O da bir zamandı geçti- Ateş Denizi- Beşir Ayvazoğlu
0
Yorum
1379

kez okundu..

Ateş Denizi- Beşir Ayvazoğlu O da bir zamandı geçti Ateş Denizi Beşir Ayvazoğlu'nun roman kurgusuyla yazdığı yakın tarihte olan değişimlerim bireysel ve toplumsal alandaki etkilerini anlatan kitabı. Bu tarzı sevenler için rahat okunan ve bir çok detay bilgiye sahip olunan bir kitap. Aslında tarihin böyle bir artı/k-değer yönü de var. Makale veya tez dili dışında bir tarzla anlatılan verili konular da hem dil hem de hedef kitle açısından tarihin doğru bilinmesine imkan tanımakta diye düşünüyorum. Bunun yanında tarza kurban edilen tarihi bilgilerde olabilir. Bu tamamen yazarın inisiyatifinde bir durum. Ama Ayvazoğlu’nda bunu görmüyoruz Allaha şükür. Osmanlının son dönemiyle Cumhuriyetin ilk otuz - kırk senesini baz alıyor. Bu yıllarda yaşananlar ve önemli isimler de romana dahil olmakta. Ayrıca dönemin binaları, yalıları da ciddi bir dönüşüm habercileri. Kat veya oda oda kiraya verilen konakları, Florinalı Nazım Hikmet üzerinden öğrenebiliyoruz. Konağa dair bilginin benim açımdan bir diğer önemi ise çocukluk ve gençlik döneminde yaşadığımız Açık Türbe Mahallesinde olması. Ve dahi Gazete, dergi, musiki...vs konuları daha çok anlatıyorlar. Dönemin en önemli değişim aksı harf devrimi ve musikinin yasaklanması olsa gerek. O kadar ki kraldan çok kralcılarının adeta fazla mesai yaparak tuğra kazımaya kadar vardırdıkları geçmiş dönem imzaları da sürece dahil ediliyor. Ayasofya'dan indirilen hat tabloları kapıdan çıkartılamayınca uzunca bir süre yerde duruyor ve daha bir çok ayrıntı. Bir dönemin önemli kişilerin Darülfünun hocaları, Mevlevi şeyhleri de yaşanan değişimin tam ortasında. Bayramlarından gündelik rutinlerine kadar yaşanmışlıklar Galata Mevlevihanesi üzerinden romanın sayfalarına dahil oluyor. Galata’dan yola çıkan Mevlevilerin tekbir ve ilahilerle Bahariye Mevlevihane’sine Bayramlaşmaya gitmelerini zihinden canlandırırken, bugün için bari bir film versiyonu olsa nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorsunuz. Romanın dilinin senaryoya yakın olması da bunda etken tabi... Bunun yanında devrim sonrası işsiz kalan şeyhler, muhibbanın yaşadıkları da sayfalarda. .." dedemle Mevlevihane'ye gittiğimiz zamanlarda gözüme simsiyah sakalı, yeşil destarlı sikkesi ve hırkasıyla çok heybetli görünen Abdulbaki Dede Efendi bu kravatlı, matruş, kelebek bıyıklı adam mıydı? Hiçbir şey yaşadığımız akıl almaz değişmeyi şeyh efendinin bu yeni görünüşü kadar sarahatle anlatamazdı. Tekkeler kapatılıp vakıflarına el konulduktan sonra sudan çıkmış balığa dönen ve ailesini geçindirebilmek için çalmadık kapı bırakmayan bu zarif Mevlevi, Halk Fırkası'nda bile çalışmak zorunda kalmıştı…. Bir sohbetimiz sırasında gözleri yaşararak okuduğu bir gazelinde bir zamanlar Mevlevilik Bahçesinde gülen bir gül iken şimdi ağyarın ayakları altında çiğnendiğini söylüyordu. Sakalını kesmiş, devrin modasına uygun bir bıyık bırakmıştı. Kravat takıyor, sokağa çıkarken başına eprimiş melon şapkasını geçiriyordu. Onu şahsen tanımayan biri, düne kadar Yenikapı Mevlevihanesi'nin çok itibarlı postnişini olduğunu asla tahmin edemezdi. Girdiği hiçbir işte duramamıştı; Kütüphaneleri Tasnif Komisyonu azalığı, Türk Ocağı Müdürlüğü, Halk Fırkası duhuliye memurluğu... Sonunda bazı dostlarının ricasıyla Darülfünun'a Farisi hocası olarak tayin edilince rahat bir nefes almış, kendini işine adayıp aşkla şevkle çalışmaya başlamıştı ki, Üniversiteler Reformu'ndan sonra açıkta kalıverdi.... bütün bunlar kendisine hatırlatıldığında Dede'nin cevabı; O da bir zamandı geçti..., olmaktadır’. Evet ama ‘zaman ve geçen’ arasında yaşanmışlıklar ne anlama geliyor ve ... nasıl anlayıp değerlendireceğiz?.... Ve daha gündelik hayatın nice detayları ilmek ilmek sayfalara işlenmiş. Kitabın tamamını okuduğunuzda adeta değişimin cinsiyet bazında erkekler üzerindeki etkilerini görüyorsunuz. Bir diğer ifadeyle günümüzde unuttuğumuz ve sanki dindar erkeklerin hiç yaşamadığını zannettiğimiz sıkıntılar ortaya çıkıyor. Oysa kamusal alanın dindar insanı dizayn etme saiki bu toplumda önce erkek sonra da kadın üzerinden olmuştur. Şimdilerde 'yeter artık başörtü sorununuz' diyenler, kırk elli sene önce babaları ve dedelerinin yaşadıklarını dikkatlice okumaları gerekir. O dönemde kadının daha az görülmesi ise tamamen ev merkezli konumlandırılması ile ilgilidir. Nitekim zaman içinde eğitim imkanıyla birlikte kamusal alanda yer almak isteyen dindar kadın da benzer kısıtlanmışlıklar yaşamıştır. Dil açısından da çok akıcı olan roman, diğer kitaplarda bulunmasına izin verilmeyen, fazlalık olarak görülen ve fakat sürekli insanın kafasını meşgul eden yaşanmışlıklara dair resimler sunduğu için önemli bir boşluğu doldurmaktadır diye düşünmekteyim. Bunun akabinde okuduğum Mütercim ise aynı tarzın bir başka versiyonu olmakla birlikte aynı etkiyi ve hazzı bırakmadı. Olaylar, belgelerden çok zihinsel akışların daha baskın olmasından kaynaklanabilir. Bu anlamda Ateş Denizi benim hoşlandığım tarza daha yakın. Aslında diğer alanlarda da benzer formatta yazılı eserler görmek iyi olacaktır diye düşünüyorum. Bu kadar bilginin, detayın akışı bozmadan bir bütün halinde metin haline getirilmesinin de çok kolay olamayacağını zannediyorum. Bu anlamda yazar Ayvazoğlu'na önemli bir işi başarmıştır diye düşünmekteyim. Nevin Meriç – 16.2.2014
17.2.2014 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.