MÜFTÜLÜK DİN HİZMETLERİNDEN FETVA BİRİMİ
0
Yorum
2680

kez okundu..

 

MÜFTÜLÜK DİN HİZMETLERİNDEN    FETVA  BİRİMİ  
DİNİN MEŞRUİYET YÖNÜ
Birey ve toplum, meşrulaştırmak istediği eylemlerini dinle, dinî olanla bir biçimde irtibatlandırması, tanımlaması dinin en önemli güç kaynaklarındandır.  Bu konu en yaygın şekilde, gündelik hayatın pratikleri içinde, dine yapılan atıflar ve bu yolla elde edilmeye çalışılan meşruiyet çabasında görülmektedir. Dinin   gündelik hayattaki rolü,   meşrulaştırma ve strateji belirleme şeklinde olmaktadır. Dolayısıyla dinin gerçeklik tasavvuruna ikna olan birey, gündelik hayatını dizayn etmede tercihini din-fetva yoluyla göstermektedir.  Bu durumda   sosyal hayata dair çalışmalarda dinin onaylama/ olumlama gücünü de dikkate alarak toplumu anlamak ve anlamlandırmak gerekmektedir.   
Dinler ve özelde İslam dini, gündelik hayatın dini ilkeler çerçevesinde düzenlenmesini  hedeflemektedir. Topluma ve  gündelik  hayatın akışına  ilişkin  ayrıntılar  konusunda son  derece  etkindir. İslam kişisel ve  ailevi  olanın  yanında,  toplumsal davranışları da kapsayan geniş bir alana ilişkin  bütüncül ve ayrıntılı kurallar içermektedir.[1]   Giyim kuşamdan,  göreneklere, ekonomik  konulardan  bilime ve sanata, doğumdan   ölüme   kadar bir   çok konuda dinin/İslam’ın kapsayıcı yapısından ve tavsiye/emir düzeyindeki  normatif düzenlemelerinden söz etmek mümkündür. Bu durum  İslam dininin, diğer dinler  ve  uygarlıklardan ayrılarak,  kendine özgü   bir   uygarlık sistemi oluşturmasını sağlamıştır. Hayatın bütün safhaları dinin    ilkeleri ile bir biçimde ilişkili görülmektedir. (Kelam/itikat, fıkıh/ibadet, ahlak) İslam’ın hem bireysel/sosyal hayatı hem de fiziki dünyayı  içine alan   bir din olması, insan davranışların kendisine uyumlu-meşru bir   çerçevede ortaya  konulmasını sağlamaktadır.[2]
Dinin  ilkelerinin korunmasıyla birlikte, devam eden süreçlerde   toplumsal değişme içinde  yaşanılır bir dini hayatı oluşturmak   dinin/fıkhın kapsayıcı yönünü  karşımıza çıkarmaktadır. Dini ilkeler   fıkıh-hukuk  ilişkisi  ve ahlak-kültürel aktarımlar olarak topluma kazandırılmaktadır. Böylece  din, ‘yaşam biçimi’ şeklinde   gerçekleştirilmektedir. Bu süreçte yeni  toplumsal  şartların  ortaya çıkardığı  değişmeler ve  farklı  yapılanmalar, dini açıdan daha net izlenirken, dindar  bireyin toplumsal uyum ve huzuru da   sağlanmaktadır. Dindarlığın  psiko-sosyal etkileri, bireyde dinin gündelik hayatı kontrol gücünü  göstermesi açısından dikkat çekicidir. Böylece   dindarlık,   dini inanç,   ibadet, dini   tecrübe, dini bilgi ve dini etkilenme gibi kategoriler içinde kendini ifade etmektedir diyebiliriz.
Dinin, bir başka ifadeyle dindarlığın   gündelik   hayatın modern kurallarının etkisiyle belli bir değişim sürecine girmesi hatta bu süreç içinde dinin   yeniden tanımlanıp   okunması, yine fıkhın elverişliliği ile   mümkün olabilmektedir.   Burada kast edilen dini anlamda ‘yeniden okunma ve tanımlanma’, içinde bulunulan şartların gerektirdiği toplumsal değişim ve gelişmeyle birlikte  gündelik hayatın düzenlenmesidir. Bu durum en açık şekilde müftülük din hizmetlerinden olan ‘fetva sorularında’ görülmektedir. Bunun yanında sadece sorulardan yola çıkarak toplumsal dini analizler yapmak da  mümkün hatta gereklidir. Nitekim benim çalıştığım İstanbul Müftülüğü ‘fetva birimine’ yöneltilen sorulardan yola çıkarak, toplum hayatında kişilerin bir biçimde dinle ilişkilendirdikleri durumları açığa çıkaran üç telif çalışmam bulunmaktadır.[3] Fetva sorularında gündelik hayatın hemen hemen bütün durumları, sıkıntıları, gerginlikleri, mutlulukları…vs de açığa çıkarken, yaşanan değişimin psiko-sosyal  analizleri de mümkün olmaktadır. Bir başka kazanım olarak   toplumsal alan bilgisinin en önemli sac ayağı olan din-insan ilişkisinin nasıllığına dair tarihsel bilgiye de bu sayede ulaşılabilir. Ayrıca Diyanet Kurumunun, Batı’da ki örnekleri gibi dini danışmanlık hizmeti verdiği  ve böylece bireysel ve toplumsal huzura katkı sağladığı da   görülecektir. Bu anlamda hemen hemen her kesimin aradığı  kurum olarak Diyanet-Müftülükler bir anlamda   toplumsal  barış  ve  huzurun da  teminatıdır.
Bu tebliğde   dinin birey ilişkisi açısından gündelik hayatta oynadığı rolü gösteren  fetva soruları ve fetvanın kurumsal işleyişini gerçekleştiren müftülüklerdeki fetva biriminin nasıl düzenlendiği  ile fetva sorularının sosyolojik çözünürlülük imkanı ve çözüm önerilerinin verilmesi hedeflenmektedir. Tebliğde kısa da olsa ‘fetva soruları/cevapları’ bağlamında düzenlenen din hizmetinde  sosyolojik arkaplan bilgisinin verilmesi ilk bakışta yadırganabilir olmakla birlikte,  hizmetin farklı disiplinlere yönelik boyutu ve burada karşılaşılacak problem alanlarının açığa çıkmasında ‘hizmet-tecrübi bilgi’ ilişkisinin önemi, bu açılımı da uygun ve hatta gerekli kılmıştır. Böylece hem hizmetin tek boyutluluğu aşılmış hem de hizmettin sağladığı bilgilenmeyle edinilen önemli veriler açığa çıkartılarak farklı alanlarda daha sağlıklı sonuçlara ulaşmanın zemini oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu anlamda fetva soruları hem kurumsal işleyişin önemli bir birimi hem de farklı ilmi disiplinlerin araştırma konusu olmaktadır. Burada sağlıklı sonuçlara ulaşmak fetva odalarında çalışmanın kazandırdığı tecrübi arkaplan bilgisini iyi okumak ve değerlendirmekle mümkündür diyebilirim.  Hedefimiz modern toplumun düzenlenişinde ki   insan-insan, insan-toplum, insan-kainat/fiziki çevre ilişkisinin din ve dindarlık örüntüleriyle birlikte düşünülmesi gerektiğini açığa çıkarmak ve bu konuda yaşanan sorunlara -inanmadan-dinî pratiği gerçekleştirmeye kadar- dinden yola çıkarak sağlam ve sağlıklı cevaplar bulmaktır.
 
