PADİŞAHIN RESSAM KULLARI PANELİ’NDEN AKILDA KALANLAR
0
Yorum
2406

kez okundu..

 

PADİŞAHIN RESSAM KULLARI PANELİ’NDEN AKILDA KALANLAR…
Resim üzerine çalışmam gerektiğinden itibaren duyduğum, gördüğüm, ulaştığım hemen hemen her metne bakmaya özen gösteriyorum. Bu zaviyeden olarak Osmanlı dünyasında resmin tarihi, süreci, şekli, osmanlı ressamları… vs gibi konularda doğal olarak ilgi alanıma girmekte. Dolayısıyla ta başından beri bir biçimde görmek ve öğrenmek isteğimin Dolmabahçe Sarayının Kültür Hizmetlerinden olan Padişahın Ressam Kulları sergisine gitmek kısmet olmamıştı. 14 Haziran’da bu konuda Panel düzenlenmesi süreci hızlandırdı ve biraz gecikmeyle de olsa oraya gittim.
            Gittiğimde henüz panel başlamamıştı. Konsept sergi gezdirme her tabloyla ilgili bilgi verme ve akabinde panel olarak düzenlendiğinden biraz vakit almış kısa bir gecikme yaşanmıştı. Bu durum bana daha çok uydu ve paneli başından sonuna kadar dinleme imkanı buldum.
            Ankara’dan Kemal Kahraman’ın yönettiği panelde İlk olarak Milli Saraylardan Gülsen Sevinç Kaya idi. Daha çok serginin mutfağında yer alan ve serginin düzenleniş sürecine dair bilgiler edindik Sevinç Hanımdan. Sergi - panel şeklinde bir açılımı önemliydi. Böylece sergi sadece özel ve o konuda eğitim alanlara değil ilgilenen ve fakat eğitime dahil olamamış kesimlerinin de bilgilenmesine neden oldu. Milli Saraylar Koleksiyonlarının içinde tablo koleksiyonları, onların içinde de Osmanlı Ressamları Kulları imzasıyla toplanan koleksiyonlardan bahsetti Sevin Hanım. Tabi burada ‘kulları’ kelimesinin dikkat çekiciliği ve nasıl anlaşıldığı, anlaşılabileceği de önemliydi. Ama bu son panelist tarafından açıklandığı için ben de orada yazmayı uygun görüyorum. Sevin Kaya ise imzalara dikkat çekti. Öncelikle bu koleksiyonu oluştururken Padişahın Ressam Kulları olarak imzalanan tablolar seçilmişti.  Tablolar Padişaha sunulduğu için ilk olarak Sarayın sanat ve sanatçıya desteği ve himayesini anlamamız gerekiyordu. Okul sergilerinde beğenilen resimler Saraya alındığı gibi okulların yıl sonunda bazı tablolarını Saraya sunabiliyorlardı. Bu anlamda karşılıklılık ilişkisini düşünmeliyiz.
Ressamlara gelince bazıları okuldaki başarıları çerçevesinde Avrupa’ya eğitim almak için gönderilen öğrenciler, bazıları Sarayda görev yapan ressamlar, bazıları da okullarda çalışan resim öğretmenleri idi. Milli Saraylarda bu imzayla bir çok tablo bulunurken Cumhuriyete birlikte bazılarının devlet müzelerine hediye edildiğini biliyoruz. Bu sergi konsept olarak Türkiye’de bir ilk. Kulları imzalı tablo sahipleri daha çok asker ressam ekollerinden gelirken çok az da olsa sivil ressamlara rastlamaktayız. Tabloları tema açısından incelediğimizde daha çok manzara ve natürmort tarzını gözlemlemekteyiz. Figürlü resimler daha geç dönemdir. Saray dışında ressamları destekleyen bürokrat ve paşalar da bulunmakta. Osman Nuri Paşa bunlardan biri olurken Yaver ressam olarak Abdülmecit ve Abdülhamit döneminde Sarayda görev yapmıştır. Kulları sözcüğünün yanına rütbenin de yazıldığı görülmekte. Miralay Ressam Kulları imzası, hem ressam hem bürokrat hem de asker olan ressamın künye bilgilerini vermektedir. Ayrıca askeri öğrencilerin de kulları imzasını attığını görüyoruz. Bu konsept ressamlarda imza atma çekingenliği olarak ifade edilebilir mi?... veya bunları dünyanın geciciliği algısının hakim olduğu mütevazilik üzerinden okuyabilir miyiz.
