayatın haz ve eğlence merkezli inşa edilişinden, dindar bireyler de etkilenmekte, bir anda nefsi hoş tutan mekanizmaların kucağında kendilerini bulabilmektedirler. Evli veya dindar olmak da bu konuda yeterli olmazken, kişinin duyduğu pişmanlık yanında, nasıllığını da anlayamadığı bir girdabın içinde durumun telafisine dair arayışlara girdiği fetva sorularına yansımaktadır. Ben çalışan evli ve dindar bir bayanım. Formasyonum da bu alanda. Ama hayat işte nasıl oldu anlayamadım çalıştığım yerde bana çok ilgi gösteren, iltifat eden, beni adam yerine koyan birisiyle ilişkiye girdim. Ve o günden beri de yaşamıyorum sanki. Ne yapacağımı bilemiyorum. Yaşananları ne kendim anlıyorum ne de anlamlandırıyorum…vs.

Kişinin, medyanın tek anlamlı ilişki paketi olarak lanse ettiği haz merkezli baskılanımı karşısında, medya modelleriyle benzeşme ilişkisine girerken, dini kabuller kamufle edilmekte, adeta arasına mesafe konmaktadır. Bir diğer ifadeyle modern gündelik hayatta dinin olumsuzladığı gayri ahlaki ilişkiler, hem çoğulcu yapı hem de medya, sosyal medya ilişkisiyle normalleşme yolunda hızla ilerlemektedir diyebiliriz.

Sonuç; olarak tekno-gündelik hayatta teknolojinin hâkim kıldığı argümanlardan hem dini algı ve kabuller hem de ritüeller etkilenmekte ve değişmektedir. Bu değişimin zaman içinde dini anlamda daha da ciddi sonuçlara neden olacağı bir gerçektir. Belki de yakın zamanda yarattığım karaktere namaz kıldırırsam ben muaf olur muyum sorularını da duyabiliriz. Makalemi yaşadığım bir olayla örneklendirerek bitirmek istiyorum. Seksen ihtilalinin baskılanımın yavaş yavaş azaldığı 1983-84 yılında, bir grup arkadaşla İsmet Özel’i imza gününde Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne davet etmiştik. İsteğimizi geri çevirmedi ve belirlenen gün ve saatte geldi. Ders sonunda boşalan bir sınıfta Sn. Özel’i bir saat kadar dinledik. Aklımda kalan bir kaç cümleden biri de araba camiye gitmez olmuştu. Tabi o gün direksiyonda kim bulunuyor ve nereye gitmek istiyorsa araba da oraya gider mantığı üzerinden yaptığımız itirazlar işe yaramadı ve İsmet Özel tezinde ısrarcı oldu. Yıllar yılları kovaladı derken geçen sene bir fetva danışmasında… birkaç gün önce eşimle otobanda gidiyorduk. Arabayı beyim kullanıyordu. Öğle vakti beyim arabayı kullanmaya devam ederken ben imam olacağım sende cemaat, bana uy da öğleni kılalım dedi. Ben de dediğini yaptım ama içime sinmedi. Böyle namaz olur mu?, kaza mı etmeliyim…vs. sorusuyla karşılaşınca, birden İsmet Özel’in cümlesini hatırladım. Gerçekten de araba camiye gitmediği gibi namazı da değiştiriyor, başka bir forma sokuyordu[37]. Bu anlamda tekno gündelik hayat dini düşünme ve davranma biçimlerimizi değiştirmektedir. O halde burada neyimizi korumalıyız? sorusu önem arz etmektedir. Kendimizi korumalı ve kullanacağımız argümanlar dini ritüel olarak vaaz edilen kadim anlamlar, eylemler olmalıdır. Böylece sürekli yenilenirken, köklerimizden de kopmamış oluruz. Burada bize gerekli olan tema edep olacaktır. Bu anlamda edep bizi geçmişe çağırıp, köklerimize bağlarken, … şüphesiz sen büyük bir ahlak üzerindesin (Kalem, 68/4) ayeti yolumuzu aydınlatmakta ve Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim[38] 38 diyen Hz. Muhammed (sav)’in eylemi süreklilik kazanmaktadır.

Nevin Meriç 7.1.2015 – 5.4.2015

Kaynakça

ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar Temmuz/July 2012, 5 (2),

Azizüddin Nesefi, Tasavvufta İnsan Meselesi-İnsan-ı Kamil, çev. Mehmet Kanar, İstanbul: Dergah Yay, 1990

Cornelius Castoriadis, Dünyaya, İnsan ve Tabiata Dair, İstanbul : İletişim Yayınları, 1993

Dindar Bir Doktor Hanım Ayşe Hümeyra Ökten, hazırlayan , Nevin Meriç, İstanbul: Timaş, Yayınları, 2011

Henri Lefebvre , Modern dünyada gündelik hayat/1991, trc. Işın Gürbüz, İstanbul : Metis, Yayınları, 1998.

