KADI VE FALCI
0
Yorum
1844

kez okundu..

KADI VE FALCI

 

Kadı ve Falcı Beyrutlu bir Osmanlı Kadısı’nın günlüğü. 1835 yılında kadı olmuş ama günlüğü 1843 yılının on ayını kapsıyor. Neden bu kadar kısa bir dönem olduğuna dair günlükte net bir bilgi bulunmamakta.

Kadı Ebu Halit yoksul bir aileden gelir. Aile cahil olmasına rağmen bin bir zorluklarla çocuklarını okutur ve kadı olmasını sağlarlar. Burada okumanın öneminden çok Ebu Halit’in fizik anlamında narin oluşunun etkisi ağır basmaktadır. Her ne kadar baba bu başarıyı göremese de anne bu nimetle uzun süre yaşar.

Kadının düzenli bir hayatı vardır. İki kız bir erkek babasıdır. Hafta da üç gün mahkemeye davalara bakmaya gider. Ayrıca dönemin sosyal alanlarından olan hamam ve cami ziyaretleri de haftalık rutinleri arasındadır. Dönemin önemli kişileri ve onları görmek isteyenler veya şehirdeki havadisler genelde bu mahfilerde konuşulur. ‘Bab el-Serail Hamamı insanın başkalarını görmesi ve onlar tarafından görülmesi, toplumdaki ve güçlülerin gözündeki konumunu anlaması için iyi bir yerdir.’

Kadının günlüğünden on ay gibi kısa bir süre de olsa dönemin yaşama, düşünme ve bireysel ve toplumsal algı ve inşalarına dair epeyce malumat bulunmaktadır. Bunların süreklilik taşıyan yönleri ise günümüze dair ortak tavır alışları karşımıza çıkartır.

Neden günlük yazmaya başladığını bilmiyoruz ama birkaç yerde ‘bu günlük kimsenin okumayacağı bir metin dolayısıyla her şeyi bütün açıklığı ile yazmalıyım’ cümlesi geçer. Ayrıca bütün yorgunluğuna rağmen gün sonunda günlük yazmayı ihmal etmez yoksa unutma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağından emindir kadı efendi. Bu anlamda günlük duygu ve düşüncelerinin gizlenmediği bir metindir. Dolayısıyla hem sosyal çevresindeki insan profilleri hem de görev alanıyla ilgili yaptığı işlerde duygu ve düşüncelerini olabildiğince açık yazmıştır. Tabi burada; günlüğün başkalarından gizlenen kişiye özel metinler olmalarına rağmen her yazılı metnin bir gün aşikar olacağı kuralını da unutmamak gerekir. Bununla birlikte Kadı da; geçen zamanın metne dair bilgilerin etkisini hafifleteceği ve metni geçmişin hediyesi mesabesine indireceğinin de farkındadır. Bu durumda kadı insana dair müteharrik bir duygu eşliğinde‘…bilinmek, haberdar etmek istedim’ fehvasını gerçekleştirmiş gibidir.

Kitap dönemin kent hayatı, Beyrut’un kozmopolit yapısı, sosyal ilişkiler ağı ve biçimi, kadının davaları ve sonuçlarına neden olan saikler, toplumsal algı ve biçimleri, kadın, erkek, aile, kız ve erkek çocuklarına dair düşünme biçimleri… vs şeklinde bir çok açılardan incelenmeyi hak etmektedir.

Kente dair bilgilenmelerden biri mesela; Yabancı okulların pozisyonları ve Beyrut ve havalisinde neden olduğu karışıklık kadının davalarına da yansır. Kadı yabancıların okul açmasına karşıdır. Çünkü bunlar ilmi değil birer propaganda aracı olarak işlev görmektedirler.

Kıyafet dönemin ayrışma yöntemlerinden biridir. Kadının; ‘Eskiden Beyaz Türban Müslümanların bir ayrıcalığı idi. Mısırlı hükümdarın başa geçmesinden sonra, artık başka dinden kişiler de takabiliyor… fes, redingot ve pantolonlar özellikler memurlar ve Hristiyanlar tarafından giderek daha fazla talep ediliyor..’ sözleri dönemin kıyafet üzerinden geçirdiği değişimi gösterirken takvimim İstanbul için de geçerli olduğunu düşünmek gerekmektedir.

Kitapta geçen bayram formatı da sosyal ilişkiler ağında insanın ne kadar zorlandığını göstermekte gibidir. ‘Bayram herkesin sosyal konumunu sınaması için iyi bir fırsattır. Kimin kimi ziyaret ettiği, ziyaretçilerin sayısı..vs dir. Hatta bazı önemli kişiler bu sayıyı çoğaltmak için çığırtkanlar bile kiralar. Bu çığırtkanlar sokak sokak dolaşarak o kişiye bahşedilen lütufları anlatarak ziyaretçi toplarlar.’ Bir nevi HT klüp diyebilir miyiz bilmiyorum ama dönemin reklam formatı da bu cümleden çıkartılabilir gibi gelmekte.

