SUSKUNLAR
0
Yorum
1893

kez okundu..

 

SUSKUNLAR  
Yazarın daha önce iki kitabını (puslu kıtalar atlası ve amat) zevkle okumuş birini de okumak isteyip daha ilk sayfalarda sıkılmıştım (efrasiyabın hikayeleri). (okumayı seven ve okurken sıkılması nadirattan olan birisi olarak bu sıkılmayı hep hayra yorar ve anında bırakırım o kitabı.) fakat suskunlar beni öylesine sardı ki şunu çizmem lazım, bunu not almam lazım diye diye hiç birini yapamadan hızla okudum kitabı. Şimdi aradan 1-2 ay geçmişken tekrar okuyorum ve ilkinde yapamadıklarımı yapıyorum.
 
Kurgunun sürükleyiciliği konusundaki yaratıcılık, detaylara ulaşma ve onları doğru yerlerde miktarınca kullanma konusundaki titizlikle birleşince tadından yenmeyen bir tarihi roman çıkıyor ortaya. (Bu kitabı okuduğum günlerde paralel olarak Amin Maalof’un Semerkant’ını da okumuş ve olayın akışı bıçakla kesilerek verilen tarihi, siyasi, toplumsal malumatın bir romanı roman olmaktan nasıl çıkardığını görmüştüm. Eğer bu derecede doğrudan tarih, siyaset ya da bir başka bilimsel metin okuyacaksam bunun için başvuracağım son eser olur romanlar. Roman okurken bilgi verilmesi elbette kaçınılmazdır, hatta gereken bilgi detaylarıyla verilmeyince yazarın bu romanı birkaç günde yazdığı hissi uyanır insanda. Ama romandaki bilgiler olayın hızını kesip romanı yavaşlatmamalıdır. Bana göre Anar’ın romanları bu açıdan harika örnekler.)
 
Suskunlar da nelerden bahsedilmiyor ki: Dönemin İstanbul’undaki gündelik hayat; konuşulan dilden çarşı pazara, seslerden mimarisine kadar bütün unsurlarıyla sokakların halinden İstanbul halkının etnik ve dini yapısına, mensup oldukları toplumsal konuma göre giyim kuşamdan mutfak kültürüne, evlerin teşrifatından eski İstanbul’un mahallelerine, fukara evlerinden muhteşem konaklara varıncaya kadar bütün detaylarıyla hızını hiç kesmeyen hikayenin akışı içinde yerini almış.
 
Tabii her romanda az ya da çok bulunması gereken insan tiplemeleri ve tasvirleri burada da var: kahvehane müdavimleri, her seviyeden musiki erbabı, tüccarlar, dilenciler, cimriler, ağalar, ağa kulları, deliler, kadılar, hamamcılar, çete haydutları, esirler, Mevleviler, vaizler, kadınlar, çingeneler, cami cemaati, fakirler, zenginler, cellatlar, köleler, kayıkçılar, bıçkınlar, kopuklar, dervişler, her türden esnaf…
 
Bir şehrin olmazsa olmazlarından mezarlıklar, kahvehaneler, meyhaneler, batakhaneler, zindanlar, hamamlar, mahkemeler, arşivler, çarşılar, hanlar, tekkeler, camiler, bahçeler de yerlerini almışlar.
 
Dönemin çarşılarında tedavülde olan ticaret emtiası, alınanlar, satılanlar, limanlar, gümrükler ve her milletten ticaret erbabının tasvirleri de (eğer benim gibi duygusal-metinle arasına mesafe koyamayan-bir okuyucu iseniz) ancak ikinci okuyuşunuzda fark edebileceğiniz detaylarıyla tasvir edilmiş. Limanlarda çalışanların unvanları, giyimleri, tasvirleri, hatta gemicilik terimlerine romanın içindeki yerlerini almışlar.
 