İnsan ve teknoloji. / der. ve çev. Taha Kılıç. -- İstanbul : İnsan Yayınları, 1992.

Kemal Sayar , Geçmişin Bilgeliği Bugünün Psikoterapisiyle Buluşabilir mi?, Defter, Kış 1999, yıl, 12, sy 35

Kemal Sayar, Yavaşla , illüstrasyon Cem Kızıltuğ, İstanbul : Timaş Yayınları, 2009

Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, Modernleşme ve Bilinç, çev. Cevdet Cerit. İstanbul : Pınar Yayınları, 198

Şahin Uçar, Kültür Teknoloji ve Sanat Yazıları, İstanbul: Domino Yayınları 2007

http://www.haberturk.com/polemik/haber/789427-dunya-bu-davayi-konusuyor

http://www.fetva.net/yazili-fetvalar/ben-guzel-ahlaki-tamamlamak-icin-gonderildim-hadisisahih- midir.html

http://www.hadisler.com/yazdir.asp?id=2634

https://fetva.diyanet.gov.tr/SoruSor/SoruSor.aspx#.VRatOY6GN9k

http://www.sabah.com.tr/gundem/2011/05/10/zincirlikuyudaki-ayet-mealini-kim-yazdirdi

http://www.habervitrini.com/magazin/cem-karacadan-ilginc-vasiyet-117734

http://www.milliyet.com.tr/muzeyyen-senar-a-veda--gundem-2011502

https://fetva.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/35773/berzah-hayati-ne-demektir

http://www.takvim.com.tr/guncel/2015/04/05/meleginden-son-bakis



[1] % ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde 1 Diyaloglar, Temmuz/July 2012, 5(2), 95-96

[2] 2 Azizüddin Nesefi, Tasavvufta İnsan Meselesi-İnsan-ı Kamil, çev. Mehmet Kanar, İstanbul: Dergah Yay, 1990, s.14.

[3] 3 Kemal Sayar , Geçmişin Bilgeliği Bugünün Psikoterapisiyle Buluşabilir mi?, Defter, Kış 1999, yıl, 12,sy 35, s. 155

[4] Dindar Bir Doktor Hanım Ayşe Hümeyra Ökten, hazırlayan , Nevin Meriç, Timaş Yayınları: İstanbul 2011

[5] Henri Lefebvre , Modern dünyada gündelik hayat/1991, trc. Işın Gürbüz, İstanbul : Metis Yayınları, 1998

[6] Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, Modernleşme ve Bilinç, çev. Cevdet Cerit. İstanbul : Pınar Yayınları, 1985, s. 92

[7] "Biz sana her şeyi apaçık beyan eden kitabı indirdik."(Nahl, 16/89)

[8] Eşim estetikli olduğunu benden sakladı, çocuğum çirkin doğdu' diyerek boşanılır mı? Çin'de çok güzel olduğu için evlendiği kadının aslında bir estetik harikası olduğunu, doğan kızının çirkin olmasıyla öğrenen koca Jian Feng, önce boşanma davası açtı, ardından da karısını 120 bin dolar tazminat ödemeye mahkum ettirdi. Zafer Akbaş - Magazin - Sedef Şenkal Demir AHT. Habertürk 30 ekim 2012 http://www.haberturk.com/polemik/haber/ 789427-dunya-bu-davayi-konusuyor

[9] Cornelius Castoriadis, Dünyaya, İnsan ve Tabiata Dair, İstanbul 9 : İletişim Yayınları, 1993, s. 212

[10] Şahin Uçar, Kültür Teknoloji ve Sanat Yazıları, İstanbul: Domino Yayınları 2007, s.12

[11] İnsan ve teknoloji, der. ve çev. Taha Kılıç, İstanbul: İnsan Yayınları, 1992, s. 26

[12] Cornelius Castoriadis, a.g.e., s 212

[13] Şahin Uçar, a.g.e.,s.21

[14] Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, a.g.e, s. 46

[15] a.g.e, s. 78

[16]der. ve çev. Taha Kılıç, a.g.e, s. 44.

 

[17] Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, a.g.e., s. 49

[18] A.g.e., s. 92

[19] A.g.e., s. 54

[20] A.g.e., s. 20

[21] A.g.e, s. 120

[22] A.g.e, s. 80

[23] A.g.e, s. 81

[24] Son yıllarda yapılan iyileştirilmelerle soruna bir nebze çözüm bulunmuştur.

