KADIN HAYATLARINI YAZMAK
0
Yorum
1530

kez okundu..

KADIN HAYATLARINI YAZMAK 19.20 Nisan'da Yeditepe Üniversitesi ve KEK'in işbirliğinde yapılan program. Ben de Cumartesi ayağına dahil oldum. Sempozyum aynı anda beş oturum ve bunlardan iki tanesinin de İngilizce olarak düzenlenmiş. Anlaşılacağı üzere çok yoğun bir program. Belli ki çok emek verilmiş yurtiçinden ve dışından bir çok davetli iştirak etmiş. Bazı oturumların İngilizce olması ciddi sıkıntı. Diğerlerinde İngilizce tercüme yapılıyor da onlarda niye Türkçe tercüme yok anlaşılır gibi değil. Kaldı ki sempozyum halka açıksa dil tercihi olmamalı... Yani dersler İngilizce, konferanslar İngilizce sempozyum bari Türkçe olsun. Bu gidişin sonu Türkçeyi unuta kadar varacak gibi gözüküyor. Akedemya da bu konuda baş aktör. Bu süreç tamamlandığında artık biz de savaşmadan sömürgeleşen toplum örneğini gerçekleştirmiş olacağız sanki. Yeni neslin ‘İngilizce öğrenmek için ne zorluklar çektik daha yeni hallettik şimdi bu da nesi’ dediğini duyar gibi oluyorum. Mesele İngilizce bildiğinizi dünyaya ilan etmek değil politika veya usul meselesi. Biz de insanlar niye İngilizce öğreniyor demiyoruz tabi.Neyse o günleri göremeyeceğim için mutluyum ama gençleri çok zor bir hayat bekliyor. Akademya'nın bir başka takıntısı da sunumların metin okuyarak yapılması. Bu da dinleyicinin konsantrasyonunu bozuyor. Hatta bir katılımcı "hocasının Avrupa'da böyle yapıldığını kendisinin de öyle yapması gerektiğini ısrarla söyledi" dedi. İyi Avrupa da varsa biz de niye olmasın. Onlardan ne eksiğimiz var değil mi. " Sunumların makale formatında basılması da yokmuş Avrupa'da. Bu henüz bize gelmemiş ama kulağı kapıda gelir tez zamanda. O zaman sadece dinleyip dinleyip gidilecek veya bazı dinleyicilerin yaptığı gibi kayıt alınacak. Neyse fazla abartmamak lazım. Her bir katılımcıya 15 dakikanın düştüğü ve çok fazla katılımcının olduğu bir programdı. Hatta masaya sığmadıklarından ek sandalyelerle takviye edildi. Allah’tan katılımcılar Türk örneği sergileyerek fazla kağıda bağımlı kalmadılar. Bu da konularına hakim olduklarını gösteriyor tabi. İnşaallah sunumların kitap halini de görürüz fazla geç olmayan bir tarihte... Aslında ilk oturumda da dinlemek istediğim ve benim de ilgi alanıma giren sunumlar vardı ama ta Kayış dağına Cumartesi günü sabahın 9'da gitmeyi gözüm kesmediğinden başaramadım. İkinci oturumlar ise 14.00 başladığından tam zamanında oradaydım. Önce Tarih Yazımında Kadın ve Osmanlı oturumuna girdim. Kadınların Harem anlatıları ve Fıkıh Bağlamında Osmanlı Kadınının Hayatına Dair Trabzon Şer'iyye sicilleri örneğini dinlemek istedim. Diğer salonda da Fevziye Abdullah Tansel Günlüklerinden Otobiyografi’ye sunumu vardı o oturuma da gitmeyi planladım. Osmanlı Kadınlarının Harem Anlatılarından iki örnek seçilmiş. Zaten fazla da yok. Melek Hanım ve Leyla Saz. İkisi de aynı dönemi, aynı haremi ve fakat farklı biçimde kurguladıkları metinlerle anlatmışlar. Daha doğrusu birbirine tamamen zıt anlatı metinleri. Her ikisi de aynı sosyal