SAĞ SALİM KAVUŞSAK/Nedim Gürsel
0
Yorum
1807

kez okundu..

 

SAĞ SALİM KAVUŞSAK
 
Nedim Gürsel
 
Temmuz 2011
 
Anı, günlük, gezi notları, hatırat, biyografi, okumasını en çok sevdiğim yazı türleri. Hem edebiyat var içlerinde hem de benim arzuladığım gerçeklik.
 
Kitapçıların raflarında, sanal kitap reyonlarında bu türü asla atlayamam. Bazen uzun uzun bazen de aceleyle, ama mutlaka bakarım yeni eski, ne var ne yok diye. Durum bu olunca Nedim Gürsel’le de yolum çakıştı bir yerlerde. Bu ikinci kitabı okuduğum. İlki sanırım “Bir Avuç Dünya” idi. Kendini okutan kitaplar. Akıp giden bir dili var. Gelgelelim gerekli gereksiz, ilgili ilgisiz dine ve dindarlara taş atmadan duramayan yazarın bu konularda çözemediği bir meselesi var. Bu yetmezmiş gibi yine her konuda lafı döndürüp dolaştırıp getirdiği, adeta takıntı düzeyinde bir cinsellik sergilemesi var ki bazen eh pes artık diyorsunuz. Ne güzel bir dil, ne anlatılan konu bunları okumaya mecbur etmeli insanı. İlk kitabını okuduğumda “her mahrem şeyi adlı adınca yazmasa ne de güzel okunurdu” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Öyleyse neden gidip bu ikinci kitabını (hatta üçüncüsünün-Derin Anadolu- okunmak üzere ne zaman geleceği belli olmayan sırasını beklediğini de itiraf edeyim) aldım? Çocukluğunu anlattığı için sanırım.
 
Bu kitapla birlikte yazarın bir üçüncü saplantısını daha öğrendim: Ölüm korkusu (belki de ölüme kızgınlık demek daha doğru olur.) İlkokulda yatılı okurken (yüksek eğitim için Fransa’ya giden ve ilkokul çağındaki iki çocuğunu yatılı okula veren annesinin bencilliğini vurgulamadan geçemeyeceğim) babasının trafik kazasında öldüğünün aniden bildirilmesi ile gelen ve hayatı boyunca kurtulamadığı ölüm korkusuyla verdiği mücadele belki de diğer iki saplantısının da çıkış noktası. Her neyse koca Nedim Gürsel’i tahlil etmek bana mı kalmış? O bu kitabında bunu bolca yapıyor zaten.
 
Yazarın ismini taşıdığı dedesi (annesinin babası olan Ahmet Nedim Tüzün) Osmanlı bakiyesi ilim adamlarından, birkaç dil bilir, sağlam inançlı, samimi, kendi halinde bir hukukçu imiş. Beni üzen ve düşündüren taraf ise birbiri ile sohbet etmiş (yani aralarına nesiller girmemiş) iki kuşağın yollarının bu kertede ayrılmış olması. Bu hikayeyi hep bilirdik de her somut örneği zayıf yüreğimde bir üzüntü başlığı daha açıveriyor neme lazımsa.
 
Bir de şunu merak ettim bu kitabı okuyunca: Yazarın anne ve babasının kuşağından memleketimizin okumuş çocukları olan, kendi hallerinde yuvalar kurmuş, ekmek ve bilgi peşinde koşan namuslu (her anlamda) samimi solcuları kendilerinin tevarüs ettiği ahlak ve inanç eğitiminden mahrum bıraktıkları çocuklarının zaman içinde bohem solculara dönüşeceklerini düşünemediler mi? Ya da sorumu şöyle değiştiriyorum: Sonucun bu olduğunu görünce ne düşündüler?
 
Yukarıda değindiğim saplantılarını görmezden gelebilirseniz (bir şeyleri görmezden gelmezsek kiminle geçinebiliriz ki) şahsen beni ailesinin kültürel tevarüsüne imrendiren bu çocuğun, çoğu zaman boğazıma bir yumru oturtan anıları, şu sıcak günlerde, serin odalarda okumak için iyi geldi bana.
 
 
18.7.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.