MANZARADAN PARÇALAR
0
Yorum
1703

kez okundu..

MANZARADAN PARÇALAR- FATMA BAYRAM

 

ORHAN PAMUK

 

Çok tanınan, hakkında çok konuşulan (kendisi de bu tartışmalara malzeme olan) her insan için olduğu gibi Orhan pamuk’u değerlendirmek de insanı geren bir şey. Ne denli uğraşsanız değerlendirmenizi siyasetten, taraf olmaktan, günlük tartışmaların içinde maksadını aşan ifadelerle söylemeyi hiç düşünmediğiniz şeyleri söylemiş olmaktan koruyup sırf okuma zevkinizin sonunda damağınızda kalan tadı paylaşmak için yazmak bile fazlasıyla ölçüp biçmeyi gerektiriyor.

 

Bu nedenle daha en baştan, kitabı bu günlük tartışmaların dışında kalmaya  (katıksız tarafsızlık aslında biraz rahatsız olduğum bir şeydir. Bana bir tür renksizlik ve kişiliksiz bir duruş olarak gözükür. Buna rağmen okurken hep zihnimde oluşmuş yargılara yanılma payı vermeye özen gösteririm. İyi yazılmış bir metni “Okuma”nın zevki de bu konuda en yakın yardımcımdır.) çalışarak, yazar üzerinden yürütülen çekiştirmelerin okuma zevkini gölgelendirmesine izin vermeden okumaya çalıştım. İyi ki de öyle yapmışım.

 

Eylül 2010’da, kadim dost Sare’nin kucağında “sağlıklı” yiyecekler, elinde bir torba dolusu kitapla geldiği hastane ziyareti vesilesiyle tanıştım bu kitapla. Büyük bir zevkle okudum. O gün bu gündür anladım ve kabul ettim ki ben iyi bir “kurgusal metin” okuru değilim. İteleye kakalaya, herkesler okuyup beğendiğine göre vardır bir hikmeti diye ıkına sıkına okuduğum/okumaya çalıştığım kurgusal metinler dışında az çok bir gerçekliğe dayanan deneme, anı, günlük ve biyografileri, hatta tarihsel romanları nasıl da sular seller gibi okuduğuma, bir de yazarın “Cevdet Bey ve Oğulları”, “Benim Adım Kırmızı”, “Kar” ve “Yeni Hayat” romanlarını okurken ki performans ve lezzeti “İstanbul” ile elan bahsettiğimiz şu kitabıyla karşılaştırınca ortaya çıkan neticeye bakınca dedim ki; kızım sen geri kalan ömrünün yokuş aşağı hızında ne okuyacağını bil artık, zorlamalarla oyalanma, umumi beğeninin kişisel zevk için ölçüt olamayacağını unutma!

 

Bunu dedirten “Manzaradan Parçalar” da yazar utangaç, sıkılgan bir tavırla kendi hayatından kesitler anlatarak giriyor kitabına. Bu sıkılganlığı, yalnızlığı hırs derecesindeki beğenilme arzusuyla birleşince “yazar” olmak için gereken kimya ortaya çıkıveriyor. Yazarın utangaçlığı ve çekingenliğine ilaveten ciddi ciddi korkularının dozunu da öğreniyoruz; deprem endişesini anlattığı yazısından. Gözümde (aslında hayalimde) büyüttüğüm bazı insanların (buna sahabe-i kiram hazeratı da dahildir) insanca zaaflarını öğrendiğimde yaşadığım rahatlama hissi çok bencilce gelebilir, ama bu rahatlamanın onların gözümdeki değerinden bir şey eksiltmediğini, sadece benim de bütün zaaflarıma, eksikliklerine rağmen önemli işler yapabilme ihtimalini canlı tutmaya yaradığını bilmelisiniz.