statüde yani üst yapı ailelerinden. Bu açıdan da ilginç bir örnek. Melek H fazla meşakkat ve mağduriyetler yaşayan bir kadın olduğundan anlatı, haremin kendisine yaptığı haksızlık ve zulümler üzerine kurgulanmış. Leyla Saz ise daha tuzu kuru olan misali haremin güzelliği ve topluma kattığı olumlu ilişkiler, etnoğrafik bilgiler üzerinden metnini kurgulamış. İkisi de Hıristiyan melez/dönme kökene sahip. Melek Hanım babası Rum, kendisi sonradan Müslüman olmuş. Leyla Saz da Fransız baba ve Rum anneden doğma. Baba sakız adasından. O da Müslüman olarak Abdülmecid'in doktoru oluyor. Bu durum Leyla Saz'a haremin eğitim ve görgüsünden faydalanma imkanı sağlıyor. Melek h okuma yazma bilmiyor ama hatıralarını yazdırarak yurtdışında bastırmayı başarıyor. Leyla Saz’ın ise iyi bir eğitimi var. İkisi de harem kadınlarından Esma Sultan'ı anlatırlar ama çok faklı açılardan. İkisi de hatırat yazan ilk Osmanlı Kadınlarıdır. Melek H çok meşakkatli ve ızdıraplı bir hayatı vardır. Önce Mısırlı bir paşa ile evlenir ve fakat anlaşamaz boşanırlar. İki oğlu İstanbul'da kalır. Kendisi Paris'e gider. Çocuklarının elinden alınmasına çok üzülür. Paris 'te Mehmet Emin Paşa ile evlenir ondan da çocukları olur. Fakat Paşa'nın sadrazamlığı kısa sürer. Yine çocuklarının elinden alınacağı vehmiyle yalıda ki hizmetçiyle işbirliği yaparak Beşir Ağa'yı öldürürler. Bu durum onun Konya sürgün yıllarını başlatır ve çocukları elinden alınır. İşte bu dönemde hatıratını yazar Melek H. Metninde kişi adları verecek kadar cesurdur. Yaşadığı mağduriyet ve haksızlıklar metnine damgasını vurur. 1872 de ABD'de yayınlatır. Leyla Saz ise cumhuriyetin ilk yıllarında gördüğü geçmiş yaşama dair olumsuzlanan yaklaşıma tepki anlamında Cumhuriyetten sonra metnini yazar; geçmişin sanıldığı kadar kötü olmadığını açığa çıkarmaktır bir nevi amacı. Her iki metin de bütün dünyada ses getirir, inanılmaz derecede dolaşıma girer. Bir çok dile çevrilir.Leyla Saz'ın hatıratı erken dönemde gazetelerde tefrika edilir ama konjüktür uygun olmadığından ilgi görmez. 1925 de oğlu Fransızcaya çevirir ve dünyaya açılır hatırat. Ancak 2000 de Türkçe baskısı yapılır. Melek Hanım'da ise 1872 Londra, 1873 Almanca baskılarını görüyoruz. 2003 Oğlak yay basar 2005 de tıpkı basımı yayınlanır. Burada otobiyografinin burjuva adamının hayatını anlatmak üzere başlayan serüveni artık şekil değiştirerek kadın hayatlarına yöneldiğini görüyoruz. Otobiyografilerin narsiste yapısı kadınlar içinde geçerli ve fakat anlatının zemini 'ben' olunca bundan nasıl kaçılır pek de halledilen bir mesele değil henüz. Erkek otobiyografilerinde bu pek dillendirilmemekle birlikte kadında öne çıkarılması yanlış bir tutumdur. Nihayetinde savunma yapan ve kendini aklama gayesi güden kadın/erkeğin yapacağı pek fazla bir şey olmasa gerek. Leyla Saz'ın metninde ürkek, kırılgan, bilgi veren bir Esma Sultan var iken Melek Hanım’da aynı Sulta’nın entrikaları yer alır. Bu anlamda daha genel bir Harem bilgisi her iki anlatının üzerinden elde edilebilir ancak diyebiliriz. Konuşmacının