2) İkinci konuşmacı İstanbul Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç Dr Ahmet Kamil Gören Türk Resim Tarihi konusunda yıllardır yaptığı çalışma ve çabalardan söz ederek başladı konuşmasına. 1850 – 1950 tarih aralığında 300 ressam üzerinde yaptığı araştırmadan bahsetti. Ülkemizin görsel hafızasını tesbit edebilmek için Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, TBMM, Bankalar, Özel koleksiyonların ellerinde ki koleksiyonların doğru ve tam bir envarterinin çıkartılması gerektiğini söyledi. Tablolarda ki tarihlerden, isimlerden, imzalardan …vs bir çok şeyin yanlış yazıldığı için ciddi şüphe ve tereddüd içinde olduğunu söyledi.Balbek harabeleri yazan tabloda ki isimlendirmeyi yanlışlık üzerinden örneklendiren Gören Balbelkteki harabenin böyle olmadığı, tablodakine benzemediğini söyledi. Nitekim Abdülaziz’in sis tablosunda ki tarihinde yanlış olduğunu takvim üzerinden yapılacak hesapta doğmadan önceye tekabül ediyor dedi. Dolayısıyla kaynaklara şüpheyle bakıp çok yönlü araştırmaların yapılması gerektiğini söyledi. Kulları imzasının tablolar üzerinde kullanılmasına dair bir kriterin de bulunmadığına değinen Gören Kulları başta olarak kullananlar; kulları Ziya veya isim başta kulları sonra; Ahmet Kulları, başta kulları, isim, semt; Kulları Ahmet Hamdi Üsküdar gibi, Kulları, yer, isim; Kulları Gelibolulu Süleyman , Kulları, yer, rütbe veya yer, kulları, isim: Sultanselimli kulları Hayri…vs örneklerinde de görüldüğü gibi çok çeşitli kullanım biçimleri görülmektedir.
Kulları imzasının takvim anlamında ilk kullanım tarihi ise şimdiye kadar yapılan araştırmalardan çıkartılmak istenirse 1860 yıllarına tekabül etmektedir. Daha öncesinde bu şekilde bir imza görülmemektedir. Mekteb-i Harbiye, Mühendishaneyi Hümayun, Darüşşafaka, Deniz Harp Okulu, Mekteb-i Behiye… gibi okullarda saraya tablolar hediye edilmektedir. 1860 yılında Saray Ressamlığı kurumsal olarak başlamış, yaveran sınıfının oluşması süreci hem başlatmış hem de beslemiştir. Saraya sunulan ilk tablonun tarihi belgeler üzerinde yapılan araştırmada 1884 yılı bulunmuştur. 1877 – 1908 arasından Abdülhamit’in Yıldız Sarayına geçmesiyle yaveran sınıfı ressamlarının Padişaha tablo sunumları her yıl düzenli olarak yapılmıştır.
Bunun dışında kulları imzası her zaman Padişaha sunumu göstermemektedir. Halife Abdülmecit ve bazı bürokratlara yapılan sunumlarda da aynı imza görülmektedir. Devlet kurumları dışında da kulları imzası geçen tablolar bulunmaktadır. Bunu nasıl anlamalıyız: Saraya gelen tabloları Padişah hediye olarak vermiş olabilir, 1908 Yıldız Sarayı yağmasından sonra Saray dışına çıkmış, sivil koleksiyonlara dahil olmuş olabilir veya okullarda hazırlanan tablolardan bazıları padişaha sunulmamış olabilir.
Tabloların oluşumuna giden yol; Saray koleksiyonlarını Germener çalıştı. Oryantalist ressam tabloları beğenildi. Ayrıca askeri okullar, ilk ressamları yetiştirdi. Daha çok doğa, manzara resimleri yaptılar. Perspektife dayalı, gölge, ışık, derinlik yanılsaması oluşturan resimler yaptılar. 1867 de Sultan Abdülaziz Paris seyehati dönüşü Sarayda koleksiyon oluşturdu. 1870 ise okul açılma teşebbüsü Saray-ı nefise mektebi açıldı.