Fetva nedir?
Fetva, herhangi bir meselenin dini hükmü sorulduğu zaman Kur’an – Sünnet çerçevesinde verilen güçlü cevaptır.[4]   Böyle bir cevabı da ancak fıkıh alanında  formasyon sahibi olan kişiler verebilir.  Toplumun bütün kesimlerine konunun mütehassısları tarafından  bilgi  verilmesi gerekir ki bu da ancak fetva yoluyla olur.[5] Burada insanın sıkıntısını, öğrenme  ihtiyacını gidermek için bilenlere sorma ve doğru cevapları bilen kişiler olmak üzere iki nokta vardır.
İnsanın yaşadığı ‘hal/durum’ ile ilgili sorunlarına dinin cevabını/çözümünü öğrenmesi, bir başka ifadeyle fetvaya başvurmasına her   dönemde  ihtiyaç hissedilmiştir. Vahyî bir davranış ‘tarzı’ olarak hem   tavsiye edilmiş hem de   sorumlu tutulmuştur.  “Bilmiyorsanız, bilenlerden sorunuz” (16/43 ) diye buyurulması bu durumun an açık ifadesidir.   Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber (sav)’e sorulan sorular ve cevaplarla da;  bilme, bilmenin önemi, bilenlere sorma ilişkisi  ve  gerekliliği örneklendirmiştir. “Ey Muhammed Senden fetva isterler, de ki; Allah size ... hakkında fetva veriyor...” (4/176)   “Ey Muhammed! Sana ne sarf edeceklerini sorarlar, de ki...” (2/ 215 , 189), “Ey Muhammed! Sana içki ve kumar hakkında sorarlar...” (2/217) ...vs. 
İşte birey ve toplum hayatında yüz yıllardır devam eden bir gelenek olarak varlığını koruyan ve halkın dini inanma ve davranma biçimleriyle ilgili sorularına cevap vermek, sıkıntılarını gidermek üzere faaliyet gösteren fetva birimi, Diyanet teşkilatının ve dolayısıyla Müftülüklerin en önemli  birimidir. Bireysel problemlerin  giderilmesinden, toplumsal huzuru sağlamaya kadar çok geniş bir yelpazede verilen hizmetin ilk basamağı   fetvadır. Bir başka açıdan  ise bazı  bireysel talepler ‘prototip’ şeklinde değerlendirilerek toplumsal sonuçlara katkıda bulunulabilir. Özellikle medya-gündemle alakalı sorular, vesvese başlığı altında değerlendireceğimiz birey-psikiyatr  ve tıbbi gelişmelerin yedeğinde yaşanılan durumlar ve  - ailenin çocuk talebine yeni tıbbi çözümlere- dair sorular önemli prototiplerdir  diyebiliriz. Bu anlamda fetva; dini bireysel ve toplumsal bir ihtiyacın hizmete dönüştürülerek yeniden topluma kazandırıldığı bir birim olarak da tanımlanabilir. Bununla birlikte fetva sorularının çoğunluğunu birey-ibadet ilişkisi oluşturmaktadır ki, bu da insanın yaratılma gayesine matuf önemli bir duruşu göstermektedir.
Nitekim müftülüklere sorulan fetva sorularını tasnif ederek değerlendirdiğimizde önceliğin,  bireyin  yaşadığı veya yaşayacağı durumla alakalı dinin tavsiyesini öğrenmeye yönelik gayretleri olduğu görülmektedir. [6] Bu anlamda fetvalar, bir başka ifadeyle gündelik hayatta karşılaşılan problemlerin çözümü konusunda dinin cevabını öğrenmek, birey için  bir   vecibe ve   gereklilik olarak  kabul edilmektedir. Bununla birlikte çok  ince  bir hassasiyete binaen ‘bilenlere sormak’,   dini bir vecibe olurken, verilen cevapları yerine getirmek ‘tercih’i bir durum şeklinde kabul edilmiştir.  Istılahta fetvanın karşılığının ‘bağlayıcı olmaması’[7]  bir anlamda bu sonuçla  örtüşmektedir.  Bir hadis-i şerifte de;  “Müftüler sana fetva verse de sen yine kalbine danış, fetvanı kalbinden al” [8] buyurulmaktadır. Bir başka ifadeyle, soru soran kendisine verilen ruhsatlar karşısında serbesttir, vicdanı rahat etmezse  verilen   ruhsatları kullanmayabilir.[9] Ama bu değerlendirmeyi yapabilmek  için de insanın konuyla ilgili az çok bir bilgi sahip olması gerekmektedir. Bu anlamda, insan eylemlerine dair sorumluluk, devredilen bir mülk olmaktan çok, ikna ve inşa edilen bir gereklilik olmaktadır  diyebiliriz.
 
A. MÜFTÜLÜKLER  VE  FETVA BİRİMİ
Müftülüklerde ki fetva birimleri din hizmetlerinin en önemli kısmıdır. Modern bireyin gündelik hayatta yaşadığı her hangi bir sorunla alakalı nasıllığı sorma ve öğrenme çabasına cevap vermek üzere oluşturulmuştur. Bu anlamda hem dini/geleneksel hem de modern bir duruşu sergilemektedir. Referans noktalarını dinin temel kaynaklarından aldığı için dini, daha önceki toplum yapısında  var olan bir kurum olduğu için geleneksel, günümüz toplum yapısına dair soru ve sorunlara cevap vermeyi hedeflediği için de moderndir.
İnsanların gündelik hayatlarında bir   problemle karşılaştıklarında, sorumluluğun bir kısmını dinle ilişkilendirdikleri ve soruna dini bir mahiyet kazandırdıkları öteden beri bilinen bir gerçektir. Toplum hayatında yaşanan herhangi kriz, eskiden beri kabul edilmiş değerlerde  yıpranma, değişme olduğu   zaman   fertler, yaşadıkları sıkıntıdan kurtaracak bir yer   ararlar. Bu gibi durumlarda birey   kendine yakın   hissettiği,   vereceği bilgilere güven duyduğu yerlere başvurur.[10]  Batı toplumunda da benzer örnekler bulunmaktadır.  Bu yaklaşıma modern örgün eğitim sonrasında da karşılaşılmakta ve dolayısıyla dini danışmanlığın sınırları kesin   olarak belirlenememektedir.[11]  Yapılan araştırmalar duygusal sorunu olan ve bunun için psikologa giden pek çok insanın dahi, dini danışmanlara  baş vurduğunu açığa çıkarmaktadır. 20 yıl süren bir araştırma, psikolojik sorunu için yardım arayan insanların yaklaşık %40’ının diğer ruh sağlığı uzmanlarına karşın din adamına gitmeyi tercih ettiklerini göstermektedir.[12] Nitekim müftülüklerin fetva birimine gelen sorular da bu tesbiti doğrulamaktadır. Fetva birimi olarak   insanların bu gibi durumlarda yaşadıkları sıkıntıları, gerginlikleri gidermek için hizmet verilmektedir.[13] Son yıllarda bu hizmetin ismi değiştirilerek ‘aile bürosu’ faaliyetleri olarak yeniden ifadelendirilmiştir. Bu durumda Müftülüklerdeki fetva birimi;  geleneksel din algılayışlarıyla, modern toplum yapısı içinde sıkışan  dindar insana hizmet   vermeyi hedeflemektedir diyebiliriz.
Müftülüklerin fetva birimini soru sorma ve cevap verme  açısından iki şekilde tasnif edebiliriz. Soru sormada da; soran ve cevap veren olmak üzere iki yön karşımıza çıkmaktadır. Cevap veren kişi günümüz terminolojisinden yola çıkılarak ‘dini danışman’ olarak da tanımlanabilir. Bir anlamda, ‘fetva veren’,  modern toplumsal kabul edişle, danışmana dönüşmektedir. Nitekim bize/ fetvaya; ‘torunum fetvayı anlamıyor danışman diyor. Ben de danışman diyeceğim’ diyen dedenin tavrı da yaşanan durumu açığa çıkartan  önemli bir örnektir.[14]Bu durumu, geleneksel kabulde fetva kelimesinde içkin olan anlamın, toplumsal değişmenin dil kodlarından etkilenerek yeni bir isimlendirme şeklinde tezahürü olarak da tanımlayabiliriz. Bununla birlikte ilmi disiplinler bağlamında, literatürün önemi, kaynaklarla bağı, anlam-konsept açısından içiçeliği ile, sosyo-toplumsal değişmelerle bu ilgi, alaka ve bağın olumsuz etkilenmesi de söz konusudur. Bu bağlamda çözüm literatürün yeni kuşaklarda da kabulü ve  zihin kodlarında yer alması gerektiğine ikna edilmesi olsa gerek diyebiliriz. Cevap verenin durumu ve nasıllığında ise,  kurumsal işleyişle alakalı düzenlenmeler  söz konusudur.
 
