Mina, Arafat Cebel-i Rahme ve Müzdelife, Hacca Nazire Yapıyor. N Meriç
0
Yorum
2241

kez okundu..

 UMRE II

Mina, Arafat Cebel-i Rahme ve Müzdelife, Hacca Nazire Yapıyor.

Nevin Meriç

 

Önceleri Şeyma’nın gelememesi beni çok kaygılandırdı. Klimaları kullanamadığım için birlikte kalacağım kişi de böyle bir sorun olmamalıydı, yoksa halim harap. Hatta iptal etmeyi bile düşündüm. Neyse ki ücret karşılığında tek başına kalabileceğim söylendi de rahat ettim. Oysa bütün tur programlarında bu uygulama var. Umre olunca farklı mı olacak neden akledemedim sonradan hayret ettim.

         Mekke’deki otelimiz güzeldi. Sanırım Mesfele’ye gelmeden Mina tabelalarının hemen önünde bir otel. 22 katlı butik otel tarzındaydı. Oda da ufak bir mutfak aksamı da var. Bu da hacda veya umrede yemek servisinden yararlanamayanlar için olsa gerek diye düşündüm. Diyanet bütün oteli kiralamış. Kendi hacı veya umrecisi varsa onlar geliyor, boş kalan yerlere de başka ülkelerden ziyaretçi alıyor. Bazen Mısır ve Suudlu ziyaretçiler oluyordu. Neyse ki az kaldılar. En ciddi problem asansör. Kazara yukarıya çıkan asansöre binerseniz 21. Kata çıkıp sonra aşağıya iniyorsunuz. Bir de asansörün gelmesi var. Anlayacağınız asansör önünde çok bekleniyor, bu da sinirleri geriyordu. Arap ziyaretçiler asansörlere başkalarını almaktan pek hoşlanmıyorlar. Bir keresinde tek kişiyim diye bindim de adam söylene sürekli söylendi. Sus ayıp diyorum hala konuşuyor. Çok da şaşırmamak lazım ne de olsa söz dinlemeyen kadına alışık değiller. Bir de kızanını görünce adam şok geçiriyordu.

Bu gibi yerlerde en ciddi problem ‘gürültü’. Hele sese hassas bünyeler çok çabuk gürültüye alışmalılar. İlk zamanlar gürültüden uyuyamadım. Her saat başı uyanıyor, kesik kesik uyuyordum. Yorgunluk uykuyu bastırır dedim ama olmadı, gürültü baskın geldi. Odada ki havalandırmanın gürültüsü de cabası. Ben tabi klimayı arada sırada havalandırmak için açıyor, birkaç dakika sonra rahatsızlık hissettiğim anda kapatıyordum. Sanırım otelin teknik bakımında bilgisayar kontrolü var. Birkaç gün sonra ‘hacı klima bozuk, bakım yapacağız ‘ diye geldiler. Ben bozuk değil kullanmıyorum diyorum ama bunu anlamak onlar için mümkün değil tabi. Neyse iki gün sonra gideceğiz bakımı o zamana erteleyin dedim. Yine anlamadılar ama kabul ettiler. Bu işi de öyle atlattık.

         Mekke yirmi dört saat ibadet için ayakta bir şehir. Bu anlamıyla da özel tabi. Gerçi ticarette önemli denilebilir ama insanın olduğu her yerde alışveriş olmak zorunda. Arafat’ta bile ne biçim ticaret yapılıyor. Onu gördükten sonra hiçbir şeye hayret etmemem gerektiğini anladım. Dolayısıyla burada merkezde insan-ibadet ilişkisini var. İnsanlar buraya açık Pazar imkanlarından yararlanmak için gelmiyorlar. Öyleleri de olabilir ama kayda değmez bir sayıda. Mekke’nin sürekli ayakta olması çok rahat Kabe’ye gitme imkanı veriyor. Gece yarısı üçte kalkıp, abdest alıp Kabe yollarına düştüğünüzde kalabalığa katılıp mekana ulaşabiliyorsunuz. Her yer hacı. Burada kimsenin adını bilmeniz gerekmiyor. Kadın erkek herkese hacı diye hitap ediliyor. Bu da sizin iletişiminizi kolaylaştırıyor.