3) Semra Germener: Panelin isminden yola Germener yabancı ressamlar kimin kuluydu diye bir soruyla konuşmasına başladı. Türk resim tarihi çalışmalarının 30 yıllık bir geçmişi olduğuna değinen Germener bu süre içinde toplum olarak Osmanlıyı unuttuğumuzu söyledi. Dolayısıyla ‘kulları’ kelimesine bakarak yapılacak anlamanın yanlış olacağını söyledi. Bunun bir adap meselesi olduğunu ve bir ailenin de kızını tanıtırken ‘kerimem cariyeleri’ diye söze başladığını söyledi. Osmanlı modernleşmesinin saray merkezli başlangıcını resim üzerinden de teyit eden Germener daha sonra okullarla topluma yayılmıştır. Osmanlı sisteminin künyeli yapısını/ mezartaşı örneğinde de olduğu gibi tablolarda da uygulandığını belirtti. Dolayısıyla her tablo aynı zamanda ressamının kimlik bilgilerini de vermektedir. Bu durumu sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş süreci uygulama biçimleri olarak da değerlendirilebileceğini söyledi.
Bir Türk resmi görsel belleğinden bahsedeceksek öncelikle bunların bir yerde toplanması gerekiyor. Dünyada bu böyledir. Sultan resimleri bir çok gerekçelerle yapılmış olabilir. Sultan tarafından talep edilmiş olabilir, sultanla karşılaşıp, doğunun sultanının resmi yapılmak istenmiştir, hayalen yapılmış olabilir. Bunun yanında Abdülhamit’i çok modern bulup hayal kırıklığı yaşayan ressamlar da vardır. Yabancı ressamlar saraya elçilikleri vasıtasıyla gelebilirler. Ressam yetiştiren okulları bizzat Sultan kurmuştur. Harbiye, Askeriye, Deniz, Tıbbiye aynı sistem üzerine geliştirilmiştir. Perspektifle ilgilenip, etüdlerde kopyalar yaparlar. Bunun yanında Avrupa’ya eğitim için giden çok yetenekli ressam yaverler de vardır. Onlar figürlü resim yapmayı öğrenmiş ve fakat buraya/İstanbul’a geldiklerinde bu türden resim yapmamışlardır. Daha çok Osmanlı tarihine ait olayları, harpleri, portreleri yapmışlardır. İstanbul’a gelen ressamlar Paris, Londra salonlarını süsleyecek tablolar yapmayı isterler. Gayrimüslim kadınlarının resimlerini yaparlar. 1860 dan sonra Harbiye aynı zamanda bir resim seyircisi üretmiştir. İlk resim dersi gören öğrenciler, resme bakmayı öğrenmiş, resim yaptırmış, kendi portresini yaptırmış, ilk koleksiyonerler de olan Tanzimat aydınlarıdır. Bu grup Saray ve Sultanın resme karşı tavrını örnek alarak kendilerini inşa ederler. Sarayın koleksiyon edinmesi Modern Batı resim sanatının desteklemiş, paşalar vasıtasıyla da toplumda yaygınlık kazanmıştır. Saray koleksiyonları aynı zamanda fotoğraf temasının oluşmasını sağlamış, ekol oluşturmuştur. Deniz temalı resimler, deniz savaşlar ve bunların kara kısmı…vb
Dr Ahmet Kamil Gören : Osmanlı toplumu ilk olarak 1836 – 1842 yıllarında fotoğrafla karşılaşır. 1876 da Abdülhamit’in tahta çıkmasıyla da Saray fotoğrafçılığı başlar… Fotoğrafla Osmanlı resmi arasında çok yakın ilişki vardır. Şimdiye kadar ki çalışmaların çerçevesinde diyebilirim ki her fotoğrafın resmi, her resmin fotoğrafı var. Hoca Ali Rıza bey’de fotoğraf üzerinden resim yapmıştır. Sultan Abdülhamit Yıldız’a kendisini kapatmıi fotoğraflarla ülkeyi yönetmiştir.  14.6. 2012- Dolmabahçe/BEŞİKTAŞ. N. Meriç
18.6.2012 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.