KUĞUNUN SON ŞARKISI
0
Yorum
1074

kez okundu..

 

KUĞUNUN SON ŞARKISI

Beşir Ayvazoğlu/Kapı Yayınları

 

Beşir Ayvazoğlu'nun Şeyh Galib'i merkeze alarak aynı zamanda bir dönemi de anlatan kitabıdır. Döneme damgasını vuran Osmanlı ve Batılı sanatçıları kısa da olsa karşılaştırması ufuk açıcı olmuştur. Sanatçı merkezli kitaba ismi de çok yakışmıştır. Bir medeniyete muhteşem temmet ifadesinden de anlaşılacağı üzere divan şiirinde zirve ve inişi de gözlerinizin önüne sermektedir.

Divan Edebiyatı'nın gücünü kaybettiği hatta can çekiştiği yıllarda Hüsnü Aşk'ı yazarak adeta can suyu veren Galib, bu kapının bir başka açıdan tamamen kapanmasına vesile olmuş gibidir. Nitelim kendinden sonra onu aşan her hangi bir şairin gelmemesi bu durumu açıklar. Divanını yazdığında henüz 22 yaşındadır. Mevleviliğe. yönelerek, çilesini doldurur ve Dede olur. Daha sonra da Galata Mevlevihanesi’ne postnişin olur. I. Abdülhamit, III. Selim, döneminin önemli ve vazgeçilmez isimlerinden olan Galib siyasi yapıyla da iç içe bir hayat geçirir. 1757 doğan şair 1799 vefat eder.

Yazar kitabında, Şeyh Galib'i hayatını, en önemli divanı Hüsnü Aşk üzerinden anlatırken, divan- gündelik hayat ilişkisini de açığa çıkartır. 1782 yılında gerçekleşen büyük Cibali yangını İstanbul anakarayı harap eder. Ve ne büyük tesadüf ki Hüsnü Aşk'da yangından çok kısa bir süre sonra yazılır. 22Ağustos 1782 de üç büyük yangın yaşayan İstanbul halkı, üç ayları Recep, Şaban, Ramazan’ı ateşli bir biçimde idrak etmiştir. Hüsnü Aşk'da erzakları belâ-yı nâgah olarak tasvir edilen halk bir anlamda dönemin İstanbul hayatıdır. Bu yüzden cuma namazı kılınamadığı gibi, Şeyhülislam İshak Efendizâde Mehmet Şerif Efendi halkın oruç bozabileceğine dair fetva verir. Selanikli Ata Efendi bu büyük yangında evinin ve eşyalarının cayır cayır yanışını çaresizlik içinde seyrederken bir ironiyle yazdığı mektup edebiyatımız için önemli bir kazanımdır. Mektubu okurken yangının seyir mahallerinde dolaşmak, dil, hüzün edebiyat ilişkisini gözlemlemek ve hüznün tavan yaptığı çaresizliği espiri formundan yardım alarak kabullenmek insan- hayat ilişkisinde önemli bir duruştur diyebiliriz.     Mavnacı Ali'nin evinde çıkan yangın, Ata Efendi'ye göre Aşık Paşa semtine ateş yanaklı bir dilber gibi yönelir. Kadı Hamamı'ndan ve Kadı Çeşmesi'nden fetva üzerine geçer. Otlakçı yokuşunu cayır cayır yakar. İfraziye semtine kamet- ifrâz-ı efrâz olduktan sonra, kubbesi göğüs gerip minareleri dik geldiği için Fatih Cami'nin etrafını dolaşmakla yetinerek Fatih merhumun türbesini ziyaret eder ve merkad-i şeriflerine İhlasla Fatiha okur. Ateş medrese talebelerini dil-suhte etmiş, Azablar yönünde cehennem azabı neşredip Atpazarı'nda üzengi parlattıktan sonra Küçük Pazar'da alışverişe başlamış, Çinili Hamam'a girip solundaki sokakları döne döne yakmıştır. Vefa semtine Ol bî-vefâya dek gideriz diyerek yönelen ateş Eski Odalar'dan yenilenmesi gerektiğini tembih ederek geçer. Halıcılar Köşkü'ne hile halısını döşer. Laleli Cami'ni lale bahçesine çevirip Simkeşhane'de rişte-i imtidâdı hadde-i sükûn'undan geçirir. Yedikule'de yedi başlı ejderha gibi salvet eder ve Langa Hisarı'nın çevresini ateşten bir palanga çevirir. Şeyh Galib'de yangına bigane kalmaz ve Bir nâr ki dûdu dûd-ı Nemrûd/ Gûlân-ı siyeh-nûmûd-i Nemrûd/ Dünyaları tutmuş âteş-i gam/ Girdâbları çeh-i cehennem... beyitleriyle dönemin acısını divanına nakşeder adeta. Bu anlamda dönem yaşanan önemli olaylarını bu kadar vecih şekilde anlatan sanatçıları karşımıza çıkarmaktadır.  

