NAMAZ KILMAMA YARDIMCI OLUR MUSUNUZ?...
0
Yorum
1640

kez okundu..

 

NAMAZ KILMAMA YARDIMCI OLUR MUSUNUZ?...
Ekim ayının ilk cuması. Mesainin son gününe ait yorgunluğu hissediyorum. Çarşamba günü olan toplantı haftaya ait rutinliği kestiği için zihnin ve bedenin kodlanması da bundan etkilendi sanki. Haftaya başlarken Pazartesi- Cuma olarak kendimi programladığımdan en ufak bir farklılık haftalık akışı etkiliyor. Neyse öyle veya böyle bu haftanın da cumasına geldik. Sn Başbakan Tayyip Erdoğan'ın annesini Tenzile Erdoğan'ın vefat ettiğini öğrendim mynet sitesinden. Vakit yaklaşınca her camiden sala okundu. Aslında cuma günü sala okunurdu ama son yıllarda bu adetten vazgeçilmişti. Tenzile Erdoğan bir anlamda her cami şerefesinden uğurlandı. İnsanın dünyada ki son anları her zaman etkilemiştir. Bugün ki salalar sanki daha farklı , daha başka bir dünyayı yakın ediyor. Allah rahmet eylesin...
            Cumadan önce dosyalarımı alıp akşam çalışabilmek için yine arşive uğramam gerekiyor. Herkes yemeğe giderken ben arşiv yoluna revan oluyorum. Güzel bir havada kalabalık bir turist kafilesiyle birlikte Gülhane’den Sultanahmet camine doğru çıkıyorum. Beşir Ayvazoğlu’ndan bu bölgeyi dinledikten sonra daha bir tanıdık ve bildik geliyor cadde. Alay köşkünden bab-ı aliye bakan Padişah daha kolay zihnimde yerini alıyor ama Gülhane duvarlarına bitişik olan ve sonra yıktırılan binayı bir türlü yerleştiremiyor. Çok dar bir mekana sıkıştırılmış bir bina olmalı veya yolu tek şerit olarak düşünmeliyiz ki o duvarlara yaslanabilsin.
Yanından geçtiğim Zeynep Hanım cami ise çok şirin. Bir başka vesileyle içinde namaz kılmam mümkün oldu. Ama bu gün Cuma olduğundan ve cami küçük olduğundan burada bize yer olduğunu sanmıyorum. Yanında bulunan çeşmenin yalağı ise yolla aynı hizada. Bu da semte ait kodun ne kadar yükseltildiğini anlatıyor. Yol yapımı ve düzeltmeler zamana ait hatıraları silerken mekanlar bu gibi kayıpları açığa çıkartan objeler gibi tanıklıklarını devam ettiriyorlar. Bir anlamda unutma ve unutulmaya itiraz ederken mevcut durumun hoyratlığını da açığa çıkartıyorlar. Çeşmenin yanında ki sebil ise yapıldığı döneme ait amacı değiştirilerek büfe olarak hizmet veriyor artık. Ne de olsa sebillerden gülsuyu akıttırılan dönemleri geçeli çok oldu. Bir bardak suyun bile parayla satıldığı ve bunun daha hijyenik olduğu için normalleştirildiği zamanlardayız. Kapitalizmin bu hoyratlığından çıkabilecek miyiz veya nasıl çıkacağız doğrusu bilemiyorum ama bir grup arkadaşla yaptığımız Ankara kale gezisinde sıcak bir günde yokuştaki evin soğuk su ikramını kabul ederken yaşadığım sıkıntı da aklımdan çıkmıyor. Her gördüğüm çeşme zihnime bu fotoğrafı getiriyor ve insanın kendine yabancılaşmasının nasıl bir şey olduğunu bir kez daha yaşıyorum.
Ve yokuşu çıkmaya devam ediyorum. Tramvaylar her iki taraftan da gelip gidiyorlar ama yokuş olduğundan hızları düşük oluyor; bu da insanların karşıya geçmesini kolaylaştırıyor. Nitekim bir çok yaya tramvaylara inat çok rahat karşı karşıya geçiyorlar. Turistlerin de bu akışa çok çabuk adapte oldukları görülüyor. Her ne kadar kocaman turist otobüsleri Sultanahmet’e çıkartılmayacakları kararlaştırılsa da uygulamaya konulmadı. Sıkışık trafikte bu otobüslerin yol alması kolay olmuyor.
            Artık yokuş bitti. Güzel bir hava ve renkli insan trafiği içinde nefs-i İstanbul’da Sultanahmet camine yöneliyorum. Cami her zaman ki hareketliliğinde; üst katın tamamı hanımlara ayrıldığında bahçenin ön tarafındaki merdivenlerden camiye giriyorum. Cami içi hanımlar yeri merdivenlerine yöneldim ki bir grup teyze sallana sallana kapıya geliyorlar. Onlara takılmamak için hızla merdivenleri çıkıyorum ki bir erkeğin teyzelere kız arkadaşının namaz kılmasına yardımcı olmalarını rica eden sesini duyuyorum. Ama teyzeler pek ilgili değil ben de merdivenin son basamağındayım geri döndüm ama