 

Kitapta, bir iki cümlesinin altını çizivermekle geçemeyip başlığın yanına bir yıldız koyarak bu yazının tamamı güzel demeye getirdiğim bölümler şunlar: Berberler, Benim Türk Kütüphanem, Okusak da Okumasak da: Binbir Gece Masalları

 

“Kitaplar ve Edebiyat” bölümü adından da anlaşıldığı gibi Orhan Pamuk’un doğulu, batılı; yerli, yabancı yazarlar ve onların eserleri üzerine yazdıklarından/söylediklerinden oluşuyor. Eğer benim gibi siz de yazar ve kitap üzerine, hatta okuma ve yazma eylemleri üzerine yazılanları okumaktan hoşlanıyorsanız bu bölüm tam size göre. Hele de benim gibi, kitap seçiminde deneme yanılmaya ayıracak zamanınızın hiç olmadığı düşüncesiyle iyi okuyucuların okuduklarından seçtikleri üzerine söylediklerini kendinize rehber edinmeyi bir kolaycılık olarak seçmişseniz bu kitaptan da eliniz boş dönmeyeceksiniz.

 

Kitapta okumak ve yazmak üzerine bunca değerli gözlem, tespit, itiraf var olur da yazarın bir romanı, kıvamını bulana dek nasıl hazırladığına, romanda bahsi geçen bir evin planını nasıl bütün detaylarıyla çizip çalıştığına değin ipuçları olmaz mı? Yazılıp yazılıp atılmış bölümler, silinip çizilip düzeltilmiş müsveddeler, ince ince düşünülmüş taslaklar, seyahatler, binlerce evrakı, resmi, minyatürü vs vs inceleme-araştırmalar da kadirbilmez okurlara adeta, sen beş on para verip elinde tuttuğun, sonrada burnunu kıvırıp bir kenara attığın bir romanın nasıl bir emek ürünü olduğunu bildin mi hiç, demektedir.

 

Bu emeğe işaret eden şu cümleleri alıntılamadan edemedim ki iş benim hüsn-ü zannımdan ibaret sanılmasın: “Bir türlü yazmaya başlayamadığım roman (“Benim Adım Kırmızı”dan bahsediliyor), kafamın içinde, tıpkı on binlerce yıldızdan yapılmış bir yıldızlar kümesi gibi ışıl ışıl parıldar, bir an önce kahramanlarımın sesiyle yeniden anlatmak istediğim bu noktaların her birini not defterlerime yazar, daha sonra defterlerimdeki bu notları zamanlarına, yazarlarına, üsluplarına, hatta bir belgeden, bir edebiyat ya da bir tarih kitabından çıkarılmış olmaları arasında hiçbir fark gözetmeden hızla okurdum: (deyip bu okumanın bir kısmını model olarak bizim için tekrarlamış).” Ya hanımlar, beyler biz de bu uzun, çileli, yıpratıcı zahmetlerin sonucunda elimize ulaşan bir romanı çekirdek çitleyerek okuyuverirken emeğe saygı, kitaba hürmet, yazara minnet duymalı değil miyiz?

 

Yine aynı romanı için yazar rahatlıkla şunu söyleyebiliyor: “Romanıma, dönemin belgelerinde, kayıtlarında ya da resimlerinde karşılaşmadığım hiçbir şeyi koymadığımı, kumaşının en hakiki ipekten yapıldığını söyleyen zanaatkar gibi gururla ekleyeyim.”…”Arada bir hala tereke defterlerinin, narh defterlerinin kitaplarda yayınlanmış listelerini açar, eski çağlardan kalma bir şiiri okur gibi okurum. Romanımı işte böyle tek tek eşyaları ve insanları, taş taş üstüne, koskocaman bir kubbeyi tasarlayan usta mimar gibi kurmam gerektiğini hissediyordum.” (şuracıkta utanarak itiraf ediyorum ki zamanında bu romanı elime almış, okumaya başlamış ama bilmem hangi gerekçeyle yarım bırakmış idim. Derhal bu hatanın kefaretini ödemeli ve en baştan okumalıyım “Benim Adım Kırmızı”yı.)

 

Bu romanın üzerinde yükseldiği temel metinleri de şöyle sıralıyor yazar: Nizami’nin Hüsrev ile Şirin’i, İbn Kayyım El Cevziyye’nin Kitabu’-r Ruh’u, Firdevsi’nin Şahname’si. 25.2.2011

 

26.4.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.