III. Selim ile çok yakın olan Şeyh Galib Galata Mevlevihane'sinin onarılmasını ister. Divanında ; Müceddid oldu Sultan Selim'in din ü dünyaya/ Nûmâyandır bu nev- pûşîdesinden kabr-i Monlâ'ya beytini yazarken, Sultan Selim'i oturttuğu konumu açığa çıkartır adeta…

Dönem yenileşme dönemidir. Bu akım şairler tarafından da kabul görür. Şeyh Galib'de; Tarz-ı selefe takaddüm ettim/ Bir başka lugat tekellüm ettim diyerek halkaya dahil olur.

Şeyh Galib yanında dönemin musikide devleşen ismi Dede Efendi ve hat sanatında yine aynı konumdaki isim olan Hatta Mustafa Rakım Efendi'ye de kitabında değinen Ayvazoğlu, Batı'daki büyük isimlerden Mozart, Bach, Beethoven, Haydn bağlantı kurarak zihinde büyük sanatçılarla dolu bir çağ resminin belirmesine neden olur. Bu anlamda yazar bir dönemi (yüzyıl) sanatçıları, eserleri ve yaşantıları üzerinden anlatmakta gibidir.

Şeyh Galib'in sonraki dönemlere sirayet eden izlerini de süren yazar, kendinden sonra gelen bir çok sanatçıya etki ettiğini günümüz şairleri de dahil açığa çıkartır. Hatta Dr. Ayşe Hümeyra Hanım'ın hatıratında da Galib'in mısrasının bulunması ve kendini bu mısradan yola çıkarak tanımlaması, şairin sonraki yıllara bir nehir gibi akan izlerini gösterirken, etki alanını şairden toplumun entelektüellerine doğru yaygınlaştırmaktadır.

 Bu muhteşem sanatla iç içe yapının Cumhuriyetle yaşadığı kırılma Gölpınarlı'nın yazdıkları üzerinden aktarılarak siyasi yapı, toplum mühendisliği bağlamında bireylerdeki değişim ve dönüşüm açığa çıkartılır. Daha sonraları yazdıklarından dolayı özür dileyen ve hatta yazdığı dönemde bile öyle düşünmediğini söyleyen Gölpınarlı bir tehevvür sayhasıy' dı diyerek yazdığı günlerin atmosferine dikkat çekerken, algı operasyonları yedeğinde şekillenen toplum mühendisliği çabaları belleklerde yerini alır.

Sonuç olarak 1757- 1849- 1930’lu yılları İstanbul ve zirve sanatçıları üzerinden anlatan kitap yazarın, lirik anlatım ve hissedilmeyen geçişleriyle zevkle okunurken, zihinlerde de bazen yangın bazen meşk bazen musiki, bazen hüzün resimleri şekillenmektedir. Tavsiye edilir...

Nevin Meriç

25.8.2015

29.9.2015 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.