Evet bütün bu sesler bir fon oluşturuyor ama kitabın asıl enstrümanı bizzat musikinin kendisi. Mehteranla başlayıp envai çeşit musikî aletleri, icracılar, burçlara göre makamlar, perdeler, icrada ve nota yazmada kullanılan usuller, musikide güzelliğin ölçüsü ve estetiğin tanımı, yaratılış teorisinin musiki ile izahına varıncaya kadar baştan sona bütün kitap gözümüzle okuduğumuz kadar kulağımızla işitecek kadar da canlı bir icra sanki. (yalnız bahsedilen makamları, eserleri, enstrümanları tanımıyorsanız bir işitme sorunu yaşayabilirsiniz. Bu durumda suç yazarda değil bizim hazinenin tıkırlığındadır.)
 
Musikinin, her çeşidiyle gelip geçtiği bu sahne sessizliğe en yakın sesi çıkaran-bu nedenle de mükemmel olan- ney’le son buluyor. Mimarisinden, içindeki yaşam kurallarına, hiyerarşiye, adab ve usule, felsefesine varıncaya kadar Mevlevihaneler ve Mevlevilik de olumlanan, sadece olumlanan demek çok zayıf kalır yüceltilen bir başrol oyuncusu.
 
Kitapta katiller, sapık doktorlar, cellatlar gibi insan gurupları yanında açıkça olumsuz, hatta iğrenç tasvir edilmeye özenilmiş bir gurup da din adamları. Sadece onlar (vaizler, sofular, medrese mensupları, mollalar) kötü tasvir edilseydi, bu yine de onların kişisel kusurlarına verilip sineye çekilebilirdi. Ama beni asıl rahatsız eden bir abdest sahnesinin bile tükürme, sümkürme gibi fiillerin abartısıyla iğrençleştirilmesiydi. O ki nur üstüne nurdur. Bu tasviri hiç hak etmez. Bir de detaylarıyla verilen fıkhi bilgilerdeki basit bazı yanlışlıklar, yazarın günlük hayatında bu bilgilerin hiç yeri olmadığını açık ediyor. (öyle mi acaba? Neyse neme lazım?)
 
Sözün özü bir hikaye anlatırken kültürel, sosyal, tarihi, psikolojik… vs konularda nasıl detaylı çalışmak gerektiğini, kurgu iyiyse bu detaylı bilgilerin nasıl hiç sıkmadan verilebileceğini çok iyi gösteriyor Anar.
Allah sağlıklı uzun ömür versin de daha çooook hikayelerini okuyalım dilerim. 22.2.2011
son bir kaç yıldır okumaktan özel bir zevk aldığım tür "okuma ve yazma" üzerine yazılanlar. ortalama bir kitapta onlarca kitap üzerine yapılmış değerlendirmeleri okumak, hele de yazarın bakışına güveniyorsanız, kitap seçiminde harika bir kestirme yol. şimdi son zamanlarda bu türden okuduğum iki kitaptan birini söylemiştim size: YAZARIN KİTABI
 
YAZARIN KİTABI, her ne kadar yazarların okuduklarından da söz etse de, daha çok yazma üstüneydi. bugünse doğrudan kitaplardan söz eden bir kitaptan söz edeceğim: KİTAPLARDAN BİR KİTAP, mehmet can doğan, dergah yayınları
 
öncelikle bu kitabın beni bir parça hayal kırıklığına uğrattığını söylemeliyim. herhalde beklentim yüksekti, o nedenle yaşadım bu hayal kırıklığını. bir defa kitap sadece belli bir dönemde (1992'de) yazılmış kitapları ele alarak alanını daraltmış (oysa ben "zaman"la sınırlanmamış, daha çok bir konu üstüne önemli bütün kitaplardan söz edilmesini tercih ederdim.) yine de, birbirinden farklı pek çok alanda, dikkatimizden kaçmış pek çok kitaba, üstelik de onları kısaca yorumlayarak, dikkatlerimizi çektiği için okuduğuma değdi. kitaptan pek çok kitabı not aldım. (ama itiraf etmeliyim ki kitapyurdu. com bu konuda daha çok işime yarıyor.)
26.4.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.