KÜÇÜK HANIM’DAN ‘RUBU ASIRLIK ADAM’A
0
Yorum
1791

kez okundu..

 

 

KÜÇÜK HANIM’DAN ‘RUBU ASIRLIK ADAM’A
Nezihe Neyzi’den Oğlu Nezih Neyzi’ye Mektuplar 1947 – 1948
Mehmet Ali Ayni ve Feride Hanım’ın çocuklarının en büyüğü olan Nezihe Neyzi 1897 yılında doğar. Anneannesi dört yaşında saraya giren, oranın terbiyesiyle yetişen ve daha sonra ‘Haremin iç yüzü’ isimli hatıratını yazan Leyla Saz’dır. Nezihe Hanım babasının göz bebeği olmasına rağmen aileden uzak İstanbul’da Leyla Saz’ın Bostancı’daki konağında Saray terbiyesi altında yetişir. 1906 -1914 yıllarında İngiliz okulu’nda ilk Türk kızı olarak öğrenim görür. Çok kısa bir dönem Selçuk Hatun ve Bezm-i Alem Sultanilerinde Fransızca öğretmenliği yapar. 19 yaşında Kızıltoprak’a giderken trende görüp tanıştığı ticaretle uğraşan Muzaffer Halim Bey ile evlenir. İngilizce Fransızca bilen, keman ve piyano çalan Nezihe hanım saray görgüsü yanında, İngiliz terbiyesini de almıştır. Bununla beraber hayatına dikkatle baktığımızda Avrupa tarzının baskın olduğunu görürüz. Tam bir geçiş dönemini yaşayan ve o döneme ait durumları yansıtan bir aile vardır mektuplarda. Nezihe Neyzi’nin yetmiş küsür yaşında hayatını sonlandırması bu geçişe dair travmatik durumu ifade eder diyebiliriz.
Mutasarrıf, vali olarak önemli hizmetler yapan baba Mehmet Ali Ayni aynı zamanda tasavvuf ve felsefe alanında bir çok eser vermiştir. Ev hayatında ise köşkün üst katında kendi odasında ev halkından uzak kitapları arasında vakit geçirir. Bu yaklaşımı değişen ve hızla farklılaşan yeni hayat düzenine mesafeli durmak şeklinde tanımlayabilir miyiz?. Nezihe Neyzi’nin küçük oğlu Ali Neyzi Hüseyin paşa çıkmazı No: 4 isimli kitabında bu köşk ve yaşama biçimine dair bir çok detaylarıyla anlatmaktadır.
Bu kitap 24 yaşındaki oğlu Nezih Neyzi’yi yüksek tahsil yapması için ABD’ye gönderen Nezihe Neyzi’nin (1948 - 49) yılında ona yazdığı mektuplarının derlemesidir. İçerik ve tarz olarak iki insan arasında özel, en savunmasız ve korunaksız durumları yansıtan mektupların kamuoyu tarafından okunur, bilinir hale gelmesi tam bir destursuz bağa girme halidir. Bununla beraber taraflardan birinin izni ve vefatlar, mektupların üstünde ki kalın perdenin aralanmasını normalleştirmektedir diyerek kendimizi aklama yoluna gidelim.
Kitabın en orijinal yönü torun Leyla Neyzi tarafından derlenmesi ve çok güzel, yetkin bir giriş yazılmasıdır. Leyla Neyzi'nin aileden olması mektuplarda geçen isim ve şifreleri daha doğru ve kolayca anlaşılır hale getirmektedir. Her ne kadar Leyla Neyzi aile bahçesine girmek istemediğini, bunun için uzun yıllarca direndiğini söylese de iyi ki girmiş ve böylece o dönem doğru ve sağlıklı bir biçimde aydınlanmış oldu. Dolayısıyla bu uzun giriş döneme ait kabullere dikkat çekiyor. Ben burada Leyla Neyzi’nın değinmediği birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum.
Öncelikle şehri tarumar edecek olan inşaatçılara teslim edilmediği dönemlerin arifesinde Kızıltıoprak’da oldukça geniş bahçe içindeki köşk hayatını öğreniyoruz. Kitabı bugüne dair fotoğraflarla okuduğunuzda tam bir travmatik durumun içine düşüyorsunuz. Değişme her ne kadar anlaşılır ve kabul edilebilir bir şey olsa da mevcut durum kabusa daha çok benzemekte gibi gelmekte.
Kitapta dikkatimi çeken bir başka nokta da aile fertlerinin birbirine taktıkları isimler. Anneanne Leyla Saz’a mimi olarak hitap edilirken, Nezih Neyzi; cicim, tonton, nezaki, şekerim, bubunaki ve hiç anlamadığım kukuş (um) … diye çağırılmakta. Yakın ilişkilerde ki duygu durumlarının dildeki ifade biçimi olarak değerlendirebileceğimiz bu yaklaşım yalın halde okunduğunda ise çokda anlaşılır olamamaktadır. Bir başka anlamda da anne çocuk ilişkisinin zamana meydan okuyan durumunu göstermektedir.
