Mediha Kayra’nın günlüğü
0
Yorum
1635

kez okundu..


HOŞÇA KAL TRABZON MERHABA İSTANBUL

HAZIRLAYAN CAHİT KAYRA

Kitap Cahit Kayra’nın ablası Mediha Kayra’nın günlüğü. Mediha Kayra 1318/1902 yılı Trabzon doğumlu. 2003 yılında da Kadıköy’ün’de 101 yaşında vefat etmiş. Sahrayı Cedid mezarlığında ailenin diğer fertleri yanına defnedilmiş.

            Takvimden de anlaşılacağı üzere Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinin tam da ortasında bir hanım. Aile Trabzon eşrafından, mağazaları var, ticaretle uğraşmakta ve hatırı sayılır zenginliği bulunmaktadır. Kafkas Göçmenlerinden olarak gelip Trabzon’da yerleşmişler. Cumhuriyet ilk kuşağı olacak jenerasyon Trabzon doğumlu. Döneme dair bilgilerin günlük formunda olması benim açımdan ayrı bir heyecan. Hem detay bilgiler hem de duygulanımlar birinci ağızdan öğrenilebilecek bu sayede diye düşünüyorum.

Mediha’nın günlüğüne Harb-i Umumi İçinde Bir ailenin Sergüzeşt-i hayatı şeklinde başlık atmış. Cahit Kayra ise bunu Cihan Savaşı İçinde Bir ailenin Yaşam Serüveni olarak bugünkü dile aktarmış.

Başlıktan da anlaşılacağı üzere günlüğün tutulma nedeni yaşanan olağanüstü şartlar. Ayrıca Mediha’nın okuyan yazan genç kız olması diye de düşünebiliriz. Mediha neden günlük tuttuğunun bilgisini vermiyor. O yıllarda 12 yaşındadır ve Trabzonda okumaktadır. Ve Trabzon’da günlük hayat Rus gemilerinin kıyıdan görünmesi, kenti bombalaması arasında cereyan etmektedir. Ev ve okul Saraya yakın olduğundan aile bu atmosferden daha çok etkilenmekte her an cami minaresinde hareketliliği gözlemlemektedir. Minare bir gözlem istasyonu gibi kullanılmakta ‘eğer bir kişi varsa asayiş berkemal, eğer kalabalıklarsa ciddi sorun var kaçış hazırlığı başlasın’ anlamına gelmektedir.

Mediha dindar bir kızdır. Babası hafızdır, Mediha da 5 yaşında hafız olunca hem aile hem de etraf ‘hafiz’ diye hitap ederler. Bütün aile gibi namazını aksatmadan kılmakta, Kur’an-ı Kerimini yanından ayırmamaktadır. Rus bombardımanından her kaçışlarında da aldığı eşya Kur’an ve bıçağıdır. Trabzon’un bu şekilde bombalanması ve top sesleri altında sürekli dağlara doğru kaçmak, ailenin ve tabi Trabzon halkının psikolojisini altüst eder ve daha sağlıklı tedbirler düşünürler. Önce yakın köye ve fakat savaş devam ettiği ve sürekli kayıp haberleri geldiği için, Trabzon’dan göçe karar verirler.

Aile eşraftan olduğu halde Trabzon’dan çıkmak için kayık bulmakta zorlanır. Bunda kayıkçıların çok para istemeleri kadar başka nedenlerde olabilir. Bütün çabalara rağmen bulunamayan kayıklar karşısında bir gün baba aileyi toplar ‘ve buradan çıkamayacağımız anlaşıldı. Eğer düşman ile oturmaya korkuyorsanız ne yapalım önce sizi sonra kendimi vururum’ sözleri dibe vurmaya dair travmatik bir duruştur. Mediha babasının böyle bir şey yapmayacağından emindir ama neden kayık bulamadıklarına da hayret etmektedir. Oysa Trabzon’un acemisi Müşfika Hocahanım birkaç saat önce Ünye’ye gitmek üzere onlarla vedalaşmıştır. Trabzon’un en önemli iş adamlarından birinin kayık bulamaması aklın anlayacağı bir şey değildir Mediha’ya göre…

Yukarıdan da anlaşılacağı üzere Trabzon’dan ayrılış, kayıkla denizde yolculuk başlar. Yolda, daha doğrusu limanlarda karşılaşılan diğer göç edenlerin kalabalığı günlüğün satırlarından heyecanla akar. Savaşın birleştirdiği kalabalıklar. Bazı yerlerde verilen molalar ve oradaki halkın kendilerine yaklaşımı Mediha’nın güzel ve akıcı anlatımıyla satırları süsler.