[25] Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, a.g.e, s. 129

[26] der. ve çev. Taha Kılıç, a.g.e, s.105

[27] Rasulullah (sav)’in dediği gibi, Fatihasız namaz olmaz. Ubade bin Samit (R.ah) şöyle dedi: “Nebi (sav): ‘Fatihatu’l-Kitabı okumayan kimsenin namazı yoktur’ buyurdu.” Buhari 765, Müslim 394, Ebu Avane 2/124, Ebu Davud 822, Nesei 909, Tirmizi 247, İbni Mace 837 http://www.hadisler.com/yazdir.asp?id=2634

 

[28] Hatim, Kur’an’ın başından sonuna kadar Arapça olarak okunarak bitirilmesidir. Hatim yapmış olmak için Kur’an’ın bizzat tilavet edilmesi/okunması gerekir. Ancak kişi mukabeleyi takip esnasında aynı zamanda okursa hem dinlemiş hem de hatim yapmış olur. https://fetva.diyanet.gov.tr/SoruSor/SoruSor.aspx#.VRatOY6GN9k

[29] 29 İstanbul'da Zincirlikuyu Mezarlığı'nın girişinde yazan "Her canlı ölümü tadacaktır" şeklindeki ayet meali, CHP'li Binnaz Toprak'ın "Çok sinir bozucu bir şey" demesiyle yeniden tartışma konusu oldu… 10.5.2011 Sabah Gazetesi, http://www.sabah.com.tr/gundem/2011/05/10/zincirlikuyudaki-ayet-mealini-kim-yazdirdi

[30] Cem Karaca’dan İlginç Vasiyet!, Cenk Yılmaz, Bakırköy Acıbadem Hastanesi'nde kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybeden Cem Karaca'nın, devlet töreni istemediği, alkışlar yerine tekbir sesleri eşliğinde gömülmek istediği ortaya çıktı. 59 yaşında hayatını kaybeden Karaca'nın cenazesi, Acıbadem Hastanesi'nde bekletiliyor. Sanatçının vasiyetini, ailesinin isteği üzerine Kurtalan Ekspres'in bateristi Bahadır Akkuzun açıkladı. Akkuzun, ''Cem Karaca vasiyeti üzerine, babasının gömülü bulunduğu Karacaahmet Mezarlığı'na defnedilecek. Kendisi vasiyetinde devlet töreni istemediğini, alkışlar yerine tekbir sesleriyle son yolculuğuna uğurlanmak istediğini belirtmiş. Biz de buna göre gerekeni yapacağız'' dedi. http://www.habervitrini.com/magazin/cem-karacadan-ilginc-vasiyet-117734

[31] Müzeyyen Senar'ın vasiyeti üzerine, sanatçının kızı Feraye Işıl, "Ehl-i aşkın neşvegahı kuşe-i meyhanedir" şarkısını mezarı başında telefonundan dinletti. Bu sırada Bülent Ersoy'dan da şarkıya eşlik etmesini rica eden Feraye Işıl'ı kırmayan Ersoy parçayı söylerken gözyaşlarını tutamadı, mezarlıkta duygusal anlar yaşandı. Müzeyyen Senar'a veda… http://www.milliyet.com.tr/muzeyyen-senar-a-veda--gundem-2011502/

[32] Meleğinden son bakış; Sağlığında "Beni deniz gören bir yere gömün" diye vasiyet eden usta sanatçının isteği gerçekleştirildi. Kayahan, Teşvikiye Camii'ndeki cenaze töreninin ardından Kanlıca Mezarlığı'nda deniz gören bir mezara defnedildi. 5. Nisan 2015 http://www.takvim.com.tr/guncel/2015/04/05/meleginden-son-bakis

[33] Berzah, ölümden sonra başlayan ve mahşerdeki dirilişe kadar devam edecek olan kabir 33 hayatıdır. Buna göre ölen herkes berzah alemine girecektir. Şu ayette “Berzah” ölümden sonra yeniden dirilişe kadar geçecek zaman diliminin oluşturduğu engel anlamındadır: “Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.” (Mü’minun, 23/100)  Kısaca değinmek gerekirse, insanın ölümüyle ahiret hayatı başlamış olur. Berzah hayatı ahiret hayatının ilk durağıdır. Nitekim bir hadiste bu açıkça belirtilmiştir (Tirmizi, Zühd, 5). https://fetva.diyanet.gov.tr/Cevap-Ara/35773/berzah-hayati-ne-demektir

[34] Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, a.g.e, s. 130

[35] Kemal Sayar, Yavaşla , illüstrasyon Cem Kızıltuğ, İstanbul : Timaş Yayınları, 2009

[36] Peter L. Berger, Brigitte Berger, Hansfried Kellner, a.g.e, s. 98

 

[37] Bu durumun dini literatürde karşılığı batıldır. Arabada namaz kılınır ama kullanıcı imam olmaz ve kullanırken namaz kılamaz.

14.12.2020 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.