 BİREY FETVA İLİŞKİSİ
I. Sorma eylemi açısından
Gündelik hayat, insan davranışlarının nasıl olduğunu/olması gerektiğini tanımlayan eylem alanlarından birisidir. Çünkü insan kendisine gündelik hayatın pratikleri içinde bir   varoluş alanı açar. Bu alan, anlam, eylem ve değişim boyutunda insanı çeşitli şekillerde kuşatır ve tanımlar. Fetvanın insanın sorunlarıyla ilgili olarak önerdiği çözümler ibadetlere yönelik olduğu kadar, insan ilişkileri, ahlâk, hak,... vs. gibi konularda da olmaktadır. Bu anlamda fetvayı; dini   duyarlılığı gelişmiş, dindar kişilerin gündelik yaşamlarına ait    davranışlarının nasıl olacağını belirleyen- bildiren   faktörlerden   biri   olarak kabul edebiliriz.
İnsanların yaşadığı sorunlara cevap verme ve ikna etmeyi hedefleyen din, belli kuralları vaaz eder. Bu duruma dinin değişmezleri anlamında iman esaslarını ve ibadetleri,  zamanın değişmesiyle ahkamın değişeceği anlamında da hükümleri örnek olarak verebiliriz. Burada fetvaya soru soran birey davranışlarını en genel anlamda şu şekilde tasnif edebiliriz.
a.Bireyin yaşadığı durumla alakalı olarak ibadetinin nasıl olduğunu öğrenme talebi:
Burada genelde ritüeller dediğimiz ‘ibadetler’ karşımıza çıkmaktadır. Hemen hemen her ibadetle ilgili benzer durumlarla karşılaşılırken, oruçtan örnek vermek gerekirse soru portföyünü şöyle örneklendirebiliriz. Mesela imsakla alakalı konuda;  bilme, zannetme, imsakla sabah ezanı bir düşünme ve ramazan dışında  sahuru ezana göre  ayarlama, sahura kalkmadan uyandığında niyet edip etmeme… vs bir dizi genel/prototip sorular olduğu gibi;  ‘sahuru bir türlü ayarlayamıyorum. Kuran’a göre beyaz – siyah iplik testi yaptım olmadı. Çok gecikiyorum. Bunu nasıl ayarlayacağım’ veya ‘Bu sene Ramazanda gece vardiya nöbeti bana geldi. Gece işte gündüz evde. Yeni evlendim, çok zor oluyor. Bizim gibiler için bir ruhsat yok mu’ şeklinde özel  sorular  karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda ki sorular fetva biriminin çok kolay çözümlediği sorulardır.
b.Modernleşmeyle değişen akletme ve değerlendirmeleri yansıtan sorular ve bizi ikna etme durumu :
Fetva sorularına yansıyan bir başka fotoğraf da,  insanın içinde bulunduğu duruma bir biçimde meşruiyet sağlama çabasıdır. Bu konuda günümüzde yaşadığımız en önemli problem ise dinin yasakladığı sınırları aşma mücadelesi şeklinde tezahür etmektedir. Ahlâki zedelenmeden, fıkhî alt-üst oluşa kadar, bireyin durumla alakalı çözümlemeleri, akıl yürütmeleri, ulaştığı  sonucun nasıllığında karşımıza çıkmaktadır. Konuyla ilgili bilgisizlik kadar yaşanılan durumun sosyal çevre-medya baskısı altında içselleştirilen ve normalleştirilen davranışlar  sonucu hakikat bilgisinin  kişi nazarında kamufle edilmesine ulaşılmaktadır.  O kadar ki   durumla alakalı ‘ Allah’ın neden, nasıl bu şekilde yaptığı, yapacağı, emrettiği…vs tartışılarak sonuca ulaşılmaktadır. ‘Bankadaki paranın faizini başkasına veriyoruz. Ana paradan da zekat veriyoruz. Ve zamanla bu ana parada eriyor. O zaman benim kazancım ne olacak. Din insanların fakir olmasını mı istiyor. Ne biçim iş öyle bunu bir türlü anlamıyorum’ veya ‘…eşim konumundan dolayı içki içmek zorunda. Sadece birkaç yudum fazla değil. Allah’ın bu yüzden onu cezalandıracağını sanmıyorum ama siz sürekli haram diyerek hem korkutuyor hem de dini bağnazlaştırıyorsunuz. Bu daha mı iyi yani…’ veya ‘…Kevser suresinde Rabbin için namaz kıl deniliyor. Namazda bu duayı okuduğumuzda çelişki olmuyor mu, zaten namaz kılıyorum. Bu duayı okumasam olmaz mı…’ … vs
c. Bireyin meşrulaştırma çabasının içine, verilen fetva ile kafadaki cevap uyuşmadığı zaman müftü müftü dolaşıp fetva aramak da girmektedir. Literatürde bu yaklaşım  ahlaki bulunmaz. Bu konuda bizi ikna etmeye çalışanlar olduğu gibi medyadaki  enformasyonların eksik ve yanlışları hesaba katılmadan bizi   bilgilendirme çabalarını örnek verebilirim. Özellikle kadının regl dönemi ve ibadet ilişkisi bu konuya hem güncel hem de bireyin fetvaya yaklaşımında ki modern duruşları göstermesi açısında önemli bir örnektir diyebilirim. ‘Kuran’da adetliyken oruç tutulmaz diye bir bilgi yok. Neden hadisler ayetlere tercih ediliyor. Allah kelamı varken peygambere uyulur mu. Sizi hiç anlamıyorum?’ … vs 
d.Değişen şartların fetva cevaplarında herhangi bir  farklılaşmaya neden olup olmadığını öğrenme durumları:
Buradaki  sıkıntı; dinin temel ilkelerinin hilafına durumların medya kanalıyla topluma aktarılması sonucu kendi şartlarında da her hangi bir iyileştirmenin olup olmadığını öğrenme çabasındır. Özellikle  ailenin çocuk isteğine anne veya babanın uygun olamaması durumunda yaşanan sıkıntılar ve çözüm yolları bağlamında tavsiye edilen; taşıyıcı annelik veya başkasının yumurta veya spermini kullanma durumlarının dini karşılığında herhangi bir değişme olup olmadığına dair sorular. ‘ Ben taşıyıcı annelik veya başkasının sperm ve yumurtasını kullanmanın dini anlamda  yasak olduğunu biliyorum ama ne bileyim o kadar çok konuşuluyor, tartışılıyor ki. Üstelik  eski bildiğimiz her şey değişiyor.   Acaba bu da değişti mi diye sormak istedim’… vs.
e.  Soru soranın durumunda ahlaki kaygının öncelendiği tavırlar.
Burada fetvanın cevabının olumlu olmasına rağmen, durumla alakalı yaşanan  ahlaki kaygı, bireyin yaşadığımız toplumda bütün alt-üst oluşlara rağmen direnen naif yönünü açığa çıkarmakta ve  bize insanlık adına ciddi anlamda ümit vermektedir. ‘Bizim evin yanında arsa var. Sahibi hiç uğramıyor. Onun üstündeki  otları alsam günah mı?... ‘Ben bir adamın yetimlerine bakıyorum. Çocuklarını benim evime getiriyor. Onların yiyeceğini de getiriyor. Ama yemeği falan ben yapıyorum. Benim de çocuklarım var ve öksüzler. Onların yemeklerini ayrı yapmaya çalışıyorum ama bazen de çocuklar özenir diye veya başka yemek olmadığı durumlarda baktığım çocuklar için yaptığım  yemekten onlara da yedirebilir miyim?. Bunu beye söyleyemiyorum, utanıyorum. Gerçi o bir ayırım yapmadı. Çocuklar yesin dedi ama haram olursa ben çocuklarıma haram lokma yedirmek istemiyorum…’
f. Soru soranın tıbbî tedavi gerektiren yapısı ve fakat dinden de yardım alma talebiyle ilgili durumlar.
Fetvanın en sorunlu kısmını oluşturmaktadır. Bir anlamda danışmanlık hizmeti verilmektedir.
g. Fetva sorularına medyanın etkisi:
Değişen şartların merkeze alındığı bireysel ve farklı yorumların medya-din ilişkisindeki magazinleştirilmeyi de yedeğine alarak toplumsal alana aktarılması ciddi  kafa karışıklıklarına neden olmaktadır. Burada bir başka problemde medyada konuyla alakalı açıklama yapan ilahiyatçıların vatandaş nezdinde; ‘O da prof, hem de ilahiyatçı hem de…vs şeklinde verdikleri karşılıklarda görülmektedir. Takdir edersiniz ki bir kanaldan veya gazete sütunundan kişinin kendi yorumunu aktarması, dinin/fıkhın cevabının bu olduğu anlamına gelmez. Ve çok bilinen adet haline gelmiş konularda dahi nüanslar üzerinden açıklama yapmak toplumun din-ibadet ilişkisini ciddi anlamda zedelemektedir. Bu manzara karşısında genç nüfus din din adamı profilinde olumsuz ve tepkili yaklaşırken, daha yaşlı jenerasyonlar ‘bu ne biçim iş bir türlü anlayamıyorum. Bu din yeni mi geldi yoksa. Benim babam eski kaymakamdı, beş vaktine beş daha eklerdi ama hiç sünneti terk etmezdi. Şimdi ne oldu öyle. Bir hoca sünneti terk edin diyor, biri kaza olarak niyet edin diyor, biri kaza yok diyor, biri teravihe de kaza olarak niyet edebilirsiniz diyor, biri adetli kadın namaz da kılar, oruç da tutar diyor. Hay Allah ne günlere kaldık. Biz anne ve babamızdan böyle görmedik’ demektedirler.  
h.  Meal okumalarının fetva sorularına yansıması:
Meal okumak Kuran’ın anlaşılmasında önemli bir basamaktır. Ne var ki okunan zamanlar üstü kutsal bir Kitaptır. Dolayısıyla roman gibi okumak yerine bir okuma kılavuzu veya bilenin rehberliğinde okunması gerekmektedir. Nitekim fetva sorularında zihin karmaşasını gösteren soruların çoğunun meal okuduktan sonra yaşananlar olduğu açığa çıkmaktadır. Şöyle ki;  ‘Meal okuyordum. Okuduğum ayette haddi aşanları Allah affetmeyecek deniliyor. Ama başka bir ayette Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz diyor. Bu ne demek. Merhamet sahibi Allah nasıl hiç affetmeyeceğim der’… veya ‘ Allah peygambere salavat ediyor. Yani dua ediyor. Biz de Allah’a yönelerek dua ediyoruz. O zaman Allah nasıl dua edebilir ki. Zaten O her şeyi yaratan değil mi…’ veya ‘Kuran’da zinaya yaklaşmayın diyor. Siz haram diyorsunuz. Niye yalan söylüyorsunuz?...’ vs.
 
