OSMANLI HANEDANI VE MODERNLİK – PROF. DR. ETHEM ELDEM
2
Yorum
2460

kez okundu..

 

OSMANLI HANEDANI VE MODERNLİK –PROF. DR. ETHEM ELDEM
28.1.2013-Saray Konferansları – DOLMABAHÇE
Osmanlı Hanedanı çok konuşulan ve fakat hakkında hemen hemen ciddi araştırmalar yapılmamıştır diye söze başlayan Eldem Hanedan ve Modernliğin önemli bir konu olduğunu söyledi. Modernlik konusunda da bir çok tartışmaların yapıldığını ve Osmanlının bu konuda ne söylediğine tekrar bakmak için akşam tekrar Hançeri’nin Lügatini açtığında, sadece ‘cedid’ kelimesinin geçtiğini söyledi. Bu durumda günümüzde bizim kelimenin arkasına yüklediğimiz sosyal, siyasal, kültürel arka-plandan Osmanlının henüz haberdar olmadığı anlama gelmektedir dedi.
Osmanlının 19 yüzyılda modernlik arayışının Hanedan’a yansıdığını söylemekle birlikte bunun padişah hariç Hanedan da diğer kurumlardan daha yavaş ve daha sancılı ve daha geç gerçekleştiğini söyleyerek şimdiye kadar oluşan kamuda ki bilginin aksine çok da olumlu şeyler söyleyemeyeceğim dedi. Hanedan başka – padişah başkadır diye konuşmasına devam eden Eldem Osmanlı modernleşmesi Padişah üzerine ikame edilmiştir, Padişah moderniteyi kabul eder, uygular ve sergilerdi dedi. Hanedan ise bir ailedir; çok karmaşık, gerek statü gerek cinsiyet açısından eşitsiz bir çok kişiden oluşur. Bununla birlikte Padişahın moderniteye doğru açılımından kısmen de olsa Hanedan da nasibini almıştır dedi.
16 - 17. Yy Osmanlının kendine göre modern olduklarını söyleyebiliriz diye devam eden Eldem Osmanlı modernliğini ne zamandan itibaren başlatabiliriz? diye bir soru sordu. 18. yy itibaren Batıda gördükleri, beğendikleri şeyleri alıp uygulamak isteyen Osmanlı’nın modernleşmesini biraz da zorlayarak 18. Yy III. Selim, Nizamı Cedid ile başlatabiliriz dedi. Eldem, Sultan Selim’im vezirine yazdığı bir hattı hümayunu slayt olarak gösterdi ve okudu. Hat-ı Hümayunda Selim vezirine; Fransa kralı Napolyon’un kendisine hediye ettiği tasvirinden memnuniyetini anlatarak ‘sen bilmezsin ama böyle hediyeleşme Avrupa’da gayet mütena bir adettir’ diye de ekler. Gerçekten de o yıllarda Avrupa’da böyle bir adetin olduğunu söyleyen Eldem bu hediye üzerine Selim’in Kapıdağlıya portresini yaptırıp Napolyon’a gönderdiğini söyledi. Bu sırada ekranda Selim’in eski tarz kıyafetle at sırtında resmi olduğu gibi pantolonlu resmini de arz-ı endam etmekteydi.
Osmanlı Avrupayla 1856 Kırım savaşı sırasında fiili olarak ilişkiye girer diyen Eldem, , Napolyon, Viktorya, Abdülmecid’in üçlü biblosunun fotoğrafı da ekrandan nazarlarımıza dahil oldu. O yıllarda bu üç imparator Avrupa’nın modernite ile ilişkisini belirleyen konumdadırlar. Nitekim şuan bir kısmında bulunduğumuz Saray’da/Dolmabahçe Mecid’in Avrupa’da ki benzerleri gibi bir inşa talebini göstermektedir. Özellikle muayede salonu Avrupa Haneden ailesine ait davranma biçimlerini uygulama imkanı sağlar. Masa, koltuk, önceden Padişah’da dahil yer minderiyle mobil vaziyette sağlanan hareketin artık taht, kürsü şeklinde mekanda konumlandırma yoluna gidilmesi de sürece dair davranma biçimlerindendir. Ayrıca Dolmabahçe’nin yanına inşa edilen tiyatro ve Beyoğlu tiyatro ekibinin saray da oyunlar sergilemesi de Hanedan’ın batı benzeri eğlenme ve yaşama taleplerini göstermektedir.
