SÖZÜ DİLDE HAYALİ GÖZDE
0
Yorum
1809

kez okundu..

 

SÖZÜ DİLDE HAYALİ GÖZDE
 
2009’un son günlerinde okumuşum, diye not düşmüşüm okuma defterime. Nasip bugüneymiş (Haziran 2011). Şimdi onu elime alıp yeniden karıştırmalı, sağını solunu didikleyip, altını çizdiğim satırları gözden geçirmeli ve hakkında bir-iki paragraf yazmalıyım, ki o buna değer.
 
Anı, deneme arası bir kitap. Aslında İsmail Kara’nın tanıdığı seçkin entelektüel, ilmi çevrenin 22 siması üzerine, onları tanıtmak, hatırlatmak, unutmamak, unutturmamak gayesiyle yazdığı vefa örneği yazılar. Yazar kendi açısından, böylelikle bir vefa borcunu ödemiş oluyor belki, ama bizim açımızdan daha büyük bir anlam içeriyor bu tarz kitaplar. Çünkü şahsen ben bu kitapta anlatılan 22 mümtaz şahıstan sadece birini – o da yakından değil- tanıdım. Üstelik hepsini tanımış olsaydım bile bu kitap yine benim için önemli olurdu. Çünkü bu sefer tanıdıklarım üzerine yazılanları okumanın heyecanını yaşamış olurdum.
 
Tanıdığımız her insanda, hatta tanımayı bir kenara koyalım (bilhassa eğer benim gibi ilmi, sosyal, kültürel çevreniz nispeten fakir ve cılızsa) hayatını okuduğumuz her insanda – onları beğenelim, beğenmeyelim - kendimizi yeniden inşa ederiz.
……………….
 
Son günlerdeki okumalarımın büyük çoğunluğu diğer mahallelerin sokaklarını arşınlayarak, yeni havalar, yeni tatlar peşinde geçince nasıl da özlemişim bizim mahallenin alışıldık kokularını, bildik tatlarını. İsmail Kara’nın aktarımıyla dostlarını kaybedenlere “yetim-i akran, yetim-i yaran” dendiğini mesela.
 
Kitapta hayatları, karakterleri ve eserleri/çalışmaları dercedilen 22 şahsın hal tercümelerini okurken İsmail Kara’nın sadece titiz bir tarihçi/araştırmacı değil, aynı zamanda üslup sahibi dikkatli bir gözlemci olduğunu da göreceksiniz. (Hoş ben bunu da fark etmezdim eğer fotoğraflar üzerine yazdıkları olmasaydı. Baktım baktım o fotoğraflara ve o söylemeden onun söylediklerini göremediğimi gördüm.)
 
Kitapta zikri geçen Yusuf Karali Hoca Efendi’den ilim söz konusu olduğunda haddi bilmeyi, birbirinin tekrarı olan eserler vermeyi geçmiş ulemaya hürmetsizlik olarak görmeyi teyiden öğrendiysem mesela Nurettin Topçu’dan da suretteki bariz değişikliklerden, siretteki değişikliğe işaret etmeleri nedeniyle zaaf kabul edilerek, kaçınılması lazım geldiğini, hatta bu yüzden yeni bir elbise dikileceği zaman bile aynı renk kumaştan aynı model tercih edildiğini öğrendim. (Koskoca Nurettin Topçu’dan öğrene öğrene bunu mu öğrendin diyebilirsiniz. Ne yapalım ki dikkatimi en çok bu çekmiş, ya ihtiyacımız olduğundandır, veyahutta bir kişiyi ikinci kere aynı surette göremediğimiz bugünler için çok manidar geldiğinden.)
 
Kitabın bir başka üstünlüğü fotoğraflarla, el yazısı örnekleriyle ve hepsinden önemlisi Osmanlıca okuyup yazamayan yeni nesiller için harika deyişler ve beyitlerle zenginleştirilmiş olması.
 
Haydi Topçu’dan bir de şanına layık alıntı yapalım: Seçim arefesini yaşadığımız bugünlerde Türklük Müslümanlık vurgularının bini bir para ederken tam zamanıdır “önce türk müyüz yoksa Müslüman mı?” sorusuna verdiği cevabı aktarmanın: “Çocuklar” demiş, “Türklük zat, Müslümanlık sıfattır. Fakat sıfat öyle bir hal almış ki o olmadığı zaman zat da kalmıyor.”
 
Tahsin Banguoğlu’nun İhsan Doğramacı için söylediği “Kendisini yakinen tanırım, çok kullanışlı bir adamdır” cümlesi, bu sözün neresinde olduğunuzla ilgili olarak hem insanın kanını donduran, hem gülmekten öldüren bir kelam-ı vecizdir. Bu küçük alıntıdan da anlaşılacağı gibi kitabımız kendi halinde bir hal tercümeleri toplamından çok daha fazlasıdır. O aynı zamanda yakın tarihimizdeki, gözlerden kaç(ırıl)mış çeşitli detaylara dikkatleri çekme sorumluluğunu da üstlenen titiz bir çalışmadır. Fatma Bayram 2.6.2011
2.6.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.