Mediha çok iyi bir gözlemcidir. Tabiatı, insanları, kıyafeti yiyeceği, ekmek dahil her konuda mevcut durumla alakalı aktarımlarda bulunur. Trabzon ekmeğinin benzerini ancak Merzifon’da buldukları ve, oraya gelene kadar az pişmiş hamur ekmekler yedikleri bunlara dair bir örnek olabilir.

Günlüğe geçilen güzergahlar üzerinden bakarsak, Trabzondan Ünye’ye gitmek için kıyıdan kayıkla, Çavuşlu köyü, Tirebolu, Zefre, Giresun, Ünye ve Samsun. Ve fakat Samsun’da bombalanmaya başlanınca bu sefer daha içlere at arabasıyla Merzifon, Ankara, İstanbul (1916) şeklindedir.

Bana ilginç olanın savaşın ortasında Payitahtın daha güvenli bulunması geldi ama onlar hükümetin gölgesini tercih ediyor . Çünkü bütün cephelerden düşme haberleri geliyor ve taşrada eşkıya tehdidi altında. Bu korkuyla yaşamaktansa hükümetin kaderine eklemlenmeyi tercih ediyor olabilirler diye düşündüm. Nitekim savaşın içinde Kadıköy’ünde karne ile aldıkları çok kötü ekmeklere rağmen Mediha ‘sofrada hiç lokma bırakmıyor ve buna da şükrederek hükümetimize dua ediyorduk. Çünkü 3. Yılına girdiğimiz bu müthiş savaşta samanlı yada palamutlu olsun yine kimseyi aç bırakmıyor ve her fakirin alabileceği kadar ucuz sattırıyordu. Memleketinden çıkan bunca göçmen ve asker ailelerine her yerde bad-ı hava/bedeva ekmek, çorba vs dağıttırıyor hatta maaş bile veriyordu’ diye dönemin günlük hayatına dair önemli bir bilgi verir. Cahit Kayra ise bu cümleye dipnot koymuş. Oysa anlaşılmayan bir şey yok. Merak ettim ve arkaya baktığımda Mediha’nın ittihatçı dayısının etkisinde kalarak mevcut hükümeti övdüğünü yazmış. Mediha’nın yaşadıklarına düşülen bu dipnot bütün samimiyeti aldı götürdü. Yaşananlara ne kadar yabancı. Oysa Mediha dönemin zihinsel ve duygusal duruşunu da açığa çıkarmıştı. Savaşta hükümet değil devlet vardır ve bir devletimizin olması çok önemlidir. Medihan’ın bunu çok iyi hissettiği malum da Cahit Kayra niye savunmada! Hoş o da anlaşılabilir. Toplumda mahalle değiştirince diğerinde kalanlar tanınmaz. Bu da bizim bir karakteristik vasfımız sanki. Ben de bir hamle yapıp günümüze sıçrıyorum ve; bu duygulanımla Mediha bana yakınlaşırken, Cahit Kayra y nesline... Yine de Mediha’nın metnine sadık kaldığı ve müdahale etmediği için Cahit Kayra’ya teşekkürler.

Mediha’nın ailesi aynı zamanda siyasetçi. Dayısı Trabzon Milletvekili Naci Bey. Aynı zamanda Trabzon’da gazete de çıkartıyor. Mediha bu entelektüel duruşun içinde yetişiyor. Trabzon’da namaz kılmak Kuran okumak entelektüel duruşu etkilemediği halde İstanbul’da durum değişiyor. İstanbul’a ilk geldiklerinde Bostancı’da oturan akrabalarına gitmek için trene binerler. Mediha: ‘Hayret kadınların yüzleri apaçık. Biletçiden kaçmadıkları gibi kadınlar çarşaflarının bağlarını içeriden bağlayacaklarına tersine dışarıdan bağlıyorlar. Biz şaşkınlıkla bunlara bakıyor ve içimizden ayıplıyorduk… trende gördüğümüz yüzleri, göğüsleri, kulakları, saçları açık kadınları ayıplıyor ‘nasıl erkekten utanmıyorlar’ diye şaşıyorduk diye yazar.