Bütün bunlara rağmen Hanedan bir türlü halledemediği sorun kadındır. Avrupa’da Kral, kraliçe ve çocuklar burjuvanın beklentisi doğrultusunda aile olarak, birlikte resim yaptırıp, fotoğraflar çektirerek kamusal alana çıkarken, Osmanlı Hanedanı için bunu düşünmek mümkün değildir. Osmanlıya gelen kral ve imparatorların karşılanmasında bu kadınsızlık durumun zirve yapar. Öjeniyi karşılayan Abdülaziz’in yanında hanımı yerine birkaç devlet erkanı vardır. Bu durum İmparatorluğun sonuna kadar devam eder.
Avrupa’da ise 19. Yy itibaren kraliyette burjuvalaşır ve burjuva değerlerine, talepleriyle uyum sağlar. Bu daha çok geleneğin aksine, ulaşılır olmak, kamusal alana açılmaktır. İmparator ve imparatoriçe ve çocuklar devlet adamı gibi rol alabilirler. Osmanlı için bu mümkün değil. Harem her zaman kapalı bir kutu. Durum yavaş yavaş Aziz ile birlikte değişmeye başlar ve erkeklerde görünür olma temayülleri gözlemlenir. Hanedanda geleneğin sistematize ettiği Padişahlara uygulanan ekber, erşed ve kafes sisteminin değişip babadan oğla geçen bir dönüşme doğru hazırlıkları yapılmaktadır.
Mecid’den itibaren Padişah kendi oğlunu öne çıkarmaya ve Padişahlığa hazırlama temayülleri sezilir. Mecid Viktorya’nın diz bağı olan kraliyet nişanını kabul eder ve ‘ben artık Avrupalıyım’ der. Avrupa kraliyet ailelerinin armalar, nişanlar üzerinden yaptığı taltifler Osmanlıları da meşgul eder ve arma arayışına siparişine girerler ama henüz bizim bildiğimiz armaya ulaşılmamıştır.
Aziz’in oğlu Yusuf İzzetin Efendi ve V. Murat’ın oğlu Selahattin Efendi dönemin iktidar adaylarıdır. Bu zaviyeden olarak 1864 Yusuf İzzettin Efendi daha 5 yaşındayken orduya dahil edilerek resmi tören yaplır ve bu fotoğraflanır. Şimdiye kadar hiçbir şehzadede görmediğimiz bu durum hanedanın modernleşmesi için önemli bir adımdır. 1874 – 75 yıllarında basında sürekli Sultan Aziz oğlu şehzade Yusuf İzzettin gözükmeye başlar. 1867 Aziz yanına Murat, Abdülhamit ve Yusuf İzzetin’i alarak Avrupa seyahatine çıkar. Bütün şehzadelerin etkilendiği bu seyahatten en çok Murat önemli deneyimler kazanır.
İşlerin Murat ile ciddi ciddi değişmeye başladığını anlıyoruz. Yusuf İzzettin İstanbul basını tarafından sürekli taltif edilip, öne çıkartılırken, Murat’ta Avrupa basınının gözbebeğidir. Avrupa’ya meftun yenilikçi hükümdar olarak basın göklere çıkartılır. Napolyon’a mektuplar yazar ve Mason olur. Bu Hanedan ailesinde şimdiye kadar görülmemiş bir harekettir. Bugün baktığımızda padişahın yaptığını akıllıca bir siyasi manevra olarak da okuyabiliriz. Böylece hem ‘Barbar doğu’lu kimliğinden kurtularak medeni Avrupa’ya bir adım daha yaklaşmış ve hem de iktidarı Yusuf İzzettin Efendi’ye rağmen garantilemiş olmaktadır. Bilinçli bir politik yatırımdır Murat’ın masonluğu. Nitekim 1876 Aziz tahtan indirilip kendisi iktidar olduğunda Avrupa gazetelerinde padişahın portesini dönemin muhalifleriyle birlikte kompeze ederek basarlar. Bizde ekrandan bu kompozisyonu görürüz. İlginç ve önemli bir fotoğraf tam da Avrupa’nın görmek istediği doğulu iktidar yapılanması. Murat hanedanı tehlikeye sokacak kadar Avrupa’ya yaklaşmakta bir beis görmez. 