II. Cevap verme eylemi açısından:
a. Kurumsal işleyişte fetva birimi:
Diyanet İşleri Başkanlığının en önemli hizmet alanı  toplumu din konusunda aydınlatma işlevini gerçekleştiren birimlerden biri de  fetvadır. İnsanın yaşadığı soru ve sorunların dini cevapları dair din hizmeti olan fetva;  Başkanlığın merkez teşkilatında Din İşleri Yüksek Kurulu, taşrada ise müftülükler tarafından yürütülmektedir. Kurumda Müftü ve yardımcıları  daha çok idarî ve iradî mekanizmanın işleyişi ve yeni açılımlara dair projeler gerçekleştirme rolüne öncelik verirken, vaizler,   din hizmetleri  uzmanları da  fetva biriminde görevlendirilmektedir. Bunun yanında yine fetva soruları bağlamında vaizler,  sohbet  yaptıkları camilerde, diğer bir ifadeyle sahada karşılaştıkları bire bir soru ve sorunlara cevap vermekte, çözümler üretmektedirler. Bu anlamda fetva hizmetleri merkez/kurum ve saha olarak bütün çevreyi kuşatarak sürdürülmektedir. 
Din hizmetleri uzmanları ise sadece bayan olmakta ve  bizzat müftülük bünyesinde konuşlandırılmakta ve  mesaiye tabi  personel olarak görev yapmaktadırlar. Ülkemizde il bazında bütün müftülüklerde bulunmaktadır. Bu kadroda görev yapan uzmanlar, problem tanıma tekniklerini kullanarak güncel dini/ahlaki problemlerin çözümünde insanlara psikolojik yardım ve danışmanlık yapmaktadırlar.[15] Bu uygulama hem müftülüklere soru soran veya gelen  bayanları rahatlatmış hem de kurumun cinsiyet merkezli şekillenişinde değişmeye neden olmuştur.[16] Ayrıca Başkanlığın hem din- kurum şekillenişine hem de modern zamanları yakalama çabasına verdiği  önemli bir cevap olarak da değerlendirilmelidir. Bu anlamda geleneksel uygulamadan da farklılaşmayı gösterir.  Müftülüklerde fetva işleri, ayrı bir fetva odası ve fetvada görevlendirilen personel uygulaması şeklinde yapılır.  Görev yaptığım İstanbul Müftülüğü de, mekan problemine rağmen kadın – erkek fetva görevlileriyle oldukça yoğun soru trafiğine yetişmeye çalışmaktadır. Halkın sorunlarına; telefon, mektup, mail, bizzat  gelmek  şeklindeki bütün ifadelendirmelere cevap verirken, yoğunluk telefonla gelen sorularda olmaktadır. Telefon, sağladığı konfor kadar, soru içeriğinden kaynaklanan olumsuzlukları kamufle etmesiyle de  tercih edilmektedir. Bununla birlikte soruların çok olduğu durumlarda veya karşılıklı konuşmak gerektiğinde merkez, ilçe müftülükler ve vaizlere yönlendirmeler yapılmaktadır. [17]
Son yıllardaki gelişmeler sanal dünyayı da gündelik hayatın içine dahil etmektedir. Kurumsal işleyişten, bireysel organizasyonlara kadar bir yığın faaliyet, sanal dünyayı da içine alacak şekilde genişlemektedir. Bu gelişme  müftülüklerin fetva birimlerine yansımış ve internet üzerinden gelen sorulara da  cevap verilmeye başlanılmıştır. Bu durum hem dinin değişen ve farklılaşan bireysel ve toplumsal uygulamaları kabul ettiğini, hem de   hizmet kaleminin ve sınırlarının genişliğini göstermesi açısından önemlidir.  Gelişme  fetva çalışmalarının farklılaşmasını da beraberinde getirecektir.  Bu anlamda şartların değişimi, uygulama ve yöntemlerin   farklılaşmasını ciddi anlamda etkilemektedir.
Bütün bu çabalar Diyanet Teşkilatı’nın görevini, hakkıyla yapabilme imkanlarını da  göstermektedir. Nitekim yapılan bir araştırmada; halkın Diyanet Teşkilatı’na dini bilgi konusunda güvenme oranın yüksek olduğu %80.9 ve fakat personelin bu konudaki performansının yetersiz %63.7 olduğunu göstermektedir. [18]  Teşkilat olarak bu güveni daha da yukarılara çekmenin şartları aranmaktadır ki bu sempozyum bunun en güzel örneğidir. Bu bağlamda yapılan bir çok eleştirilere rağmen Diyanet Teşkilatı toplumsal kabul açısından olumlu olan yerini korumaktadır. Nitekim İstanbul Müftülüğü fetva birimine gelen   soru   yoğunluğu da bunu göstermektedir. [19] Halkın sorularına cevap vermek için oluşturulan fetva birimi, Müftülük/Diyanet’in toplum tarafından   kabulünü açığa çıkartan  en önemli göstergelerden biridir. Bunun yanında sürekli hizmet ve personel portföyünü yenileme, geliştirme çabası içinde olan Diyanet,    toplumsal kabulünü her geçen gün daha da arttırmanın mücadelesi içindedir diyebiliriz.
 
b.Fetva biriminin değişen rolü
b1.Danışman: Fetva birimi sorulara cevap vermenin yanında dini danışmanlık rolünü de üstlenmektedir.  Her ne kadar dini danışmanlık   kavram   ve   kurum  olarak Batı kültürüne ait olsa da  içerdiği anlam, İslam kültüründe de bulunmaktadır.
                 Dini danışmanlıkta danışman rolünü dinden alır. Kuran’da bir çok yerde vurgulandığı gibi Hz. Peygamber (sav)’in görevi, kendisine gelen vahyi   tebliğ   etmektir. (74/1-2, 5/67, 87/9-10) Vahyin önemli bir kısmının, yaşanan hayat içinde karşılaşılan problemlerin çözümüne yönelik olması; insanın/hayatın önemi ve Peygamberin yol göstericiliğinin   anlamı   açısından dikkat   çekicidir. Hz. Peygamber insanların ahlak ve ahiret sorunlarından kaynaklanan değer  problemiyle uğraştığı   gibi,   dünyevi   olan ama bir biçimde dinle bağlandırılan sorunlara da çözümler getirmiş, danışmanlık yapmıştır. Hz. Peygamberin mescitte yürüttüğü sohbetler,  grup danışmanlığı çerçevesinde  değerlendirilebilir. Zaman içinde kurumlaşarak vaaz müessesesini oluşturmuştur.[20] Bununla birlikte vaaz kurumsallaşma anlamında danışmanla benzerlik gösterirken, içerik ve işlevsellik anlamında sohbet, ve  hayata dair bilgi-tecrübe aktarımı da söz konusudur. Bir başka ifadeyle ‘emr-i bil maruf nehyi anil münker’ yönünde dini anlamda her bir bireye yüklenen manevi rolü göstermesi açısından danışmandan farklılaşır.
                 Batılı kaynaklarda danışmanlık rolünü benzer şekilde tanımlamaktadırlar. Clinebell’e göre dini danışma, teori ve pratikle birlikte olur. Bu anlamda danışma, insanın problemlerine inandığı dinin değerleriyle ilişki kurarak çözüm yolları sunabilen, bu formasyona sahip kişilerce mümkündür. Ancak bu yardımı gerçekleştirirken öteki yardım disiplinlerinden de yararlanmak gerekir.[21]
b2. Modern toplumsal alanın kurumsal örgütlenişi; fetva diğer kurumlar arası ilişki:
Günümüzde modern toplum hayatının bireyde neden olduğu psiko-sosyal ve toplumsal problemlerinin çözümü için de fetvaya  başvurulmaktadır. Yaşanan psikolojik problemin bir yönü fetvayı da ilgilendirmektedir. Ama  sadece  fetvanın sınırları içinde sağlıklı bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fetva – vesvese ilişkisi buna güzel bir örnektir. Psikiyatrların takıntı olarak tanımladıkları rahatsızlığın bir ucunda -abdest-gusül- fetvanın cevabı bulunmaktadır.  Burada sağlıklı bir fetva hizmetinin yürütülmesi tıbbi tedaviden sonra veya tedavi süreciyle  mümkünken, problem sahibinin kendisine bu süreyi tanımadan  sürekli fetvayı araması ve dinin cevabı karşısından rahatlamak istemesi önemli ve fakat  bir o kadar da sıkıntılı bir durumdur. Burada fetva uzmanları ve doktorların birlikte çözümler üretmeleri gerekmektedir diye düşünüyorum.[22]
Modern toplum hayatında bireye danışmanlık  hizmeti veren, bir çok resmi-sivil kurum bulunmaktadır. Aile sorunlarından, ekonomik, tıbbi sorunlara kadar çeşitlenen bu gibi kurumlar, fetvanın danışmanlık hizmetleriyle  bir  biçimde ilişkilendirilmelidir. Fetvaya gelen soru ve sorunların uygun adreslere yönlendirilmesi önemli bir durumdur. Bunun için de gerek Diyanet İşleri Başkanlığı, gerek müftülükler bulundukları bölgelerde danışmalık hizmeti veren resmi ve sivil örgütlenişlerden haberdar olmalı, birlikte projeler geliştirilmelidir.
Bir başka açıdan ise  bu gibi yerlerde  görev yapan uzmanların,  yaşadıkları toplumda kabul edilen dinin temel kavramları ve inançları  konusunda ‘meslekleri açısından’ bilgi sahibi olmaları gerekir.[23] Çünkü hizmette başarının en önemli basamağı karşısındakini ikna etme, ortak bir dil oluşturmaktır. Bireysel kabul edişler, yaşanan sorunun çözümde ciddi anlamda engeldir. Uzmanın,  ‘kişinin yaşadıkları  dinden kaynaklanmakta, benimle alakalı değildir’ diyerek, sorunla arasına mesafe koyması  tedaviyi engellemektedir.  Nitekim bize gelen bu gibi soruları doktora havale ettiğimizde ‘doktor yıkan çık gusüle alma dedi. Ama bu benim için mümkün değil ki’ şeklinde cevaplar  alınmaktadır.[24]
Halka daha iyi, kapsayıcı hizmet verebilmek için, disiplinler ve kurumlar arasında karşılıklı iletişim, bilgi alışverişi gerekmektedir. Dolayısıyla modern toplumda danışmanlık hizmetleri kurumsal işleyişte müftülüğün fetva birimlerinin de projelendirildiği yeniden yapılandırılmalara ihtiyaç hissetmektedir. Nitekim Batı’daki araştırma örnekleri de tespitimizi desteklemektedir. “Özel durumlarda, dindar bir danışanı tedavi çalışmalarında bulundurmak,   bir klinisyen ile bir dini  yardımcının birlikte çalışmaları   uygun olabilir.”[25] 
 
