MANGUEL’den OKUDUKLARIM
0
Yorum
2191

kez okundu..

 

MANGUEL’den OKUDUKLARIM- FATMA BAYRAM
 
“Okuma” üzerine okumaya başlayınca tanışmıştım Alberto Manguel’le. Her (benim için) yeni kitabını okudukça çalışkanlığına, titizliğine, üslubuna…hayranlığım arttı. Çok dilli, çok kültürlü, çok çalışkan, çok okuyan birisi o. (Yazar bunun nedenlerinden birini şu satırlarda ele veriyor: “Babam diplomat olduğundan çok gezdik. Uyumak zorunda olduğum oda ne kadar yabancı, kapımın dışındaki sesler ne denli anlaşılmaz olursa olsun, kitaplar bana sürekli ve istediğim zaman kullanabileceğim kalıcı bir yuva oldular.”)
 
Kim bilir daha bilemediğimiz hangi vasıfların, bireysel ve sosyal şartların bir araya gelmesinden teşekkül etmiş bir kimyaya sahip olmalı ki insan sonuçta böylesine yaratıcı ve üretken biri olabilsin. (hayatta bana en çok acı veren şeylerden biridir, bu şartları taşıdığını sandığım birisinin, kendisini günlük işlerin basitliği ve sıradanlığı içinde yavaş yavaş yok edişini izlemek. Bu bence en büyük ve en korkunç israftır: kişinin kendini, sadece ona verilen vasıfları hiç kullanmadan yok etmesi. Yani kendini israf etmesi.)
 
Eh bu kadar övünce, bilenler, sessizce, başlarını sallayarak onaylamışlardır beni, bilmeyenlerde de bir merak uyanmıştır, kim ola bu Manguel ki bunca övülmeyi hak etmiş olsun, diye. Zaten benim de bu girişten amacım o merakı uyandırmaya çalışmaktır. Maksat hasıl olup siz, acaba yazının devamını mı okusam, yoksa şu Manguel’in kim olduğunu mu öğrensem kararsızlığı içindeyken ben hemencecik okuduğum birkaç kitabından bahsedivereyim de aradan çekileyim.
 
1. OKUMANIN TARİHİ
 
İlkin Aralık 88 de “Okumanın Tarihi” ile başlamışım. Yedi yıl almış bu kitabın oluşması. Okuma’nın her çeşidini gösteren görsellerle desteklenmiş. (keşke görselleri renkli, pırıl pırıl bir ofset baskısı da çıksa da hemen edinsem. Bu özeni hak ediyor bu kitap.) Bunlar dünyanın her yerinden, her kültürden, tarih boyunca ‘okuma’ ediminin tasvir edildiği görseller. Bunlardan birinin yorumu: “Alacalı bir ormanda, yosun tutmuş bir kütüğe oturmuş çocuk iki eli ile ufak bir kitabı kavramış, yumuşacık bir sessizlikte okuyor. Zaman ve yerin dizginleri onun elinde.”
 
Öncelikle altı yaşındayken okumaya başlayan, kitaba bir nesne olarak da aşk derecesinde tutkun olan (son yıllarda, çocukları ve torunları, onun evine, neredeyse bir kütüphane giriş kartı olmaksızın giremeyeceklerinden yakınmışlar şakayla karışık) Manguel’in kendi okuma tarihinden bahsettiği satırlarda hızlıca göz gezdirelim:
 
“Sanırım en az iki değişik biçimde okuyordum. İlkinde, nefes bile almadan olayları ve karakterleri izliyor, ayrıntılara hiç zaman ayırmıyordum. (Rider Haggard, Conan Doyle..) İkinci tür okumada ise dikkatle metni inceliyor, sözcüklerin anlamlarına ve açıklamak istemedikleri ipuçlarına bakıyordum; seslerinden zevk almaya çalışıyor, öykünün derinliğinde gömülü olduğuna inandığım anlamları araştırıyordum. (Lewis, Carroll, Dante, Kipling ve Borges okumaları)” Bu iki tip okumayı çok iyi bilirim. Ama, vah benim zavallılığıma ki kendimi kaptırıp, birinci tür okumanın dayanılmaz cazibesine direnemediğim bazı kitapları, baktım olmayacak ikinci tür bir okuma için tekrar okumak zorunda kaldığım da azımsanamayacak kadar çoktur.
 