Murat’a dair modern tavırlardan biri de ‘eşlerine yazdığı mektup’tur. Aslında geleneğe uygun olarak evlenir. Eşiyle yaptığı kavgaları yazdığı mektupta ‘zevceteyn kanunu’ olarak tanımlayıp, üzülmekle birlikte ilişkiye kazandırdığı heyecan bağlamında değerlendirir. Yaklaşımında geleneğe muhalif olarak tek eşli bir ilişki tavrı gözlemlenir. Burada da hanedanın en tepe noktası özel hayatında da Avrupa’ya uymayı, Avrupalı gibi olmayı önemsediği görülmekte. Mektuplarında burjuva ifadelerden de bunu çıkartabiliriz. Padişah – Şehzade mektuplaşmalarında da baba – oğul ilişkisine doğru evrilme görülmektedir ki bu da gelenekten uzaklaşılarak Avrupa değerlerini kabulün bir başka göstergesidir. Osmanlı modernleşmesinin en sancılı yönü kadındır. Bir biçimde Avrupa’ya uyum sağlamaya çalışan Hanedan kadın konusunda bunu gerçekleştirememenin eksikliğini hep yaşamıştır.
Murat’ta sonra tahta gelen Abdülhamit’te ise işler terse döner. Hanedanın Avrupai yüzüne perde çeker ve dış dünyaya kapatır. Şehzadelerin çocukluk fotoğrafları bile basında yayınlanmaz. Kazara bir iki fotoğraf vardır otuz yıllık iktidarında. Abdülhamit ilginç bir kişiliktir. Hem gelenekçi hem modern. Moderniteyi kabul eder ama bunu sınırlar, dış ilişkiler ve sefir kabullerinde gösterir. Ülkede ise bir çok yenileşmelerden olarak, yeni okullar açar, tren seferleri ..vs onun zamanında hız kazanır. Ama Hanedanda birkaç yıl önce başlayan kamusal alan çıkma, Avrupalılaşma temayüllerinin ise önüne sed çeker. Fakat artık bir armamız da vardır. Meşhur Osmanlı Arması. Bir çok Hanedan mensubuna bu nişanlardan verilir ama kadınlar haremde kapalı olduklarından bunu ancak kendi içlerinde ki toplantılarda takabilirler.
Avrupa ise bunun tam tersi bir uygulamanın içindedir. Küçücük Bulgar Kralı bile ailesiyle birlikte poz verip kamusal alanda Avrupa’ya eklemlenir. Büyük Avrupa ailesi olarak yapılan resimde yıllar önce Padişah yer aldığı halde bu dönemde Hamit bile görülmez. Resmini vermez. Sadece Zekiye ve Naime Sultanlarının çocukluk resimleri var. Bu yıllarda Mısır’a baktığımızda ise Hidiv ailesini tamamen Avrupalı değerleri benimsedikleri alafranga kıyafetle kamusal alana çıktıkları görülüyor.  Durum Reşat kadar böyle devam eder.
Reşat bastırdığı posta pullarına bile portresini koyar, tıpkı Avrupada olduğu gibi. Bu durum geleneğin hilafına Hanedan’ın kamusal alana çıkma eylemi olarak kabul edilmelidir. Ve basında pıtırak gibi boy boy şehzade fotoğrafları görülmeye başlar. Hatta o kadar ki üç şehzade tiyatroya giderek salonda oturarak oyun seyreder. Bir anlamda 1908 de Hanedan erkekleri kamusal alana açılıp, siyasal açıdan da liberalleşmeye başlarlar. Devleti temsil görevinde Şehzadeler, amcalar da resmi törenlere katılmaya başlar. Bu zaviyeden olarak Osman Fuat Efendi’nin Trablusgarp savaşına katıldığına dair Alman üniformasıyla resmi de basında çıkar. Avrupalı görüntünün bir gereği olarak fes atılarak baş çıplak pozlar verilmeye başlanılır.