         Geleli birkaç gün geçti kimseden haber çıkmıyor. Oysa bu kafilenin özel gezileri olacaktı. Ne de olsa entelektüel bir ekip. Öyle yola çıkmıştık. Daha doğrusu Şeyma bana öyle demişti. Kafileyi yol yorgunluğumu çarptı yoksa biz mi uzak durduk, programlardan haberdar olamadık anlayamadım. Neyse ki sonra otelin girişine program asıldı da iyi oldu. Baktık böyle durmakla olmayacak Diyanetin diğer ekibinin programına katıldık. Görevlisi Kağıthane’den gelmiş ne de olsa o kısımla da bağlantımız var. Hem kurum hem meslek açısından. Bu program Mina, Arafat Cebel-i Rahme ve Müzdelifeyi kapsıyor. Saat üç gibi yola çıkıldı.

         Hemen gruba dahil olduk. Mina ve şeytanlar otobüste gösterildi, oralara gitmedik. Arafat’ta ise epey durduk. İlk defa Cebel-i Rahme’ye çıktım ve neden hacda çok yakınına kadar geldiğim halde çıkamadığımı anladım. Araplar cebel-i Rahmeyi bir gezi alanına dönüştürmüşler. Daha doğrusu hacılar dönüştürmüş de Araplar düzenlemişler. İyi de olmuş, diğer yerlere de bu anlayış gelse iyi olacak. İlk kısım parke taş döşenmiş. Geniş bir alan çevrilmiş. Ve otobüsler bu alanın dışında durduruluyor. Motosikletler koymuşlar, kiralıyorlar galiba, ya da kendileri geziyorlar, tam anlamadım. Ne zaman kafile gelse onların dibinde bitiyorlar. Allah Allah develerin yerini motorlar mı almış diye düşünüyorum. Gerçi birkaç süslü deve burada da var. Alanda çoğu Türk olmak üzere başka ülkelerden de gruplar var. Bir tabelanın gölgesine sığındım grubun gelmesini bekliyorum. Hoca da bulunulan yerle ilgili bilgi veriyor. Biraz sonra Suriyeli ufak bir grup geldi. Onlarda hocalarının etrafında çember oldu, salavat getirmeye sonra da ayakta kısa bir zikre başladılar. Bu paket daha heyecanlı diye onları izlemeye başladım, bazen de iştirak ediyorum ne de olsa aynı kelimeler, söylüyoruz. Burada epey vakit geçirdik ben ise bir an önce tepeye çıkmak istiyorum. Sanırım vakit dolduruyorlar, hem yukarıdakilerin inmesi hem de daha sonra yapacağımız Müzdelife gezisinin imkanları açısından vakti uzatıyorlar.

         Gün döndü ve güneş eğilmeye başladı. Artık çıkış startı verildi. Ve tabi ilk çıkanlardan olmam lazım geldiğinden fırladım. Aslında ilk çıkan olmak diye bir derdim yok ama daha önce ki tecrübelerimden önde bulunanlar yorulup dinlenmeye geçtiklerinde arkadakileri de durduruyorlar. Ben ise durdurulmaya gelemiyorum. Bunu yaşamamak için de öne geçiyorum. Gruptan beni arayan olursa öne bakması gerektiğini bunlar da öğrendiler. Ve tepedeyiz. Bütün Arafat gözlerinizin önünde. Nemire Mescidi hacılarını bekliyor. Üzgün mü yoksa o kalabalıktan sonra anca mı toparlanıyor pek karar veremiyorum. Ama her haliyle mutlu olduğunu düşünüyorum. Mekanlar insanlarla kaim ve daim oluyor. Boş yere ‘şerefü’l mekan bi’l-mekin’ dememişler. Arafat’ta ülkeler elektrik direklerinin boyalarından biliniyor. Türkiye mavi renkte ve Cebel-i Rahme’ye uzak. Bir de çadırları ayıran yollar var. En yakın ülke Mısır. Zaten dibinde konuşlanmış. Kabe tarafını görselliği çirkin oteller belli ediyor. O tarafa baktığınızda bizde ki gök kafes gibi otellerin üst tarafını görüyorsunuz.