beni görmediler. Hay Allah bunlara yardımcı olsaydım iyi olacaktı diyorum ama geç kaldılar. Yukarıda kızcağızı epey aradım ama göremedim. Neyse kısmet deyip Emrullah hocanın vaazını dinlemeye koyuluyorum. Demek vaizler gelmemiş artık hac sürecine girildi. Bir çok erkek görevli hacda görevli olacağından buralar bizlere kalacak. Neyse vakit yakın olduğundan ezan okunuyor. Her zaman olduğu gibi Emrullah hoca vaazı bitirmeye niyetli değil ezan bitince ayağa kalkıyorum. Cemaatten de birkaç kişi ayakta hatta erkeklerden biri namaz kılıyor. Bu ne namazı olabilir ki. Belki de sünnete başladı. Neyse hocamız devam etmedi ve vaazı bitirdi. Bugün cami geçen hafta gibi değil çok dolu. Hanımlar ise yan bloğu ancak dolduruyor.
Sırada sünnet var. Namaz için sol tarafıma baktığımda demin aradığım kızın yanımda olduğunu görüyor ve çok seviniyorum. Gökte ararken yerde buldum misali. Namaz için ayağa kalmasını işaret ettiğimde kısık bir sesle ‘ bana yardımcı olur musunuz’ diyor. Memnuniyetle deyip kısa bir açıklama yaptıktan sonra ‘beni takip edin’ diyorum. Ve sünnete başladık birinci rekat bitti; secdeden kalkarken hafifçe dokunuyorum ama fazla hafif oldu galiba ki kızcağız anlamadı secdede kaldı. Hay Allah ben kıyamda o secdede nasıl olacak şimdi. Neyse ki durumun farkına vardı ve hemen kalktı. Fazla sıkıntı olmadan namaza devam ediyoruz. Artık daha iyi takip ediyor; sünnet bitiriyoruz. Camide konuşmaktan pek hoşlanmam bir de kişiler kendilerini anlatmalı o yüzden gereksiz açıklamalarda da bulunmaktan çekinirim ama bu kızcağız hem talep ediyor hem de çekiniyor. Erkek arkadaşıyla birlikte ilk defa camiye namaz kılmaya gelmişler. Bundan sonra hep geleceğim diyor. Kalın bir de namaz hocası kitabı almış ve sübhaneke duasını ezberlemiş. Anlaşılan bütün namazı bu duayla kıldı. Namaz duaları bölümünden Fatiha’nın yerini buluyorum ve en kısa zamanda ezberlemesini söylüyorum. Ezberleyeceğim diyor. Kısa bir bilgilenme iyi olur diye düşündüm ve hangi bölgeden olduğunu sordum. Sultanahmet civarındansa Cezeri Kasımpaşa caminde ki cami derslerine davet edecektim. Ama değilmiş neyse her bölgede arkadaşlarımız var. Onlarla ilgili kısa bir bilgi veriyorum.
Artık hutbe zamanı; Emrullah hoca camiler haftasına uygun olarak hutbe irad ediyor her zaman ki gibi iş gününde olduğumuzu unutarak. Çocukları camiye getirirken bunların gençler olması gerektiğine dikkat çekiyor. Bebeklerden çok gençleri camide görmeliyiz diyor, ama okul ve iş saatinde gençlerin bu uzun hutbe içinde namaz kılmalarının mümkün olmadığını unutarak … hutbe bitti kametle ayağa kalkıyorum. Arkadaşı da kıyama davet ettiğimde ; şimdi ne yapacağız diyor. Namaza devam henüz bitmedi diyorum. Şimdi ki daha kolay, imama uyacağız ve sadece komutlara uygun davranacağız diyorum. İki rekat olduğunu da biliyor. Ve niyetini söyleyip farza duruyoruz. Bu bölüm daha güzel bitiyor. Sırada son sünnet var ve ayağa kalkıp hemen niyet ediyoruz ama erkek cemaat hızla kapılara yönelince Emrullah hoca artık dayanamıyor ve cemaati sünnet kılmaya davet ediyor.
Sünneti de bitirdik benim hızla gitmem gerekiyor. Hemen müftülüğün telefonunu verip ayrılırken, ‘ ameller niyetlere göredir’ hadisini hatırlıyorum. Onlar camiye girerken namaz kılmalarına yardım edecek birini arıyorlardı ben de yardım etmeyi kabul etmiş ama dünyevi iletişimde başarılı olamamıştık. Bu sıkıntı dost ve velimiz olan Allah tarafından giderilerek hayırlı bir sonuca bağlandı. Bu cumanın ikramı da böyle demek ki deyip hızla camiden uzaklaşırken; telefonla namaz kılmayı öğrettiğimiz soru sahipleri zihnime geldi. Sanki onların ete kemiğe bürünmüş halini yaşamıştım. Evet insanın ruku ve secdeyi, onların sırası ve sürecini öğrenmesi için bile cemaate dahil olması gerekiyor. Bunu şimdi daha iyi anladım. Allah yardımcımız olsun. Nevin Meriç. 7.10.2011
 
8.10.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.