KİTAPLARDAN KURTULABİLECEĞİNİZİ SANMAYIN
0
Yorum
3208

kez okundu..

 

KİTAPLARDAN KURTULABİLECEĞİNİZİ SANMAYIN
 
Nisan 2011
 
İkisi de kitap koleksiyoncusu ve sevdalısı olan göstergebilimci (semiyolog) Umberto Eco ile sinemacı Jean Claude Carriére arasındaki buluşmanın kitaplaştırılması. Arka kapağında, kitabı niteleyen bir vasıf var Nietzsche’den alınma (ki ben de aktarmaya çalıştığım her bilginin bu kategoriye girmesini candan istemişimdir): Neşeli bilgi.
 
İkilinin arasındaki akıcı sohbeti yönlendiren ise Jean-Philippe de Tonnac. Bu ademoğlu da kim ki diye, zamanımızın bilgesi hazreti google’a sordum. Tam onun Fransız asıllı bir yazar olduğunu (bu isimde birinin Fransız olması ne kadar önemli bir bilgiyse artık!) öğreniyordum ki www.dipnotkitap.net diye bir site keşfetmeyeyim mi! Gitti iki saat. Tamamı kadın üyelerden oluşan bir kitap kulübü. Üstelik okudukları, konuştukları her yazarı, iyi planlanmış bir siteyle bize de anlatıyorlar. İki saat az bile. Şimdi, sorun şurada ki onlar da okumuşlar bu kitabı ve aman da aman, tam tamına 16 sayfalık bir değerlendirme bölümü derlemişler. E, ne olacak şimdi benim gariban yazı? Yazsam mı, yoksa, nasılsa daha iyisini yapmışlardır, deyip bıraksam mı? Bırakacağım ihtimalini kuvvetli görenler beni tanımamış demektir. Hemen bir çıktı aldım (ekrandan okumayı sevmiyorum). Üstelik de onu okumadan yazımı tamamlamaya karar verdim. Herkesin gördüğü şey başkadır ve herkes sadece gördüğünü yazabilir değil mi, efendim?
 
Gelelim kitaba. Kitaptaki sohbetin asıl konusu için, birer bibliyofil olarak bu iki düşünürün, eski ve nadir kitap koleksiyoncuları, incunabula arayıcıları ve avcıları olarak tecrübelerini bizlerle paylaşmaları diyebiliriz. Tek kelimeyle söylemek gerekirse kitabın konusu “kültür”.
 
Eco, hakikate aykırı, sahte ve hatalı olan üzerine son derece nadir eserlerden oluşan bir koleksiyon oluşturmuş; J.C.C. ise devamlı yeniden basılan bir çalışmasını bu konuya adamış: “Aptallık Sözlüğü”.
 
Elektronik kitapla basılı kitabın mücadelesinin nasıl sonuçlanacağını tartışarak başlıyorlar sohbetlerine. Sonuç: Kitap da tıpkı tekerlek gibi, muhayyilenin işleyişi bakımından bir çeşit aşılmaz mükemmelliktir. Bu durumda kitap müjdelenen veya korkulan teknolojik devrimlerin durduramayacağı bir çeşit “bilginin ve muhayyilenin tekerleği” gibidir ve nasıl ki televizyon sinemayı öldüremediyse “e-kitap” da kitabı öldürmeyecektir.
 
Onlar kitaplar üzerine konuşadururken bizler (ben mi demeliydim) kitapla ilgili daha önce duymadığımız yeni tabirler öğreniyoruz:
 
Voluminia: yan yana yapıştırılmış ve bir çubuğun etrafına sarılmış elyazması sayfaları
İncunabula: Latince “beşik” anlamında. XV. Yüzyılda, yani matbaanın henüz “beşikte” olduğu devirde basılmış kitaplar için kullanılan bir terim.
Bibliyokost: Kitap kıyımı
İn digest form: kısaltılmış halde (J.-C.C. yetmişlerde New York’ta bir sinema yapımcısının kendisine tahsis ettiği bir dairede kalmış. Bu dairede dünya edebiyatının bütün şaheserlerinin kısaltılmış formları dışında kitap yokmuş. Şöyle diyor: “Gözlerime inanamamıştım. Her şey oradaydı ama eksik, kesip biçilmiş olarak. Böylesi bir saçmalık için ne muazzam emek.”)
 
Bibliyofil olmanın yaşı olmadığını Eco’nun ellilerinden sonra gerçek bir bibliyofil oluşundan anlarken sohbetin akışından da bibliyofil olmanın çeşit çeşit nedenleri ve yolları olduğunu öğreniyoruz; bir yazarın tüm eserlerini tamamlamak, tematik kitapları zenginleştirmek, güzel nesne sevgisi veya falanca kitabın sizin gözünüzde temsil ettiği şey gibi.
 
Bu iki bibliyofile (eski dilde mecanin-i kütüb) göre ise eski kitapların da pazarlandığı müzayedeler, kitaplardan hiçbir şey anlamayan ama kendilerine eski kitapları satın almanın iyi bir yatırım olduğu söylenmiş alıcıların piyasadaki varlığı yüzünden erişilmez zirvelere ulaşmıştır. Ama onlar yine de kafalarına koydukları kitabı makul bir fiyata edinmenin bir yolunu bulurlar. Bunun için gereken sadece biraz zamandır.
 
Kitabın en beğendiğim bölümü (neden dersiniz?): Okumadığımız Bütün Kitaplar. Bu bölümü açarken J.-P. de T. şu soruyu soruyor: Bu söyleşiler boyunca pek çok kitap saydınız, (…) bu kitapları okudunuz mu? Kültürlü bir insan, biliyor sayıldığı kitapları ille de okumuş mu olmalıdır? Yoksa o kitaplar konusunda kanısı olması yeterli midir?
 
Umberto Eco’nun cevabı: “ …Bu dünyada o kadar çok kitap var ki, onları okuyup ne olduklarını öğrenmeye yetecek kadar vaktimiz yok. Hatta çıkan bütün kitapları okumak da değil mesele, özel olarak bir kültürü en çok temsil eden kitapları okumak yalnızca. Dolayısıyla okumadığımız, okumaya vaktimizin olmadığı kitaplardan derinlemesine etkilenmiş durumdayız…Diyeceğim, dünya okumadığımız ama hakkında aşağı yukarı her şeyi bildiğimiz kitaplarla dolu. Onun için de mesele bu kitapları nasıl bildiğimizle ilgili….Okumadığımız kitapları nasıl biliyoruz? Yıllar boyunca o kitaptan bahsedip alıntı yapan yığınla kitap okumuşsunuzdur ve sonunda size aşina gelmeye başlamıştır.”
 
Kitabın son bölümü ise gerçek bir sondan bahsediyor: İnsan Öldükten Sonra Kütüphanesine Ne Olur?
 
Umarım şu başı sonu belli olmayan cümleler size bu kitabı merak ettirmeyi başarmıştır. 13.5.2011
13.5.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.