B.  FETVA SORULARI VE SOSYOLOJİ İLİŞKİSİ
                 Günümüzde gündelik hayatın fetva soruları açısından okunması ve anlamlandırılmaya çalışılması  yeni bir yaklaşım tarzıdır. Bu konu aynı zamanda sosyolojinin, sosyal psikolojinin, sosyal tarihin alanlarına da girmektedir. Bununla birlikte hem fetva soruları hem de müftülüklerdeki fetva odalarının düzenlenişi sosyolojik okuma imkanına çok da elverişli değildir. [26]  Çünkü müftülüklerde din hizmetleri açısından öncelik, sosyolojik imkanlara çözümler üretmekten değil bilakis halkın sorularına dinî açıdan doğru cevapların verilmesini sağlamaktır. Sosyolojik imkanlara çözüm üretmek ise farklı altyapı çalışmalarını gerektirmektedir. Bütün bunlar sağlandığında da konuyla alakalı tam bir çözüme ulaşılması, fetva sorularının yapısından dolayı  mümkün gözükmemektedir. 
Bununla birlikte fetva soruları, gündelik hayatla bire bir ilgili ve bu konuda yapılacak çalışmalar da önemli bir boşluğu dolduracak potansiyeldedir. Dolayısıyla   gündelik hayat  çalışmalarında ‘fetvaların’ da   yer alması gerekmektedir.   Böylece hukuk, otorite, sivil tavır alışlar açısından   dönemsel   farklılıklar   açığa çıkartılarak, karşılaştırma yapma imkanları da sağlanmaktadır.
Konjüktürel gelişmelerle bire bir bağlantılı olduğu görülen  fetva soruları dinamik bir veri bankası gibi de   değerlendirilebilir. Gündemin birey bazında dini davranma biçiminde neden olduğu kaygı, gerginlik veya değişim, soruların içeriğinden gayet rahat anlaşılmaktadır. Ayrıca toplum   hayatında dini değerlerin ve sembollerin değişimi veya anlam kaybına uğramasının nedenleri hakkında da bilgi sahibi olunabilir. Bu anlamda dini değerleri   ve sembolleri,   insanın varolma amacına uygun   olarak toplum hayatında meşruiyetini   sağlayan en güçlü referans kaynakları  olarak   değerlendirebiliriz. Müftülüğe gelen   sorulardan yola   çıkarak bu   değerler   ve sembollerin toplum hayatında yaşanan değişmeler çerçevesinde anlam kaybına uğraması veya meşruiyetinin bir   biçimde sorgulanması sonucu insanın içine düştüğü bunalımlar da   tespit edilebilir. Dolayısıyla fetvaya gelen sorular, bu açıdan da,  sosyal-psikolojinin olduğu kadar psikiyatrın   alanına  girmektedir.
Bütün dünyada benzer örnekleri görüldüğü gibi ülkemizde de modernleşmeyle birlikte sosyal hayatın   değişime uğraması, dini ritüellerin   ve değerlerin yapılmasını, meşruiyetini farklılaştırmış bir anlamda değiştirmiştir. Birey ise bu değişmeler karşısında gergin  ve tedirgin olurken,  modern ve dindar   kalabilmenin yolları aramaktan da vazgeçmemektedir. Dolayısıyla toplumsal alanda yaşanan değişim ve gelişmelere kendini uydurmaya çalışan birey için dindar kalabilmenin mücadelesi önemli bir keyfiyettir. Böylece İslam dininin hayata/dünya uygun, onu reddetmeyen yapısı  açığa çıkarken, insanın fıtrî olarak bir dine inanma zarureti de korunmuş olmaktadır. Nitekim İslâm fıkhı da toplumsal gelişmeleri; “Ezman’ın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü inkar olunamaz.”[27]  şeklinde formüle etmektedir. Dolayısıyla fetvalarla, dini davranma biçimleri modern toplum hayatında da, yerini korumakta ve inanan insanları maddi-manevi anlamda rahatlatmaktadır. Bir anlamda dini davranma biçimlerine ait   meşruiyetin,   zamanlar üstü bir tarzda korunmasıyla, toplum hayatında ‘dindar’ kalabilmenin mümkün olması, birbirini tamamlayan iki önemli dini/toplumsal-sosyal bir tavır alış olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bununla birlikte fetva sorularının sosyolojik çözünürlüğünün de araştırılması gerekmektedir. Burada geleneksel dönemde toplum bilgisi sunan din ile,  modern toplum yapısına dair okumaları kendi alanıyla sınırlayan sosyolojinin işleyiş şekilleri ve farklılıkları karşımıza çıkmaktadır. Sosyolojinin modern toplumda kendini, din karşısında konuşlandırdığı bir vakıadır.  Burada dinin insan algısında ki ontolojik kabul ediş ile sosyolojinin din-din dışı ayrışması üzerine temellenen  birey algısındaki sekülerleşme,  disiplinler arasındaki en temel farklılaşmayı gösterir.  Bununla birlikte konumuz gereği fetva sorularının sosyolojik çözünürlülük imkanının araştırılmasında  ne gibi durumlarla karşılaşacağımız   hem önemli hem de dikkat çekicidir diyebiliriz.
Fetva Sorularının  Sosyolojik Çözünürlülüğü
Din sosyoloji ilişkisi önemli ve bir o kadar da sorunlu bir konudur. Sosyoloji modernleşmeyle birlikte toplumsal yapıyı değiştirme, yeniden düzenleme rolünü üstlenmiştir. Bir anlamda geleneksel toplumda ki dinin topluma yönelik rolünü kendine mal etmiştir. Dolayısıyla modern zamanlarda toplumsal ifadelendirmeler  artık sosyolojik veri bağlamında ele alınmakta ve incelenerek değerlendirilmektedir. Bu durum İslam dininin toplumsal tavır alışları içeren yönünü etkilemekle birlikte tamamen ortadan kaldıramamıştır. Burada insan-ibadet ilişkisi kadar, dinin gündelik hayatı belirleyen yönü de etkili olmaktadır.
Bununla birlikte toplumsal alan analizlerinde fetva sorularının ciddi anlamda bir veri olduğu da aşikardır. Hem din-birey ilişkisinin şekli, düzeyi, nasıllığı, hem de toplumsal süreçlerin bu ilişkideki durumlara  katkıları, bu sorulara dair analizlerde açığa çıkacaktır.  Dolayısıyla toplumu tanıma bağlamında yapılacak bir çok konunun içine fetva soruları da girmelidir diyebiliriz. 
Ne var ki fetva sorularını sosyolojik veri bağlamında çalışmak, ciddi anlamda zor ve  bir o kadar da sorunludur. Bu zorluk soruların isimlendirilmesinden, çalışacak kişinin ehliyet ve heyecanına kadar değişen yelpazede kendini göstermektedir. Dolayısıyla bu konu hem  ilahiyat eğitimini hem de  bir süre fetva odalarında bizatihî çalışmayı  gerektirmektedir diyebiliriz. Fetvaya gelen bir sorunun sosyolojik analizini yaparken karşılaştığımız  en temel problem  isimlendirmedir. Bu durumdan,  daha sonra ki süreçlerde gerekli olacak tasnif, tahlil, rakamsal karşılık ve değerlendirme ciddi anlamda etkilenmektedir.  
Şöyle ki;  fetvaya en çok sorulardan biri de   gusül abdestidir. Konuyu  ele aldığımızda;  soruyu başlıklandırmak  nasıl olacaktır. Burada ki kriterleriniz, önceliğiniz ne olacaktır. Bir başka ifadeyle bu başlık  soru soran kişinin aktardığı problemi yeteri kadar kapsayacak mı…vs. Bu sorunun cevabı aynı zamanda araştırma yapacak kişilerin sorulara yaklaşımının nasıllığı anlamında da önemlidir.  Buradan sorunun   başlıklandırılmasına  geçersek;
Soru:  Gusül …vs?
1. Gusül alıp, birkaç vakit namaz kıldıktan sonra vücudunda kalıntı olduğunu görenlerin durumu. Bu soruyu gusüle mi, namaza mı yazacaksınız?
2. Vücudunu bir kere, beş kere, kırk kere yıkayanlar, vesvese; bunu gusüle mi, psikiyatriye mi  yazacaksınız?...
3. Eşlerden birinin gusül almamasının neden olduğu gerginlikler, -boşanmadan ruhsal sıkıntıya kadar- bu soruyu gusüle mi, aile problemlerine mi yazılacak.?
4. Rüya- gusül ilişkisi; rüya mı - gusüle mi yazılacak?
5. Gusül gerektiren durumlarda bebeği emzirmek gerekirse, gusüle mi, geleneğe mi, yazılacak ?
7. Bakıma muhtaç birinci derecede ki yakınların temizliği, gusüle mi, büyüklerin bakımına mı, ibadete mi  yazılacak?.. (Anneme-babama baktığım ve her vakit gusül almam mümkün olmadığı için üç aydır namaz kılamıyorum…?
8. jinekolojik muayene- fitil tedavisi, gusüle mi diğer seçeneklere mi  yazılmalı?
9. Gusül öncesi vücut temizliği… gusüle mi, temizliğe mi yazılacak?
10. Cinsel ilişki sonrası regl olunduğu durumlar… burada guslün kişideki anlamı, kabulü ve soru başlığı;  ilişki mi, regl mi, gusül mü, psikoloji mi olacak?
11. Zina veya tecavüz sonrası bir türlü bitmeyen gusüllerin başlığı ne olacak?
12. Komşum çok uzun süre gusül alıyor. Bu susuzlukta daha az sürede gusül alınsa olmaz mı veya sizler camilerde bu konuya dikkat çekseniz. Bu sorunun başlığı, gusül, su tüketimi, hutbe konusu olarak DİB’e teklif mi olmalı?... vs
Yukarıda ki şıklardan da anlaşılacağı üzere  sadece bir sorunun on küsür alt başlığı içermesi, fetva sorularını  tek başlık altında isimlendirmeyi imkan haricine  çıkarmaktadır.  Bunda hayatın bir çok detayı  içiçe geçen yönü kadar, kişinin olay karşısında ki özel konumu da etkilidir. Dolayısıyla fetva sorularının  bu yönü sadece bu işte çalışanların tecrübe edeceği bir nüans olarak açığa çıkmaktadır. Takdir edersiniz ki daha isimlendirmede yaşanan bu gibi  durumlar, değerlendirmeyi direkt etkileyecek ve sağlıklı sonuçlara ulaşılmasına engel olacaktır. Bu bağlamda fetva sorularının sosyolojik analizleri yaklaşık rakamlar ve  içiçe bir çok farklı alt başlıkları içerdiği  bilinerek ele alınmalıdır.
Yine fetva sorularının sosyolojik analiz imkanı çerçevesinde soru soran şahsa yöneltilecek karşı sorularda da ciddi problemler yaşamaktadır. Bizzat kendi çalışmamda yaşadığım bu durum karşısında uygulama bir seneyle sınırlı tutulmuştur. Oysa soruyu soran şahsın mahremiyetine azami gayret gösterilmiş ve sadece yaş, semt, okul bilgileri istenildiği halde şikayetler ve olumsuz karşılıklar alınmıştır.[28] Bu durumu toplumun anket kültürüne yabancı olması şeklinde değerlendirebiliriz. Ne var ki bu sonuç toplumsal alanda neden olunan kırgınlık, gerginlik ve yanlış anlamayı engellememekte  bilakis kuruma dair olumsuz kanaatlerin yaşanmasına neden olmaktadır.   Dolayısıyla bu açıdan da fetva soruları tam bir sosyolojik analiz bilgilerine imkan vermemektedir.
Fetvanın birey hayatına kazandırdıkları,  fetva sorularına verilen cevapların birey hayatında neden olduğu kapsamlı ve kuşatıcı yönü açığa  çıkarmaktadır. Bir cevapla adeta kişinin,  hem ibadet hem aile, hem de  toplumsal rolü olumlu anlamda yeniden aktiflenmiş olmaktadır. Bunun yanında toplumsal-dini durum analiz imkanıyla, kurumsal işleyişin sınırlarının hem gelişmesine hem de genişlemesine neden olunmaktadır. Modern toplum yapısında bir çok nedenlerle  indirgenen ve ötelenen dindarlık görüntülerinin hak ettiği olumlu yere ulaşmasına da yardımcı olunmaktadır. Bu bağlamda fetva soruları medyanın magazin programlarının ötesine geçerek, toplumsal- bireysel durum analizlerine veri sağlayan yapısı açığa çıkartılmaktadır.
Sonuç olarak fetva sorularının sosyolojik analizi, ilahiyat formasyonu kadar, fetva biriminin işleyişiyle alakalı bilgi ve tecrübe sahibi olanların yaklaşık veriler üzerinden yapacakları çalışmalar anlamına gelmektedir. Bu yönüyle de önemli bir bilgiyi ihtiva ederken, sosyolojinin sınırlarının keskinliği yanında, hayatın yaşanan anla alakalı kısmındaki sınırsızlık ve dinin kuşatıcı, ikna edici yönü karşımıza çıkmaktadır. Nihai planda fetva soruları, halkın sorunlarına dinin cevabının ne olduğunu öğrenme talebini göstermektedir. Bunların içerik ve durum analizleri önemli ve fakat çok zor ve sıkıntılı  bir durumdur diyebiliriz.
 