İstanbul’da Sabestiyan vatandaşların açtığı Mariköy’de lisede okur. Çok başarılı bir öğrenci olduğundan Hukuk fakültesine gitmek isterken öğretmeninin teklifi üzerine yine Sabestiyan vatandaşların açtığı Cağaloğlu’ndaki Fevziâti liselerinin ilk bölümünde idareci olarak görev alır. Bu anlamda kamusal alanın ilk örnekleri olarak da değerlendirebiliriz Mediha Kayrayı. Çünkü süreç devam eder Boğaziçi okulları ve azınlık liselerinde görevine devam ederek 1967 de 65 yaşında emekli olur.

Günlüğün İstanbul sayfaları Feyziâti liseleri yangınında yanar. Bu anlamda Cumhuriyet dönemine ait dönüşümü onun ağzından öğrenmiyoruz. Ve fakat İstanbul hayatına kolay ayak uydurdukları, Piyano dersi alıp müzik eğitimini, Fransızca öğrenerek de batı dillerine vukufiyeti en başat semboller. Oysa Trabzon’daki okuluna İstanbul’dan tayin edilen hocahanımdan; evinde öğretmenlerle eğlence tertip ediyor diye hoşlanmıyordu günlüğünde… ve yine İstanbul’da ilk karşılaştıkları ve ayıpladıkları kadınlarla kısa zamanda sağlanan benzerlik ve bunun ben inşa süreci de günlüğün yanan sayfalarında kayboluyor. Cahit Kayra’nın bu konuda ki aktarımı ise çok bilindik yeni bir şey söylemiyor.

Mediha savaş sıkıntıları içinde sürekli Rumeli ile zihinsel yakınlık kuruyor. Orada yapılanlar zihinlerde tazeliğini korurken benzer yaşantı örnekliği tabi ki kişiyi çok sarsıyor. Kitap ta gayrimüslimler de satır aralarında geçiyor. Merzifonda böyle bir mahallede oturuyorlar ama pek onlara dair anlatım yok. Trabzon da ise kayıktan elma çalan Rum kızları geçiyor bir an.

Günlük yerel dile ait bir çok kelimeyi açığa çıkartıyor. Konuşma biçiminden düşünme tarzına kadar ipuçları veriyor. Günlüğün bir yerinde Kadir Namazı’ndan bahsediyor ve ; ‘Hükümet Kadir Namazı’nın tarifesini bastırarak yayınlamıştı. O tarifeye göre bizde kadir Namazı kıldık’ diyor. Bu uygulama günümüzde yok. Acaba nasıl bir düzenekti merak ettim şimdi. Hoş günü belli olmayan Kadiri namaz vaktine kadar sabitlemek! Niye diye de düşünmekten kendimi alamıyorum.[1] Bir de Süleymaniye’deki tanıdıklarına gittikleri zaman, ‘öğle topu atıldı bizde sofraya oturduk’ diye bir cümle var. Bu öğle topu ne olabilir ki diye düşündüğümde harbiye dairesinin yemek topu civardakiler içinde bir işaret olarak kabul edilmiş olabilir mi diye düşündüm. Bilemiyorum sahi bu öğle topu nedir ki.

Kitabın bence en orijinal yanı Mediha’nın günlüğünün orjinalinin de verilmesi. Benim hep şikayet ettiğim ve bir sayfasına bile razı olduğum ana metni görme talebi bu kitapta sağlanmış. Bu bulunmaz bir nimet, yazı açık ve okunaklı. Bilenler bu taraftan da okuyabilirler. Yayınevi ve Cahit Kayra bir teşekkürü daha hak ediyor bence…ve daha bir çok bilgiler. Mediha günlüğüne anlatı dilini kullanıyor dolayısıyla da akıcı. Günlüğün takvimsel parçalanmışlığı metne sirayet etmemiş. Orjinaline baktığımızda da Mediha böyle bir takvim üzerinden metni inşa etmiyor. Önemli olayları anlatırken onun takvimini sonuna ekliyor. ‘Ömer Cahit’in Velâdeti’ cümlesini metnin altına ve iki ay yıldız arasına parantezlemesi de metnin inşasında sevinç ve duygulanımın görsel tezahürü olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak kitap beklentilere cevap veriyor bence, orjinalinin bulunması kitabi benzerlerinden öne çıkartıyor. En dikkat çekici yanı ise aile ve mahallenin ben inşasında ki rolünün birebir açığa çıkması sanki…bir bende üst üste geçmiş farklı kimlikler… hayat ve insan sonu olmayan yolda sürekli bir devinim…

Nevin Meriç

8.9.2013



[1] Bu da çok bilmiş gelecek jenerasyonların eğitimleri sonucu geldikleri yer, ben.

 

 


8.9.2013 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.