Kitaplar arasında yaşamak istediği için on altı yaşındayken, Buenos Aires’de, bir kitabevinde, okul sonraları için iş buluyor ve kendisini ayartan bazı kitapları, onları okumuş olmanın kendisine yetmeyeceği nedeniyle yürütüyordu.
 
Bu dükkanda tek tek kitapların tozlarını alırken harikulade kitaplarla tanışmış olduğunu öğreniyoruz. Ama bunların hepsinden daha önemlisi bu dükkanda çalışırken Borges ile tanışıyor ve ona akşamları kitap okumaya başlıyor. (bu arada, Borges’nin neredeyse tamamen kör olduğunu okurlara hatırlatmaya kalkacaktım ama siz kitapseverlere çok ayıp etmiş olurum diye hemencecik bu densizlikten vazgeçiyorum.)
 
Bu okumalar sırasında Borges sadece onu dinlemekle kalmaz, okunan metni değerlendirir, sınıflar ve ilgili, ilgisiz başka metinlerle karşılaştırırmış. Bunun lise çağlarındaki bir genç için kıymetini takdir etmek bilgeliğe ihtiyaç duymaz. Bazen Borges ondan okuduğu kitabın sonundaki yan kağıdına bir düşünce ya da bir bölüme gönderme gibisinden notlar düşmesini istermiş. Yazar Borges’nin bunları nasıl kullandığını hiç anlayamamış ama kendisine, kitap hakkında kitabın ardından konuşma alışkanlığı kazandırdığını fark etmiş. Bu sayede kısa sürede okumanın kümülatif olduğunu ve geometrik olarak arttığını; her yeni okumanın, okurun daha önce okuduklarının üstüne eklendiğini öğrenmiş.
 
 “Okuma”nın sandığımız gibi “bir sayfanın üzerinde yazılı harfleri okumak”tan ibaret olmadığını, bunun “okumanın girdiği kılıklardan yalnızca bir tanesi” olduğunu fark ederek başlıyoruz okumanın tarihini öğrenmeye. Bu farklı okuma biçimleri arasında neler yok ki: “Artık var olmayan yıldızların haritasını “okuyan” bir gök bilimci; bir evin yapılacağı yeri kötü ruhlara karşı korumak için “okuyan” Japon mimar; ormanda hayvanların izlerini “okuyan” zoolog; kazanacak kağıdı oynamadan önce ortağının hareketlerini “okuyan” kağıt oyuncusu; koreografın notlarını “okuyan” dansçı ve dansçının sahnedeki hareketlerini “okuyan” izleyici; örülmekte olan bir halının karmaşık desenini “okuyan” dokumacı; sayfanın üstünde birleştirilmiş birden çok nota dizinini “okuyan” org sanatçısı; bebeğin yüzünde neşe, şaşkınlık ya da korkunun belirtilerini “okuyan” ana baba; bir kaplumbağa kabuğundaki eski izleri “okuyan” Çinli falcı; gecenin içinde ve çarşafların altında, sevgilinin bedenini görmeden “okuyan” aşık; hastalarına kendi akıl almaz rüyalarını “okumaya” yardım eden psikolog; elini suya daldırıp da okyanusun akıntılarını “okuyan” Hawaiili balıkçı; gökyüzünden hava durumunu “okuyan” çiftçi: Hepsi işaretleri çözebilme ve anlaşılır kılma eylemini kitap okuru ile paylaşıyorlar.”
 
Yazar, böylece ilk bölümde kendi “okuma”sının tarihini kısaca özetledikten sonra insanlığın “okuma tarihi”ne geçiyor. Dünyanın hemen hiçbir kültür, inanç ve medeniyeti; tarihin hiçbir dönemi; coğrafyanın hiçbir köşesi yazarın doğrudan ya da dolaylı ilgisinden, dikkatinden, incelemesinden kurtulamıyor. Bunların yanında okuma işleminin gözler ve beyinde hangi işlemler sonucu gerçekleştiğini de inciğiyle cıncığıyla ortaya döküyor. Sonuçta okuduğumuzun anlaşılması ve yorumlanmasının kişiye özel olduğunu ve bu durumun da sadece düşünsel ve psikolojik faktörlerden değil, beynin işleyişini belirleyen fiziksel farklılıklardan da kaynaklandığını öğreniyoruz.
 
