ONBİR ONBİR İKİBİNONBİR
0
Yorum
1559

kez okundu..

 

ONBİR ONBİR İKİBİNONBİR
Medya günlerdir 11.11.2011 reklamını yapıyor. Dünya ölçeğinde de bir çok kişi kendi özellerine ait durumları bu tarihe getirtmek için uğraşıyormuş. Doğumunu bir bu takvime getirtmeye çalışanlar oluyormuş… insan işte, hz. Adem zamanında da aynı günümüzde de…
Van’da ki 2. deprem, yıkılan iki otel ve enkaz altında kalan kurtarma ekipleri bütün moralleri bozdu. Bu nasıl bir şey anlamaya çalışıyor. Basiretin bağlanması yanında mevcut durumun alternatifsizliği, olan karşında çarenin yanında başka nedenlere de bakmak gerektiğini ortaya çıkartıyor. Her zaman bir çözüm vardır ilkesi Van’da geçerli değil artık. Depremzedeler için düşünülen çadırlar kurtarma ekipleri için neden düşünülmedi diyemiyoruz. iş çadırla bitmiyor çünkü. Temel ihtiyaçların hepsi giderilmesi sorun olunca durum farklılaşıyor. banyo, lavabo, sıcak... vs halinde insan çatlakları seyrede seyrede odaya girebiliyor. Nitekim depremlerin bize tanıttığı Prof Ahmet Ercan'da benzer şeyler söylüyor: Çok yorgundum ve sadece yatacak bir yer gerekiyordu. Çatlaklarda dolu otele girdim. Onun kaldığı otel bu ikinci depremde yan yatmış...  Depremzedelerin yaraları sarılıp yavaş yavaş hayat normale döner gibi oluyorken bu ikincisi ümitleri tüketti. Önceki depremden sonra yapı kontrolleri yapan uzmanlar gözle yapmış, şimdi daha detaylı yapılacakmış… vs.
Trajik-komik durumlardan biri de gazete manşetleri ve yorumlar. Bu sabah gazete manşetlerini dinlerken, ‘hayalet fay’ diye bir kelime geçti… sen bilmiyorsun, görmüyorsun diye fay niye hayalet oluyor. Trafik canavarı diye diye, direksiyon başına sarhoş geçip kaza yapan bile canavarı suç bulup kendini aklıyor. Bir başkası da ‘gönüllü fay’ şekli yorumlara katılıyor. Dondum kaldım, fay nasıl gönüllü olur. Önceden tesbit edemediniz diye bu isim mi verilir. Bu iki kelime nasıl yan yana getirilir. Yerin altı harekete geçti faylar seyrüsefer halinde bu sene Van yöresini ziyaret edelim demişler sanki. Bir milletin zihni nasıl tarumar ediliyor. Başka bir depremde bu gibi durumlar sanki … Bu moralle evden çıkıp rutin vasıtalarımla işe gelirken tramvaya binmek istedim. Normalde yürüyorum. Bugün paketlerim olduğundan yokuşu çıkmayım tramvay seçeneğini kullanayım dedim.
Önce Kabataş’ta epey bekledik. Normalle iki dakikada bir gelmeleri gerekir ama sabah trafiğine onlar da Topkapı’da yakalanıyor ve sıkışıp kalıyorlar galiba. Tramvaydan biri tamamen bekleyen yolcular tarafından dolduruldu, oturulacak yer kalmadığı gibi, ayakta da yer kalmadı neredeyse. Bu durumda mantık boş olan ikinci tramvayın önce kalkmasının gerektiğini düşündürüyor. Ama öyle olmadı tamamen dolmuş olan tramvay kalktı. Geç kaldığı için çok hızlı ve vatmanın her durakta ‘tehirlidir arkada boş tramvay’ ikazıyla gidiyoruz bakalım. Ama millet olarak söz dinlemede ki performansımız düşük olduğundan veya beklemekten üşümüş ve gecikmiş olan yolcular duraklarda tramvaya dalıyor adeta sorti yapıyorlar. Eminönü’ne geldiğimizde artık tramvaya binmek mümkün olmuyordu. Bu arada hafif hafif çiseleyen yağmur yolları kayganlaştırmış, trafik için olumsuz zemine dönüştürmüş. Gülhane’yi geçip, arşivin önünde durduk. Vatman yine devrede ‘sayın yolcular öndeki araç yağmurdan yokuşu çıkamadığı için beklemedeyiz’. Tıklım tıklım dolu tramvayda oturuyor olsanız da beklemek sıkıcı. Nefes alıp vermek bile zorlaşıyor. Ama yapılacak bir şey yok öndeki araç çıkamıyor peki tramvay çıkacak mı? Zaten