Osmanlı okullarında okuyan Nezihe Hanım’ın Latin harflerini kullanmada ki başarısı  mektuplarda dikkat çekiyor. Ne var ki yazı dili ve telaffuzun tam olarak oturmadığı da satırlara yansımış. Leyza Neyzi’nin bunu düzeltmemesi de ayrıca takdir edilmeli. Bu yaklaşımla biz değişen yazı diline dair bir önceki dönemin izlerini görebiliyor ve takip edebiliyoruz. Mesela, onla/onu, vapor, miyde … vs
Mektuplarda Nezihe Hanım’ın oğlundan, naylon çorap, makyaj malzemesi ve bazı kitaplar istediğini görüyoruz. Kadınlık halleri ve konjüktür bilgisini en vazıh şekilde gösteren bu durum ülkenin sosyo ekonomik yapısını göstermektedir. İkinci Dünya savaşından yeni çıkan ülkede bir çok şey bulunmamakta veya çok pahalı olmaktadır. Bu engel yurtdışı siparişleriyle aşılmaya çalışılırken kullanılan materyaller ve sosyal çevre formu açığa çıkmaktadır.
Ayrıca Nezihe hanımın sık sık zayıflamak istediğini görüyoruz. ‘şimdiki babaanneler pek zayıf’ derken dönemin değişen kadın - kilo ilişkisi karşımıza çıkarırken günümüze dair gittikçe genişleyen yelpazenin de ilk örneklerini veriyor. Ocak ayında günlük güneşlik bir gün ve çiçek açan ağaçlara dair bilgi ise hem o dönem de hem de günümüzde yaşadığımız İstanbul iklimine işaret etmekte bir sürekliliği göstermektedir.
Çok iyi şartlarda yetişen ve zengin bir mirasın taşıyıcısı olan Nezihe Hanım değişen ekonomik yapıdan da etkilenmiştir. Daha iyi şartlarda yaşamak istediği halde mevcut durumda bundan mahrum olmak ve sürekli para kaybetmek Nezihe Hanımı etkiler ve oğluna okuldan sonra ABD de iş yapmasını ve milyoner olmasını tavsiye eder. Bu anlamda bürokrat ailenin kızı olarak sadece para - harcama ilişkisini bilen kızının oğlu için biçtiği rol ilginçtir.
Mekteplere seçmeli de olsa din dersinin konacak olmasıni; 'bir miktar dinde serbesti geliyor' şeklinde tanımlayarak sevincini izhar ederken, toplum hayatında yaşanan İmam Hatip Okullarının açılması sürecine dair gereklilikler açığa çıkar. Yine Nezih Neyzi’nin mektubunda sorduğu sorusunu cevaplarken Ermeni olaylarına dikkat çeker ve onların zulmünden dolayı başlarına böyle bir şey geldiğini söyler.
Kitapta Leyla Neyzi Büyük dedesi Mehmet Ali Ayni'nin babaannesinin nişanlısıyla gezmesine, sokağa çıkmasına izin vermediğini yazarak dönemin sosyo kültürel yapılanmasında ki baskılanıma dikkat çekerken babaannesinin okuduğu okul, düşünme ve eğlenme biçimi, sanat bilgisi dikkate alındığında  ne kadar batılı olduğu kamufle olmakta gibidir. Oysa Mehmet Ali Ayni geleceğe dair öngörüsünde başarılı olmuş ve çocuklarını o yıllar için yetiştirmiştir. Dolayısıyla kızına karşı ailenin yaklaşımı bir baskı değil dönemsel uygulamaların tezahürüdür diyebiliriz.
Kitabın sayfaları arasındaki en trajik durum ise yalnızlıktır. Her odası dolu, hırsız gelse kalabalıktan kafası karışacak ve bir şey çalamadan kaçacak olan evden, gittikçe yalnızlaşan ve en çok ihtiyacı olduğu yaşlılığında eşinin de vefatıyla tek başına kalan Nezihe Neyzi bu ızdıraba beş altı sene dayanır ve sonunda yaşamından vazgeçer. Yaşlı ve yalnızlık ilişkisinin henüz bilinmediği ve görülmedi dönemde bunu yaşaması Nezihe hanım için büyük bir travmadır. Osmanlı anaerkil ve büyük ailesinin Cumhuriyetle yaşadığı değişime dair bir çok örnek bulacağımız kitap bu açıdan da okunmalıdır diyebilirim. Ayrıca sosyal tarih, edebiyat ve biyografi alanıyla ilgili olanların mutlaka okuması gereken bir kitaptır. Kitap sahaflarda bulunabilir. henüz yeni baskısı  bulunmamaktadır. 12.10.2011
 
12.10.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.