Günlüğün belki de en ilginç yanı kadının kadınlar konusunda duygularını da gizlemeden aktarmasıdır diyebilirim. Hanımıyla seviyeli bir ilişkisi olduğu görülürken, tercümanın hanımını görmek için bahaneler uydurması ve kadına karşı zaafını da olduğu gibi yazmaktadır. Evli veya kadı olması bu davranışlarına engel olamamakta ta ki çok ciddi ve  toplumda itibar kaybedici bir olay yaşayana kadar. ‘bu yerli Hıristiyanların şaşırtıcı adetleri vardır. Kadınları sokakta yüzlerini örtüyor ama evde yabancılar karşısında açık bırakıyorlar. Bayan Saba’nın  teni süt beyazı. Badem şeklinde siyah parlak gözleri var. kısa bir işlemeli yelek, bol bir pantolon ve geniş bir ipek kuşak giymiş, kuşağına bir de süs hançeri takmıştı. Ayağında ki küçük kırmızı terlikler çok hoşuma gitti. hemen pazara gidip evde benim için giymesi için Ümmü Halit’e de alacağım … bu günlüğe başlarken en azından kendime karşı dürüst olacağıma söz verdim. çoğu  gece bayan Saba’nın görüntüsü aklımdan çıkmıyor. Onu tekrar görmek için hiçbir fırsatı kaçırmam…  Daha sonra Bay Saba’nın; mutlu ve hayatından memnun oluşunu, karısıyla bütünleşmiş oluşunu kıskandığına yazar . Oysa kendi hanımı Ümmü Halit ile aklını ve ruhunu birleştirmeyi asla göze alamaz: ‘Onun hayatımın her anını paylaşmasına, en mahrem düşüncelerimi öğrenmesine nasıl izin veririm? Yoksa kendisini bana eşit göremeye başlar. Bu durumu kabullenip içsel yalnızlığımı sürdürmek zorundayım’ diyen kadı’nın yaşadığı sıkıntılı durum hem trajik hem de sürekliliği olan bir haldir gibime geliyor.

Kadı dönemin adetleri gereği çoğu zaman yemeklerini yalnız yer. Ta  ki toplumda ciddi bir itibar kaybı yaşayıp herkes yanından uzaklaşınca ailesinin yakınlığına ihtiyaç  duyana kadar. ‘… Ayşe’nin ortadan kayboluşundan sonra ilk kez ailemden yemek yerken yanımda kalmalarını istedim. Ümmi Halit’in yaptığı yahniyle pilavı iştahla yedim. Yemek yerken kızım Haticeye defalarca sarıldım. Çünkü beni seven biriyle temas etmenin sıcaklığına ihtiyacım vardı, tıpkı onun gibi’ derken karşı tarafın ihtiyacını kendi kaybından sonraya yerleştiren bir baba profili çizmektedir.

Kadı sosyal statünün, zenginliğin, itibarın kişinin konuşmasına da yansıdığının farkındadır. Ona göre; ‘zenginler ağır ağır, sözcüklerin üstüne basa basa, alçak sesle ve sakince konuşurlar. Sözlerinin kesileceğinden korkmazlar. Bol zamanları vardır aptalca şeyler söyleseler bile kimse sözlerini kesmez. Oysa onlar kadar şanslı olmayan diğer insanlar sözlerinin kesilmesi veya duymazlıktan gelinmesi tehlikesine karşı çabuk çabuk konuşurlar’

Kadının günlüğünden on ay gibi kısa bir süre de olsa dönemin yaşama, düşünme ve bireysel ve toplumsal algı ve inşalarına dair epeyce malumat bulunmaktadır. Bunların süreklilik taşıyan yönleri ise günümüze dair ortak tavır alışları karşımıza çıkartır.

Kitap 1843 yılında kadılık yapan Ebu Halit’in günlüğünün avukat Nabil Salah belli bir kurguyla romanlaştırılmış hali. Dolayısıyla orijinal metne dair bilgimiz yok. Ve fakat dili  çok güzel, akıcı, çok rahat okunuyor.  Güne dair tarihlendirilmeler atılmış mı , yok mu bunun da bilmiyorum; metinde parçalar … şeklinde belirtilmiş. Metnin bütünlüğünü koruma anlamında güzel bir yöntem ve fakat bu sefer de tarih -  günlük ilişkisi kopartılmış olmakta. Kadı her gün mü yazdı, haftada mı yazdı önemli olayları mı yazdı çıkartamıyorsunuz. Belki de bu yüzden kitabın ‘kurgu roman’ olarak tanımlanması daha doğru olmuştur.Kitap Akyüz yayınlarından 2002 çıkmış, baskısı bitmiş, sahaflardan bulabiliyorsunuz ancak.

Sonuç olarak güzel bir kitap. Mustafa Telhisi Efendi’den sonra okunması da iyi oldu. Böylece günlüklerin formatına dair özgünlük ve öznellik bir daha açığa çıkmış olmaktadır diyebilirim.Kitabın benim için bir diğer anlamı da bir kaç sene önce yaptığımız Beyrut gezisini hatırlatması oldu. Kitapda geçen yerleri bugün dün konseptinde öğrenmek hatırlamak ilginçti...

Nevin Meriç- 28.9.2013

 

 

 

28.9.2013 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.