C. FETVA BİRİMİNİNE  DAİR ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
 
I.Müftülük Hizmetleri Açısından
Müftülük hizmetleri açısından fetva sorularını iki şıkta değerlendirmemiz gerekmektedir. 1. Kurumsal düzenleniş 2. İstihdam edilen personelin karşılaştığı durumlar
 
1. Kurumsal Düzenleniş.
a.                Fetva birimi müftülüğün dış dünyayla telefonla da olsa bağlantısını sağlayan tek hizmet kalemidir. Dolayısıyla hizmetin kalitesi geri bildirimlerin nasıllığını olumlu olarak etkileyecektir. Kurumsal işleyişte, irade sahibi olanlarla, beyan sahibi olanlar farklıdır. Bu açıdan kurumda irade sahibi olanlar, dış dünyanın kurumla alakalı enformasyonunu ilk önce fetva biriminden öğrenebilirler. Fetva birimine dair projelerde kurum içi işleyişte beyanı da irade sahipleri gerçekleştirmektedir. Oysa irade sahiplerinin fetva dışında bir çok işleri olduğundan, fetva biriminin dış dünyayla alakalı karşılaştığı enformasyonları tam olarak takip etmek her zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumda kurumun dış dünyayla alakalı projelerinde kurum içinde ki irade sahipleri kadar,  fetva biriminden de yardım alması gerektiğini düşünüyorum.
b.                Müftülüklerde ki işleyişle alakalı olarak fetva birimi görevlileride, bir müftü yardımcısının idare ve iradesi altında çalışmaktadır. Bu bağlamda işleyişin sıhhat ve selametinde en önemli faktörlerden biri de  irade sahipleriyle hizmeti yürütenlerin algı, duygu ve hassasiyette ki birliktelikleridir diyebiliriz. Dolayısıyla en çok sorulan sorulara dair yapılan  tespitler çerçevesinde bu konuların diğer kurumlarda çalışan uzmanları tarafından  fetva birimindeki arkadaşlara seminerler verilmesi elzemdir. Bu sayede hem işleyiş birinci ağızdan aktarılacak hem de  karşı sorular sorma ve cevap alma işlemi gerçekleşerek, nüanslara dair değişimler öğrenilebilecektir. Dolayısıyla müftülük bünyesinde zaman zaman birkaç saatlik seminerler düzenlenmesi önemli bir keyfiyettir.
c.                Kurumsal düzenlenişte öncelik  cevapların doğruluğunu temin edecek düzenin oluşturulmasıdır. Bu konu, yetkin kişilerin, sistemli ve düzenli bir şekilde istihdamıyla çözümlenmeye çalışılmaktadır. Görevinde mütehassıs kişiler  fetva odalarında  full-time veya nöbet usulü konuşlandırılmaktadır. Bunun yanında müftülük hizmetlerinin daha da iyileştirilmesi ve geliştirilmesi söz konusu olduğundan neler söylenebilir.
c.a. Fetva odasında görevli personelin karşılıklı bilgi alışverişinde bulunabilmesi için  birbirleriyle iletişiminin rahat ve kolay olmasına dikkat edilmelidir. Burada en önemli problem mekanın elverişliğidir ki mümkün olanın en iyisi yapılmaya çalışılmaktadır.
c.b. Bir başka sorunda fetva sorularının sınırı, ölçüsünün olmamasıdır. Özellikle İstanbul’u baz aldığımızda şehir içi, dışı ve hatta dünyaya açık bir yerdir. Dolayısıyla fetva birimi bir çok enformasyonun kuşatması altındadır. Dini günlere dair takvim de fetva sorularının yoğunluğunu etkilemektedir. Özellikle üç aylardan hac sonrasına kadar olan zamanı ‘ fetva sorularına dair sezon’ şeklinde   tanımlayabiliriz. Bu süre içinde görev yapacakların daha fazlalaştırılması, daha sonra azaltılarak takvim-hizmet ilişkisinde optimum fayda sağlanması mümkün olabilir. 
c.c. Fetva birimi olarak özel sorularda bir çok olumsuz içeriklerle birebir muhattab olunmakta ve ciddi kirlenmeler ile  bunların cevap veren  kişide oluşturduğu gerginlikler görülmektedir.  Bu durumda fetva biriminde görev yapanların bu kirlenmeyle nasıl baş edecekleri ve kendilerini bu gibi  içeriklerden nasıl koruyacaklarına dair seminerlere  ciddi anlamda ihtiyaç vardır. Gerek müftülüklerin gerek Başkanlığın hizmet içi eğitim programlarına bu konunun da dahil edilmesi olumlu sonuçlar sağlayacaktır diye düşünüyorum.
c.d. Fetvada biriminde görevli personelin maddi-manevi korunması da önemli bir konudur. Bir telefonla dünyaya açılan personel, bir çok tehlike ve tehditlerin de merkezindedir.  Bu durumda konuşmaların kayda alınması önemli bir tedbir olarak düşünülmeli ve gerçekleştirilmelidir.
 