Kadınlar da bile işler değişmeye başlar. İlk defa Enver Paşa’nın hanımı Naciye Sultanı 1914 ve sonrasında oldukça fazla kamusal alanda Avrupaî figür olarak görmekteyiz. Enver Paşa ile çektirdiği aile resmi tam da Avrupa’nın istediği fotoğraflardandır. 1920 den sonra Sultanların kocalarıyla birlikte resim vermeleri çoğalır. Bu aynı zamanda burjuva hayatı değerlerine yaklaşma ve bundan memnuniyetin de ifadesidir. Son Halife Abdülmecit Efendi de çok önemli figürdür. Önceleri halife-i müslimîn olarak resim verirken sürgünden sonra Avrupalı değerleri benimsemiş kravatlı bir figürdür. Bunu yaptığı tablolara da yansıtır ve Avrupa burjuva ailesini resmeder.
Sürgün traji komik bir şekilde Hanedan ailesinin tamamen Avrupalılaşmasına imkan sağlamıştır. Sürgündeki sultan ve şehzadelerin evlilikleri, plajlarda verdikleri fotoğraflar bunun en önemli kanıtıdır. Bir anlamda sürgün Hanedanı bağlarından, engelelrinden kurtarmış, İstanbul’da bir türlü kıramadıkları yapıdan kurtularak alafranga hayata dahil olmuşlardır. Kadınlarda bu hayatın bir parçası olarak gerek Mısır’da gerek Fransa’da alafranga hayatı benimsemişlerdir.
Siyasi gücü kaybetme Hanedanın gelenekle de ilişkisini koparmış, 1930’da sonra ise Hanedan açısından ne bir siyasi gelenek ne de kültürel yapı kalmıştır. Bir diğer ifadeyle yüz senelik modernleşme sürecinde ordu, eğitim, devlet ricali dört nala modernleşirken Hanedanın geride kalması ve fakat sürgünle beraber gelen özgürlük Hanedan modelleşmesinin trajik yanıdır.
Konferans bu şekilde bitti. Çok güzel slaytlar üzerinde kurgulanan sunumun belki de en problemli yanı sürgün – Hanedan ilişkisinin ‘modernleşme’ bağlamında değerlendirmesiydi. İktidardan bağımsız ve ülkesi tarafından sınır dışı edilen bir Hanedanın yaşama biçimi, hayatla mücadelesi … vs hiç kale alınmadan sürgünün hanedanın zaten istediği ve bir türlü gerçekleştiremediği alafrangalığa imkanla olumlanması tam bir traji komik çıkarımdı.  Bunun yanında metinde geçen ‘Avrupa burjuvazisi ve kraliyet’ yakınlaşmasının bu topraklarda ki karşılığı da verilmedi. Bütün kurgu Avrupa’ya özenen ve öykünen Haneden konsepti üzerinden yapıldığından ciddi bir boşluk oluştu. İktidarın diğer saç ayakları, iktidarı besleyen mekanizmalara kısa da olsa değinilseydi bu boşluk olmayabilirdi.
Bütün bunlara rağmen çok güzel fotoğraflarla birlikte yapılan sunum şu an Saray mutfağının restoresiyle kazanılan konferans mekanında keyifli saatlerin yaşanmasına neden oldu. Keyifli anlardan biri de soru cevap kısmıydı. Haneden – sürgün ilişkisini Modernite üzerinden olumlanan kurguya gelen itiraz doğru ve fakat akabinde gelişen diyalog hoş olmadı. Sunumda soru sorup verilen cevap yeterli olmadığında bile çekilmesini bilmek gerekir diye düşünüyorum. Diğer sorular ise konudan ne kadar uzak kalındığına dair anlama biçimlerini göstermekteydi. Dolayısıyla soru cevap kısmı kısa tutulduğundan benim sorularım kaldı. Neyse başka bahara , Nevin Meriç 29.1.2013
30.1.2013 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder
 
selam teşekkür ederim canım senin dokunuşların da bana çok iyi geliyor. iyi ki varsın Allah razı olsun selam ve dua ile...
nevder@gmail.com
nevinciğim sessiz sedasız ne kadar güzel yazılar yazıyorsun. güzel bir sunummuş, belli ki eksiksiz aktarmışsın.eline sağlık.
yıldız ramazanoğlu


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.