SEMERKANT Amin Maalouf
0
Yorum
2032

kez okundu..

SEMERKANT Amin Maalouf / 

Ocak 2011

 

Maalouf’un bu kitabını kitapçılarda birkaç kez elime alıp alıp bıraktığımı hatırlıyorum. Ya o sıra alınacak daha acil kitaplar vardır ya da zaman sıkıntısı. Her neyse kısmet bugüneymiş.

Bazı yazarların bir kitabını okuduktan sonra diğerlerinden de beklentiniz yüksek olur. Bir emek, bir çalışkanlık, bir titizlik, bir zevk, bir estetik ya da her neyse önemsediğiniz onu bir pınardan akar gibi sunmuşlardır ilk kitaplarında. Sonrasında tekrar aynı pınarın başına vardığınızda suyun çekilmiş, etrafın toza kire bulanmış olduğunu görürsünüz. Yaşadığınız hayal kırıklığı o kadar büyüktür ki ilk görüşünüzün bir aldanış olup olmadığını bile sorarsınız kendi kendinize. Nedense ben de Maalouf’un Afrikalı Leo’sundan sonra diğer kitaplarında (zaten sadece Doğunun Limanları ile Semerkant’ı okudum) aynen buna benzer bir hayal kırıklığı yaşadım. Bunu bana yaşatan ilk yazar değil elbet Amin Maalouf. Ülkemizden Doğan Cüceloğlu’nun kitaplarının nasıl birbirinin tekrarı olduğunu görmek için uzman olmaya gerek yok. Üzgünüm ama isimleri ne kadar büyük olursa olsun (okuduğum ilk kitaplarını da çok sevmeme rağmen) Umberto Eco ile .de aynı kategoridedir. Gülün Adı’ndan sonra, ha şimdi bir şey çıkacak ha biraz sonra diye diye okuduğum Faucoult Sarkacı ile Baudolino’da da şişirilmiş bir kurgudan başka (600 sayfaya yakın kitaplardan bahsediyorum) çok az şey geçti elime.

 

Semerkant, Ben Cyrus ve Baudolino, üçü de tarihi romanlar. Her üçünde de yazarlar geniş bir coğrafyanın tarihinden bahsetmişler. Bunu bir roman kurgusu dahilinde verebilmek için de kahramanlarına bol bol seyahat ettirmişler. Böylece onların dolaştıkları dağlar, tepeler; geçtikleri ırmaklar, ovalar, ormanlar; kentler, köyler; oralarda yaşayan insanlar, ırklar; konuşulan diller; adetler, örfler ve tabii ki dönemin siyasi olayları hakkında bilgiler vermişler. Bu üç kitaptan, bana göre, en güzeli Ben Cyrus. Çünkü bu karmaşayı hiç sıkmadan, lafı uzatmadan, kurguyu bağırta bağırta göstermeden bir tek Gore Vidal başarmış. (belki de bu seriden ilk önce onu okuduğum içindir bu beğeni.)

 

11. yüzyılda Semerkant’ta başlayan bu öykü Ömer Hayyam’ın hayatı ve Rubailerinin kaleme alınışını merkeze alınmak üzere bir yandan dönemin bütün siyasi olaylarını, Türk ve Moğol fetihlerini, çeşitli sufi akımları, Hasan Sabah ve haşhaşinleri ve elbette olmazsa olmaz bir aşk öyküsünü anlatırken, diğer yandan, artık hemen her tarihi ve mistik romanda (bkz. Aşk, Suskunlar) görmekten gına getirdiğimiz softaların ve medrese ekolünün aşağılanmasına da bulaşmadan edemiyor. Neyse ki bu romanda Kadı Ebu Tahir Ömer Hayyam’a kol kanat gererek, fıkhın temsilcilerinin kırılan kol-kanadını biraz da olsa tamir ediyor.

 

Olaylar hep saray çevresinde geçtiği için (Ben Cyrus’da da olduğu gibi) iktidar, güç, yönetim, hile, desise, kumpas üstüne çok şey görüyor, çok şey öğreniyorsunuz. Romanın Türkçe çevirisinin 85. sayfasında da dendiği gibi, bu roman “içinde bulunduğumuz bin yılın başına (m.s. ikinci bin yıl) her biri kendince damgasını vurmuş üç İranlı arkadaş” üstüne yazılmıştır: “Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayam, o dünyayı yöneten Nizamülmülk ve aynı dünyaya dehşet saçan Hasan Sabah.”

 

Bin yıl öncesiyle sonrasının iç içe geçmiş öykülerinin, savaşlarının, iktidarlarının ve hırslarının faili olan insanların, tek bir kitap etrafında, onu yazmak, yazılmasını teşvik etmek, saklamak, bulmak ve korumak için çırpınışlarına baktığımızda ise, mekanı Amerika, Avrupa, Asya kıtaları gibi gözüken bu roman için, aslında bir kitabın (Rubaiyyat) öyküsü diyebiliriz. Bakmayın siz yukarıda yazdıklarıma. Altı çizili satırları not almak için tekrar döndüğümde iyi ki okumuşum dedim “Semerkant” için.

Fatma Bayram 4.4.2011

 

26.4.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.