Kitabın alt başlıkları muhtevanın çok yönlü zenginliğini ortaya koymada bir fikir verebilir:
 
OKUMA EYLEMLERİ
Gölgeleri okumak
Sessiz okurlar
Belleğin kitabı
Okumayı öğrenmek
Eksik ilk sayfa
Resimleri okumak
Size okunması
Kitabın biçimi
Yalnız başına okuma
Okuma üstüne benzetmeler
 
OKURUN GÜÇLERİ
Başlangıç
Evreni sınıflandıranlar
Geleceği okumak
Simgesel okur
Duvarlar arasında okumak
Kitap hırsızlığı
Okur olarak yazar
Okur yasağı
Kitap budalası
 
Alt başlıkların da altında kalan ilginç ve önemli detaylar:
 
  • Hıristiyanlık tarihinde kilise büyüklerinin okuma biçimleri
  • Kişinin, tek başına, sessizce okumasının onuncu yüzyıla kadar sıra dışı olması
  • (metnin okuyan tarafından sansürlenmesine ya da yorumlanmasına imkan vermediği için) sessiz okumanın Hıristiyan dünyasında kilise açısından tehlikeye yol açması
  • Kendi kullanımı için el yazmaları koleksiyonu oluşturacak ilk okurlardan biri: Aristo
  • Ortaçağda çoğunlukla hafıza gücüne dayanan eğitim: erken yaşlardan itibaren başlayarak özel hafıza teknikleri öğretiliyor. Bugün bizim bir araştırma kütüphanesinde ulaşabildiğimiz hızla bilgiye zihinlerinde ulaşabiliyorlar
  • Günümüze kadar kullanılan, son derece karmaşık bellek geliştirme yöntemleri Acquino’lu Tommaso tarafından geliştirildi
  • Yahudilikte okumayı öğrenme töresi “Tevrat senin uğraşın olsun” yazılı taş tahtayı bal ile kaplayıp çocuğa yalatılması: mürekkep yalamak
  • Birlikte okumaktan bireysel okumaya geçiş: hümanizm: bireycilik
  • Dante’nin metinden anlam çıkarma yöntemleri
  • Okumanın kendisi gibi, okunan yer de hermeneutik niteliğe sahiptir. Sayfadaki yer ile yan yana gelerek bir açıklama yapması için okura meydan okurlar.
  • Sümerlilerde kütüphanecilere “evreni düzenleyenler” deniyordu.
  • Onuncu yüzyılda İranlı Büyük Vezir Abdulkasım İsmail, 177.000 kitaplık koleksiyonundan ayrılmamak için yolculuk sırasında bunları, alfabetik dizine göre yürümeye alıştırılmış dört yüz deveye taşıttırırdı.
  • Bir kitabı kategorize etmenin zorluğu: Örn:Gulliver’in Serüvenleri,komik bir serüven kitabıdır. Sosyoloji dalı altında on sekizinci yüzyıl İngilteresi’nin alaycı bir incelemesi, çocuk edebiyatı kategorisinde cüceler, devler ve konuşan atlarla ilgili eğlendirici bir fabldır. Fantezi altında bilim-kurgunun gelişine işarettir. Seyahat kitapları dalında düşsel bir geziyi anlatır; klasikler açısından Batı edebiyatının temel direklerinden olur.
  • Geleceği anlamak için kitaplardan rasgele bölümler kullanmanın Batıda uzun bir tarihe dayanan geleneği varmış. (Vergilius’un yapıtları Costantinus’tan bile önce imparatorluk için kehanet aracı olagelmiş. Robinson Crusoe da ıssız adasında incil’i rasgele açarak kendi durumu için kehanetlerde bulunmuş. Bazıları da yine İncil’i rasgele açarak evlilikleri hakkında ona danışmışlar. Bütün bunlar şunu gösteriyıor ki, metnin anlamı okurun becerisi ve istekleri doğrultusunda genişleyebilir.)
  • Kitapların (özellikle yolculuklarda, fotoğraflarda, dekorasyonda) bir rozet gibi simgesel ve okurunu tanıtan bir işlevinin olması nedeniyle mesela çariçe Katerina döneminde kitapların bu işlevini bilen bir tüccar sıralar dolusu, içi paçavra doldurulmuş cilt kapağı satarak zengin olabiliyor. Günümüzde ise mekana seçkin bir hava vermek için kitaplar (mesela kütüphane etkisi bırakan duvar kağıtları şeklinde) dekorasyon malzemesi olarak kullanılıyor.
  • Hıristiyan ikonografisinde kitap geleneksel olarak kutsal erkek kişinin…malıydı. Kadın için uygun olan simge ise anne rolünü kanıtlayan çocuktu.
  • Kadınları ciddi edebiyattan uzak tutan toplumlar: Eski Yunan, İslam, Heian Japonyası ve Vedacı Hindistan (Bu yüzden Heian kadınları kendi edebiyatlarını ürettiler. Ms. 1010’da tamamlanan Genji dünyanın en eski romanı olarak bu kadınlar tarafından üretilmişti.)
  • Eski Yunan ve Roma’da yazarlar eserlerini halka sesli olarak okur ve onların eleştirilerine göre yapıtlarını yeniden düzenlerlerdi. Altıncı yüzyıla gelirken dinletiler yok oldu, çünkü artık eğitimli halktan söz edilemiyordu. Bu uygulama on dördüncü yüzyıldan itibaren yeniden canlandı ve on dokuzuncu yüzyıl yazar dinletilerinin altın çağı oldu.
  • Kendi yapıtlarını seslendirmesiyle bilinen Charles Dickens bunu iki amaçla yapardı: Gelen tepkilere göre yapıtlarını cilalamak ve onlarla ünleneceği profesyonel okumalar. (bu amaçla dinleti turnelerine bile çıkmıştı. Okuyacağı metnin kenarlarına tonlamalar ve okumaya eşlik edecek hareketler konusunda notlat alır ve okuduğu bölümü dinleyicilerden gelen tepkilere göre yeniden yazardı.)
  • İncil’in çeviri tarihçesi
  • Afro-Amerikan kölelere uygulanan okuma öğrenme yasağı ve uygulanan korkunç cezalar
  • M.Ö. 411 den bugüne kadar süren kitap yakma uygulamaları
  • Gabriel Garcia Marquez her sabah bir sözlükten birkaç sayfa okurmuş
 