Yukarıda da dua edildi, ikindiler kılındı. Yukarısı kalabalık. Başka kafileler, ülkeler var. Tabi değişmeyen gündemden olarak resimler çekildi. İlyas hocanın bu resimler konusunda çok orijinal hatıraları olmuş. Güneş epey aşağıya inince bizim de Cebel-i Rahme’den ayrılma zamanımız geldi. Sırada Müzdelife var. Cebel-i Rahmeye veda edip, Hz. Adem ve havayı selamlayıp yola çıkıyoruz. Müzdelife’yi hac da gördüğüm için şimdi ki halini çok merak ediyorum. bir piknik alanı gibi düşünemiyorum.

Biraz yolculuktan sonra düzenlenmiş bir park alanına geliyoruz. İlk şoku burada atlatıyorum. Ne bileyim her hangi bir gezi parkı gibi. Etraf ağaçlık, yer asfalt… benim bildiğim ve gördüğüm Müzdelife böyle değildi. Ağaçlar görüntüyü kapatıyor. Hacda tepelere çıkan ihramlı hacıları burada göremeyiz. Sizin anlayacağınız burası Müzdelife pikniği. Hiç yoktan iyice ama sakın Müzdelife’yi gördük demeyin. İnşallah hac nasip olur da ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Geldiğimizde akşam ezanı okunmuştu. Cemaate tabi oluyoruz. Açık hava da namaz güzel oluyor. Ve hemen hazırlanan sofraların başına geçiyoruz. Kendime bir yer bulup oturuyorum. Diyanet yemek işini halletmiş, çok organize hemen yemekler veriliyor. Yemekler de güzel. Tabi çay da var. hemen yemeği bitirip çaya yöneliyorum. Hemen hemen ilk çay alanlardanım. Sofralar toplanmaya ben birkaç bardak çayımı da içtim. Sırada vaaz var. Burası o kadar lüks ki dev ekranda vaaz imkanı bile var. çok da iyi olmuş. Mekke Kabe , ziyaret yerlerinin resimli anlatımı doyurucu oldu hoca da iti sunum yaptı.

Artık sıkıldım. Otelde olsak Kabe’ye giderdim. Burada kendimi kapana sıkışmış gibi hissediyorum. Bir sürü otobüs var kimse hareket etmiyor. Program bu diye bu kadar da uzatılmaz ki. Mekke’de tek program var ‘tavaf’. Neyse söylenmeyi bırakıp, biraz daha vatandaş merkezli düşüneyim diyorum. İnsanoğluna yaranılamıyor vesselam. Yine de olmuyor çok uzadı çünkü. Ayağa kalkanlar çoğaldı. Yeni bir araba geldi. Hoca ve teknik aksam için. Demek ki bize de yol göründü. Derin bir oh çekip otobüse gidiyorum. Toplanmak çabuk oluyor. Ekip iyi, hızlı. Hemen hareket ediyoruz. Doğru otele oradan da Kabe’ye. Işıl ışıl Kabe’de tavaf edenlere dahil olacağız…

Anladığım kadarıyla umre formatına doğru evriliyor. Bunun en önemli nedeni Türkiye’de hacca gitmenin çok zor olması. İnsanlar umre ve özellikle ramazan umresini tercih ediyorlar. Hatta hacca gerek yok ramazan umresi yaptık diyenleri bile duydum. Söylemlerin dozu kaçtığında anlayış bu şekilde evriliyor. Gezi programları daha kapsamlı tutuluyor. Özel turlar da aynı yöntemi uyguluyorlar. Bir sonra ki durak Hudeybiye. Siyer burada vücut buluyor. Hudeybi’ye yakın oluyor.

Nevin Meriç 1.8.2010

17.4.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.