2. İstihdam edilen Personelin Karşılaştığı Durumlar.
a. Öncelikle fetva sorularının kendi içinde ki sorun-anlam ve algı farklılığında yaşanan güçlüktür.
Telefon başında bütün söylenenin kişinin aktarımıyla sınırlandırılmış bir sorunun, hakikate tekabül eden yönünü bulup çıkarmak ve doğru cevaplar vermek gerçekten zor ve sıkıntılı bir durumdur. Özellikle aile sorunlarında aynı problemin kişilerin aktarımlarında nasıl farklılaştığı göz önüne alınırsa, tek taraflı beyanlarla doğruya isabetin zorluğu daha bir açığa  çıkacaktır. Bu noktada soruların içeriğine göre cevaba geçmeden önce soran kişiyi müftülüklere yönlendirerek,  sorunlarını yerinde karşılıklı diyaloğ şeklinde halledilmesi önerilebilir. Bununla birlikte müftülükler genelde halkın,  özelde de kadınların soru sormak için çok rahat gittiği yerler değildir.[29] Bu da Diyanetin saha çalışanları bir başka ifadeyle yerinde hizmetle, toplumsal alan bilgisine sahip bay- bayan vaizleriyle halledilebilir.
b. Soru soran kişinin niyet ve durumun analizi yapıldıktan sonra cevapların verilmesi gereken durumlar.  
Bu da tecrübeyle kazanılmaktadır. Yukarıda da değindiğim gibi kişi sorunu ve sorusunu kendisi formatlayıp cevaplar istemektedir. Bazı durumlarda direkt cevaba geçmeden önce karşı sorularla niyetin ve kastın örenilmeye çalışılması gerekmektedir. Bazen de soru soran, karşı sorulardan rahatsız olmakta ve sadece cevap istemektedir ki bu sorunun içinde ki esas problemin kamufle edildiğini bize göstermektedir. Yemin kefareti, bu durumun en açık yaşandığı sorulardır.  Bu sorular dışarıdan bakıldığında en kolay cevaplanacakken, yeminin içeriğinin öğrenilmesi durumunda, ‘içki içmeyeceğim, zina etmeyeceğim’ diye yapıldığı sonra da kefaretle bundan kurtulma taleplerinin olduğu açığa çıkmaktadır. Dolayısıyla haram olan bir konunun yemin kefaretiyle çözülmeye çalışılması ve  çok rahat buna alet olmanız işten bile değildir. Bu durumda telefon sorularını tek kalemde cevaplandırmak yerine, karşı sorularla niyet ve kastın öğrenilmeye çalışılmasının gerekliliği bir kez daha açığa çıkmaktadır.
c. psikiyatr tedavi gerektiren veya bizzat tedavi sürecinde olan kişilere  ait sorular:
Fetva sorularının en sıkıntılı bölümünü oluşturmaktadır. Bu konuda Diyanetin, müftülüklerin de çözümler üretmesi gerekmektedir. Öyle ki soru ve cevap değişmediği halde bazen aynı kişi tarafından gün içinde veya gün aşırı sürekli aranmalar olmaktadır. Bu kişiler doktorlara yönlendirildiği halde aramalar bitmemektedir. Bu sorun, yetkili mercilerle doktorlarla çözerek hem personel hem de kurum rahatlatılmalıdır diye düşünüyorum. Kişilerin  aramasına engel mi olmanın -ki böyle bir imkan var mı- yoksa sürekli aynı cevapları mı vermenin doğru olduğu, konunun uzmanlarıyla görüşülerek netleştirilmelidir. Bu konuda bir çok örnek yaşanmakla birlikte bir türlü hallemediğim tek örneğim kaldı. Ben göreve başladığım  yıllarda Ankara’dan arayan bir hasta. Ciddi vesvese sahibi. Yaptığı bir davranışını tevbe etse bile  Allah’ın affetmeyeceğine  inanmış. Hatta o kadar ki kocası onu affetse bu sefer Allah kocasını affetmeyecek diye düşünüyor. Yıllar geçti iki çocuğu oldu ama o sıkıntısını bir türlü halledemedi. Uzun konuşmalar sonucu doktor tedavisine  tekrar başladı veya bana öyle söylüyor ama aramalar bitmiyor. En az haftada birkaç kere yapılan  bu telefonlar  karşısında  fetva görevlileri ne yapmalı? 6-7 senedir sürekli aynı konuda aynı kişi tarafından aranmak ve aynı cevapları vermek, fetva personelinin de moralini bozmaktadır. Bunun yanında  esas problem aranmaların sıklığı değil   kişiye yardım edememekten kaynaklanmaktadır. [30]
d. Fetvada görevli kişilerin dini bilgi kadar aktüel olanı takip  etmesi ve bu konulara  alakası da önemlidir. Soruların önemli bir kısmı gündemle alakalıdır. Bir başka açıdan ise  aktüel alan bilgisi soru soran şahısla kurulacak iletişime  olumlu katkılar sağlamaktadır. Böylece kurum personelinin yeterli sosyo-kültürel donanıma sahip olmadığı algısı da izale olacaktır. Ayrıca kurumu arayan çevreler ve kişiler de çeşitlenerek çoğalacaktır.
e. Birkaç senedir fetva soruları bilgisayar ortamında kaydedilmektedir. Burada en önemli sorun özellikle İstanbul Müftülüğü açısından soru yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Öyle ki bir önceki soru, bir sonraki telefonla konuşurken yazılmaktadır. Böyle bir ortamda birde daha uzun cevaplar gerektiren, en az 5-10 dakika konuşulan telefonların yazılması ciddi anlamda sıkıntıya neden olmaktadır.  Bu durum  ancak soruların  çok kısa kelimelerle yazılmasıyla çözülmeye çalışılmıştır.
f. Son yıllarda Başkanlığın aldığı bir kararla aile büroları kurulmuştur. Büroların görev alanı Kuruma gelen ailelerle diyalog ve çözüm önerilerini içermektedir. Bununla birlikte fetva sorularının bir kısmının da  aile bürosu faaliyetleri içerisinde değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu durumda, bir çok sıkıntıya neden olmaktadır. Fetvada görevli kişilerin çeşitliliği ve soru yoğunluğu kadar, oluşturulan soru kartekslerindeki şahıslara sorulması istenen karşı sorular  telefondaki şahıslarda gerginliklere neden olmaktadır. Sonra başlıklandırma sorunu burada da söz konusudur.
 
II. Diyanet Açısından
Din hizmeti insana ve dolayısıyla topluma karşı yapılan hizmettir. Diyanet personeli de bu hizmeti en iyi şekilde  yerine getirmektedir. Gerek kurumda gerek sahada yerinden hizmet yapan personel bu anlamda toplumsal hizmetlerin en önemli ve özel kalemi gibi de değerlendirilmelidir. Dolayısıyla başkanlık bu hizmet kadrosundan azami fayda temin etmeye dair projeler geliştirmelidir. Bu zaviyeden olarak
a.                                        Başkanlık din hizmetlerinin toplumsal işleyişini yürütmek, genişletmek ve geliştirmek bağlamında toplumla, toplumsal değişmenin aktörleri arasında bir yerdedir. Halkla toplumsal aktörler arasında sağlıklı iletişim ve ilişki de bu sayede kurulabilir. Fetva soruları açısından meseleyi ele aldığımızda özellikle medyanın gündeminden topluma sirküle edilen   dini terminolojiye ait konular, davranma biçimleri yine medya açıklamalarıyla ve fakat her iki tarafı da koruyan kollayan şekilde ivedilikle cevap verilmesine ciddi anlamda ihtiyaç vardır. Bu konuda hemen her gün örneklerle karşılaşmak mümkünken son günlerde medyada ‘yağmur duası’ üzerinden yapılan spekülasyonları ele alabiliriz. Dua konusunda medyanın indirgemeci ve incitici yayınları bir biçimde başkanlığın gündeminde ve beyanatlarında yer almalıdır diye düşünüyorum. Halk nazarında konu; ‘ Kuraklık bu kadar sıkıntı yaratırken neden yağmur duasına çıkmıyorsunuz? diye gelen bir soru; ‘ bir önceki gün olan Pazar günü camilerde yağmur duası yapıldı’ şeklinde cevaplandırıldığında, ‘Pazar olur mu neden Cuma günü, Cuma  saatinde olmuyor’ şeklinde soru devam etmiştir. Diyanet ve İstanbul Müftülüğü’nün basında da yer alan yağmur duası uygulamaları bu sorudan daha sonra gerçekleşmiş, sn başkanımız prof. Dr. Ali Bardakoğlu gereken açıklamaları yapmışlardır.
b.                                        Başkanlığın en önemli faaliyetlerinden birinin de, personelin moral değerinin yükseltilmesine, gereken önceliğin ve hassasiyetin vermesidir. Bu kadar geniş bir kadroyla ülke içinde ve dışında hizmet veren Başkanlığın görevde başarısı personeline verdiği değerle bir kat daha artacaktır. Oysa bu konuda sıkıntılar bulunmaktadır. Bizzat medya merkezli açıklamalarla sürekli olumsuzlanan bir personel algısı ve beyanı hizmetin şevkini kırmakta,  kalitesini düşürmektedir.
c.                                        Başkanlık kurumlar arası işleyişi gerçekleştirmede de aktif rol oynamalıdır. Bu bağlamda toplumsal hizmet veren kurumlardan haber vermek, ilişkiye geçmek, projeler gerçekleştirmek şeklinde bir üst yapıyla Müftülükleri enforme etmelidir. Müftülüklerin buna şiddetle ihtiyacı bulunmaktadır. Oysa Başkanlığın oluşturacağı hizmet veren kurumlara dair bir  şema veya şemalar, fetva sorularında gerekli olan doğru yerlere yönlendirmeleri sağlayacaktır. Bu durum hem hizmetin kalitesini hem de kurumlar arası işleyişin aktivitesini artıracaktır.
d.                                       Başkanlık merkez-taşra örgütlenmesine sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır. İstanbul’un taşra bağlamında değerlendirilmesi hizmetlerin de taşra formatıyla yerine getirilmesini gerektirecektir ki bu bizzat ilin doğasına aykırıdır. Sırf fetva birimi olarak yılda 50 bin soru alan bir şehir, diğerleriyle nasıl aynı kategoride değerlendirilebilir. Bu anlamda müftülüğün imkanlarını daha da ilerilere taşıyacak projelerle desteklenmesi gerekmektedir.
e.                                        Başkanlığın yaptığı medya programlarında Diyanetin kurumsal işleyişi de verilerek toplum bilgilendirilmelidir diye düşünüyorum. Bize yapılan bir çok şikayet Diyanet’ten çok diğer kurumları ilgilendirmektedir. Bunun yanında diyanet personelinin de bu konuda bilgilenmeye, kurumlar arası  iletişim bilgilerine ihtiyacı vardır. RTUK, medya kanalları, emniyet, valilik…vs.
f.                                         Fetva birimi ile Din İşleri Yüksek kurulunun daha sık ve kolay iletişimi gerekmektedir diye düşünüyorum. En azından İstanbul fetva birimi olarak  Din İşleri Yüksek Kurulu’nun yeni uygulamalarından, fetvalarından haberdar olmak gerekmektedir.[31]
Sonuç olarak Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetlerinde verimliği artırmak için personeliyle de istişareye ihtiyaç duyması çok önemli bir gelişme ve değişmedir. Böylece merkezden alınan kararlar, yerinden beslenen sorunlarla daha da sağlıklı hale gelecektir. Buradan hareketle bu sempozyumda personelinin yer alması,  kurum özelinde bir ilk olduğunu sanıyorum. Bu açıdan Başkanlığı kutlar bu gibi toplantıların devamını dilerim.
1.10.2007
Nevin Meriç
Not: Bu tebliğ I. Din Hizmetleri Şurası için hazırlanmış ve basılmıştır.