İstanbul rampalarına göre yapılmayan düz ova araçları normal iklimde zorlanırken ıslak zeminde nasıl hareket edecekler düşüncesi de ciddi anlamda stresi artırıyordu. On onbeş dakikalık bekleyişten sonra vatmanın sesi yine duyuldu: ‘Sayın yolcular, zemin kaygan olduğu için hız yapacağız ve durağa hızlı gireceğiz o yüzden tutunun’. Hoş bu kalabalıkta düşme imkanı yok zaten. Bu anonstan sonra tam gaz veya elektrik yola revan olduk ama gücümüz Yerebatan’ın önüne kadar yetti. Bizde yokuşta kaldık. Hay Allah ne olacak şimdi geri geri gidiyoruz. Arkadakini Allah korusun. Neyse Allah’ın yardımı vatmanın becerisi sayesinde karınca adımlarıyla yokuşu çıkıp Sultanahmet durağında nefes aldık. Çarpa çarpa gireceğimiz bir durak olmadı yani. Bundan sonra halas, Nuriosmaniye benim durağım. Hayırlısı 11.11. böyle başladı.
***
         Cuma vakti namaz için camiye doğru gidiyoruz. Nimet ve Esmanur da bu cumanın ziyaretçileri. Hava aynı durumda hafif hafif çişeliyor. Aslında böyle yağması iyi, insanlar ıslanmayalım diye bir yerlere kaçışmıyor. Cami avlusunda standart ‘Emrullah hoca programı’ duyuluyor. Demek yine vaiz yok ve bu Cuma da Emrullah hoca tarafından ihya edilecek. Camiye ön taraftan girip üst kata çıkıyoruz. İlk göze çarpan farklılık aşırı derece Arap turistin varlığı. Seferi oldukları halde camiye gelmeleri ilginç ama yurtdışında en çok camilerde namaz insanı etkiliyor. O anlamda bizde gittiğimiz her yerde namaz kılmak için vakit ayırmıştık. Çocuklar da camilerin müdavimleri oldu. Yağmur yağdığı için erkeklerin üst kata çıkma durumu var ama nedense cami birkaç haftadır dolmuyor. Bakalım hac dönüşü de boş mu olacak. Şimdilik beklemede olan bu soru birkaç hafta sonra cevaplanmış olacak inşallah…
         Ezanın bitmesiyle namaza başlıyoruz. Arap turistler ayakta. Onlar farz kılınacak sanıp ayağa kalkıyorlar biz sünnete başlayınca öyle kalıyorlar. Bazıları da bizimle birlikte kılıyor tabi… sırada hutbe var. Hz. Adem’in Cuma günü yaratıldığıyla ilgili rivayet üzerine tertiplenen hutbe Cuma, cami, kadın ve çocuk üzerine inşa edilmiş. Ara ara dinlemelerim oluyor. Bazen de başka yerlerde oluyorum tabi…
Sırada kamet ve toplu namaz kısmı. Safları düzeltip Emrullah hocaya tabi oluyoruz. Oldukça uzun ayetler seçiyor ve artık değişmez klasiğimiz olan bir çocuk sesi de namaza eşlik ediyor. Anne dayanamıyor ve çocuğunu susturmaya çalışıyor neyse rukuya geçmeden çocuk durdu da anne de cemaate dahil oldu. Namaz bitti. Hızla mekanımıza döndük. Bayram ertesi yoğunluk had safhada.
Mesaiyi bitirip eve döndüğümde 11.11. bu şekilde sonuçlanacak diye düşünüyordum. Yanılmışım. Tam oturmuş bir şeyler yiyecekken altyazı geçiyor. Denizotobüsü kaçırıldı. Gölcük – İzmit arası sefer yapan denizotobüsü kaçırılmış. En korktuğum şey; vapuru çok kullanan biri olarak denize dair bir problem her zaman zihnimde oluyor. Ama bu deniz otobüs de ilginç. Her tarafı kapalı, dışarıyla teması yok. Bütün kanallar bu işe kenetlenmiş durumda. Sürekli o kanaldan buna, twitterden haber akışını izliyorum ama doğru bilgi hak getire. Bir 5 kişi deniliyor, biraz sonra bir kişi. Moraller sıfır yani…
Saat 5.30 namaz için uyanıyorum. Aklım deniz otobüsünde televizyon açtım ki hala denizdeler. Artık devam edemeyeceğim. Sabah namazı ve dua vakti. Allah yardımcıları olsun. Saat 9.00 haberler iyi. Operasyon başarıyla tamamlanmış. Neyse böylece 12.12.2011 geçiş yaptık ta nefes aldık.
Nevin Meriç
12.11.2011
12.11.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.