metni bu minvaldeydi. İkinci konuşmacı Aslı Deliktaş ise bir tarihçi olarak Oryantalist söylemin kadını hapsettiği harem hayatının sanıldığı gibi olmadığı kandın bir çok açılardan hem hakkı hem de hareket alanı olduğunu belgeler ışığında ortaya koydu. Metnini inşa ederken fıkıh donanımını da gösterdi. Veya fıkıh bilgisini doğru yerlerden almış diyelim. Belki sorular ilginç olabilirdi ama ben diğer salona geçmiştim. Diğer Oturumdan: Ve Fevziye Abdullah Tansel'in günlüklerini dinlemek için diğer salona geçtim. Vakti biraz geçirmişim. Katılımcı çok olunca süreye daha sıkı riayet ediliyor. Sunumun son beş dakikasına yetişmişim. Ara metin Tansel'in ifadelerinden kurgulandığından bu bölümleri bir başka ses okudu. Bu da güzel oldu ve fakat masada kişi fazlalığı yaşandı. Sunum bittikten sonra da kişi yerini terk etmeyince konuşmacılar sıraya girmek zorunda kaldı. Halledilemeyecek bir mesele hiç değildi ama olmadı işte. Halide Nusret Zorlutuna'nın öğrencisi olan Tansel'in sıkıntı ve ızdırap içindeki hayatında vakur ve tevazulu duruşu öne çıktı. Bir diğer sunumda, Kamusal Alanda Misafir Olan Kadınlardı. Kadın nerede nasıl misafir ediliyor diye odaklandığınız sunum hz. Lut'un misafirlerini ve toplumunu korumak için kızlarıyla nikâhlanmaları teklifi üzerine başladı. Derida'nın koşullu, koşulsuz misafir tasnifine kadının koşullu misafirlik algısi ve dünyası bu örnekler üzerinden devam etti. Kadın kamusal alanda koşullu misafir olduğundan gel denildiğinde giden, git denildiğinde de boyun eğen bir yapıda olduğuna dair örnekler verildi. Ve fakat pek git denildiğinde gidilmediği de ortaya çıktı. Birde Tevrat'tan İhtiyar Adam hikayesi örnek verildi aynı formatta olduğuna dikkat çekilmek üzere. Kadın - doğumluluk ilişkisi yeni başlangıç imkanı üzerinden kurgulandı. Arent. Kadın evin içindekilere sürekli yeni başlangıçlar imkânı verdiği için evde asıl, kamusalda misafir olduğu algısının geliştirildiği söylendi. Ve kadın bedeninin sınırlandırılmasına dair bazı ülke uygulamalarına değinildi. Lezbiyen ve tek ebeveynli ailelerin çocuk edinme hakkına getirilen sınır ile kürtaj yasağına dikkat çekildi. Sempozyum bu gün de devam ediyor ama bu kadarı bana yeterli. Malum Pazartesi misafir olduğumuz kamusal alana açılacağız... Sonuç olarak anlaşıldı ki kamusal alanda sınırlandırılan beden ise bundan erkeğin de muaf olmadığı es geçilmiş oldu. Kürtaj kadın bedeninin sınırlandırılması ise yok edilen hayat hakkı es geçildi. Tek eş ve farklı cinsel tercihleri olan ailelerin çocuk talebinde ise tüm dünyada sperm çocukların babalarını arama serüveni es geçildi. Dolayısıyla koca dünyada değişen bir şey yok, güç kimdeyse doğru benim, dediğim dedik vesselam….Yine de güzel bir sempozyumdu emeği geçenlere teşekkürler… Nevin Meriç. 20.4.2014..... Not: bir okuyucu yazılarımın özellikle sunum yazılarının çok uzun olduğundan dem vuruyor. Bunlar dinlediklerimiz bir de kayıt alsak o zaman daha çok olurdu diyemedim tabi…
21.4.2014 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.