 


[1] Nuray Mert, Laiklik Tartışmalarına Kavramsal Bir Bakış, Bağlam yay, İstanbul, 1994, s, 30.
[2] Şerif Mardin, Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişme, İstanbul, 1992, s, 34; Erol Güngör, İslam’ın Bugünkü Meseleleri, İstanbul, 1983, s, 58, b,2.  
[3]Nevin Meriç, Gündelik Hayat ve Fetvalar, Pınar yay, İstanbul 2004, …. Fetva Sorularında Değişen Kadın Yaşamı, Selis Yay, İstanbul 2004, …. Değişen Kentte Dini Hayat, Kapı Yay, İstanbul 2005
[4] M. Ebu Zehra, İslâmda Fıkhi Mezhebler Tarihi, Çev; Abdülkadir Şener, Ankara 1968, I, s, 159
[5]Joseph Schaht, ‘Şeriat’, İ.A., C, XI, s, 435. 
[6]Yaptığım çalışmada (1999-2000) 10 bin sorunun %58 formel ibadetlere dairdir. Nevin Meriç, Gündelik Hayat ve Fetvalar, Pınar yay, İstanbul 2004, s, 7.
[7] Müstefti (soru soran), aldığı fetva ile amel etmek istemezse zorlanamaz ve fetva bir ölçüde ihbardan/haber ibarettir. Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye ve İstılahat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1967-1970, C, I, s, 253.
[8]Müsned, C, I, s, 194.
[9]Fahrettin Atar, ‘Fetva’. D.İ.A, İstanbul 1995, C, XII, s, 494.
[10] Gülay Cezayirli, “Dini Grup ve Toplumsal Grup”, AÜİFD, Ankara, 1997, c, XXXVII, s, 375. Nitekim bizim çalışmamızda da fetva birimini 17 Ağustos Depremi ve sonrasında   şehir dışından   Adapazarından en çok aranması bu tezi desteklemektedir.
[11] Nitekim İstanbul müftülüğünü de eğitim almayanlardan, üniversite hocalarına kadar çok farklı ve geniş bir kesim aramaktadır. Nevin Meriç, Gündelik Hayat ve Fetvalar, Pınar yay, İstanbul 2004, s, 43-44
[12]Genia, V ‘Seküler Psikoterapistler ve Dindar Danışanlar’, çev: Üzeyir Ok, İslami Araştırmalar, 1999, C, 12, S, 1, s, 79
[13]N. Meriç, Gündelik Hayat ve Fetvalar, s, 59-60
[14] N. Meriç, Gündelik Hayat ve Fetvalar, s, 34-38
[15] Din Hizmetleri Personelinin Hizmete Hazırlık Eğitimi Programı, s, 50
[16] Göreve başladığım yıllarda çoğunlukla bugünde dahi biraz azalmış da olsa; ne güzel bayanlarda varmış. Hep söylüyorduk ama bir türlü olmamıştı demek oldu şeklinde cevaplarla çok karşılaşılmaktayız.
[17] Bazen öyle durumlarla karşılaşılmaktadır ki telefondaki kişi tesbit ettiği bir çok yazılı sorularını teker teker sormaktadır. Bu da ciddi anlamda zaman almaktadır. Bu gibi durumlar karşılıklı görüşmelerle çözümlenmeye çalışılmaktadır.
[18] K. Taş, age, s, 98- 99 ve 162- 174.
[19]İstanbul Müftülüğü Fetva birimi yılda yaklaşık 50 bir soru almaktadır. Telefonlar otomatik olarak düzenlenmiştir. Üçüncü telefon olarak ben 1999-2000 yılında yaklaşık 10 bin soru almışım. Nevin Meriç, Gündelik Hayat ve Fetvalar, Pınar yay, İstanbul 2004
[20] Cemal Tosun. “İlahiyat Fakültelerinde Vaizlik Eğitimi”, AÜİFD, Ankara, 1997, C, XXXVI, s, 185-187.
[21]Nurullah  Altaş, Dini Danışmanlığın Teorik Temelleri, s 340 AÜİF Dergisi, 2000, C 41, ss 340
[22]Psikiyat Kemal Sayar’ın vaiz ve vaizelere verdiği bir seminerde bu gibi soruların kesinlikle cevaplanmamasını, cevaplandığı takdirde soruların bitmeyeceğini ve sürekli tekrarlanacağını söylemiştir. Nitekim tecrübî olarak da bu durum sabittir. Artık kişi sizin cevabınızdan çok sesinizi duymaya odaklanmakta ve sorununu bu şekilde çözmeye çalışmaktadır. Bu durum bir çözüm değil problemin sürekliğini ve derinliğini gösterir. Fetva çalışanları bu gibi durumları hemen her gün yaşamaktadırlar.
[23]‘agm, çev, Üzeyir Ok,  İslami Araştırmalar, 1999, C, 12, S, 1, s, 81
[24]Terapi sürecinde olan bir hasta da fetvayı aradığında tekrar doktora yönlendirildiğin de; doktor sürekli saatine bakıyor. Böyle bir durumda tedavi mümkün olabilir mi. sinir oluyorum. onlar para tuzağı demişti.
[25]Agm, s,81. bizde de bu gibi örnekler gerekmektedir. nitekim bazı müftülüklerde periyoda bağlı olarak doktorlara konferans verdirilmektedir.
[26]Müftülüklerde-özelde çalıştığım yer olan İstanbul Müftülüğünde,   her gelen soru kaydedilmemektedir. Çünkü bu müftülüklerin bire bir çalışma alanlarına girmemekte daha çok geri bildirimleri kapsamaktadır. Bu konuda bir alt-yapı düzeneğine ihtiyaç vardır. Benim çalışmam kişisel bir merak ve gayretimin eski İstanbul Müftüsü- Sayın Necati Tayyar Taş tarafından onaylanmasıyla ve sadece ‘bir senelik’ olarak yapılmıştır. Bu arada soru yönelten kişilere sorduğum –yaş, eğitim, semt- gibi karşı soruların da,   gerginliklere neden olduğu gözlemlenmiştir. Bu durum halkımızın ‘istatistiğe’ karşı sergilediği olumsuz bir yaklaşımı da açığa çıkarmaktadır. Diğer bir sorun da psikolojik yapıyla alakalıdır.   Az da olsa sorulan soru ve cevaplarda ki ‘basitlik’ karşısında özellikle yaş ortalaması ileri olanlar kendilerinin ‘cahil’ göründüğü zehabına kapılarak gerginlik   yaşadıkları geri bildirim olarak   yaptıkları savunmalardan anlaşılmaktadır. Bizde bu açıdan   uygulamaya, bir seneyle sınırlı tuttuk. 
[27]Mecelle madde: 39; Ali Himmet Berki, Açıklamalı Mecelle, Hikmet yay, İstanbul, 1985, s, 22.
[28] Bkz. N. Meriç, Gündelik Hayta ve fetvalar, s 20 dn2
[29]Hac için koşa koşa gelen kadınların soru sormak için gelmemesinin nedenlerini anlamak ve bu konuda projeler geliştirmek durumundayız diye düşünüyorum.
[30]Bu konuda daha fecaat bir örnek de yaşadım. Allah’ın düşündüklerinden dolayı cezalandıracağına inanan ve bundan kurtulamayan bir hasta neredeyse bütün gün arıyordu. Artık telefonlara çıkmıyordum ki bu seferde annesini araya koyuyordu. Sürekli size yalvaran bir anneye nasıl hayır diyebilirsiniz. Ne var ki konuşmak asla çözüm değildi. Kişi o anki sorusunun cevabını aldıktan sonra 5 yıl önce 10 yıl önce yaptıklarını, düşündüklerini aktifleyerek yine size yöneliyordu. Bu sıkıntılı durumdan senelik iznimi alarak kurtulmak istedim. Bu sefer bir ilçe bayan vaizinin telefonunu ev –cep ismimi kullanarak almış ve o arkadaşı gece gündüz aramaya başlamış. Sonunda evin beyi devreye girerek problem çözülmüş. Dolayısıyla bu kadar marjinal durumlarla da karşılaşılmaktadır. Peki çözüm sadece fetva görevlilerinin yeteneğine mi bırakılmalıdır. 
[31] Bu konuda en son yaşadığım bir olayı anlatmak yerinde olacaktır. Bir gün Almanya’dan aynı konuda 4-5 telefon aldım. Geçmiş senelerde olmayan ve fakat bu seneki takvimde yapılan bir değişikliğin yatsı namazlarında neden olduğu sıkıntı dile getiriliyordu. Takdir edersiniz ki bu her zaman olan bir vakıa değildir. Ben de Din İşleri Yüksek kurulunu arayarak konunun detaylarını öğrendim. Şimdi bu önemli bir bilgi ve ancak vatandaşlar haber verirse öğrenmekteyiz. Oysa takvimler piyasaya sürülmeden veya sürüldükten sonra  bizde gerek telefon gerek faksla konu hakkında bilgilendirilsek, vatandaşın sıkıntıları  daha kolay halledilir diye düşünüyorum. Biz vatandaşın önünde olmalıyız diye düşünüyorum.
5.5.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.