Bir bu kitabı okurken kıskandım, batı kültürünü oluşturan alt yapıyı, böylesine yetkin ve etraflıca inceleyen çalışmaları, bir de “Özel Hayatın Tarihi”ni okurken.
 
Evet, Manguel’i okumak “okuma”nın kendisi hakkında çok kışkırtıcı olabiliyor, ama onun bahsettiği pek çok kaynağa yabancı olmak, onlar üzerine yapılmış bu hızlı değerlendirmelerin zihnimizde birbirine girmesine neden oluyor. Üstelik de bunarlı bilmek bizim için birinci dereceden bir ihtiyaç olmadığından (aslında burada benim demeliyim, çünkü “bizim” deyince herkes için de öyle olmasını ummuş oluyorum. Ben burada bir gerçekten bahsediyorum, bir dilekten değil) bir süre sonra isimler, yerler, zamanlar, kitaplar, değerlendirmeler, sonuçlar karmakarışık bir hal alabiliyor.
 
Oysa böylesine kuşatıcı, yetkin ve derli toplu bir “okuma tarihi” kendi kültür ve medeniyetimizin temellerini atan eserler, onları yazanlar, okuyanlar ve onları yeniden üretenler hakkında yazılmış olsaydı ne denli öğretici ve zevkli olabilirdi. Üstelik yüzlerce yılını tamamen karanlıkta geçirmiş, tarihinde kitap yakma ile tanınmış tek bakış açılı bir medeniyet taraması da olmayacaktı bu. Arap, Roma, Türk ve Pers geleneklerinin üzerinde yükselen, endülüsten çin sınırlarına, kuzeyin steplerinden malay adalarına kadar, bilinen dünyanın bütün kültürlerinin harmanlandığı, sonsuz boyutlu devasa bir elmasın her bir yüzünü –kısaca da olsa- tanımış olacaktık.
 
“Okumanın Tarihi”ni okurken, yazarın bilgisinin, genişlemesine ve derinlemesine uzandığı alanın büyüklüğüne rağmen her bildiğini sergilemeye ihtiyaç duymadan böylesine derli toplu bir özeti, üstelik de ciddi bir kültür tarihi olabilecek bu eseri sıcak, samimi ve okunur bir metin olarak kaleme alabilmesi bende büyük saygı ve hayranlık uyandırmıştı. Bir metin (ve tabii ki bir kişi) hem ciddi, hem samimi ve neşeli; hem ağır konulardan söz açıp, hem zevkle okunan bir metin olabiliyormuş işte dedirtmişti bana benzeri çok az sayıdaki kitap gibi. 1.3.2011
26.4.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.