I. Geleneksel Merdivenli İftar
1
Yorum
1595

kez okundu..

 

I. Geleneksel Merdivenli İftar
Bir kısım yazar ve fotoğraf çeker, din adamı/kadını (din insanı mı diyeceğiz şimdi), STK temsilcisi, sokak aktivisti ve 40'ndan sonra saz çalarak kulaklarda çok hoş nağmeler bırakacak olan yeni mezunlar dün akşam Sultanahmet'te sokak iftarında buluştu. Organizatör, iftar yerinin tarifini bir bilmece/bir puzzle şeklinde yapmıştı. Kötü bir niyeti yoktu. Yaşı 40'ın üzerindeki katılımcıları Alzheimer'dan korumak ve zihinlerini çalıştırmak istiyordu. Akdeniz Oteli ve Karadeniz Pidecisi birbirine karıştı. Grubun en geç üyesi 'meşhuuur' Akdeniz Pidecisini sorarken neyse ki halk meşhur olanın Karadeniz Pidesi olduğunu biliyordu. Her yerde merdivenlerden kaçan dostumuz iftardan önceki son bir saatini Sirkeci, Gülhane ve Sultanahmet civarındaki merdivenleri ararken buldu. Bir kısım medya  Ramazandan kareler yakalamak derdindeydi. "Sokağı aşağıdan mı çeksem yukarıdan mı? Işık nasıl?". Sosyal gözlemci STK'cı masalarda oturanların kıyafetleri ile oruçlu olup olmadıklarını denkleştirmeye çalışıyordu.
Üç yol ağzında, yüksek, havadar iftar sofrasında her şey çok güzeldi. Grup, lüks iftarlarla sokak iftarlarını birleştirerek orta yolu bulmuş, vasat ümmet olmuştu. Sultanahmet Camii'nden gelecek Ezan-ı Muhammedi bekleniyordu, özellikle biri tarafından, dakikaları sayarak.
Elhamdülillah, O'nun verdiği sonsuz nimetlerle oruçlar açıldı, Öyle bir açıldı ki … herkes çaktırmadan diğerinin tabağına artan pidesini koymaya çalıştı. Sonunda uyumlu grup bu konuda da konsensüse kavuştu; sahurda yiyecek bir şeyi olmayan kısmetli arkadaşa 5 kişilik bir sahur paketi hazırlandı.
Sofra öyle bereketliydi ki "Huzurunuzu bozmaya geldik" demesinler diye çoluk çocuğuyla gelen isteyicilerin de gönlü yapıldı.
Kendine namazlar konusunda arkadaşlık edeceği sözünü aldığı arkadaşından yediği keleğin hayal kırıklığıyla dışarıda banklarda kalan biri dışında, ekip Firuzağa Camiinde akşam namazını eda etti. 9 kişilik kadın grubunda bir fire çok iyi diyebilirsiniz ancak lütfen yaş ortalamasını dikkate alınız :)
Köyden şehre inmiş bir grup merakı ve şaşkınlığıyla Sultanahmet meydanına akmadan önce, bundan sonraki bir çığırın başlatıcısı olan ve hocamızın bizim kavrayamadığımız bir anlam yüklediği kutsal/meşhur/belalı merdivenler ziyaret edildi. Toplam 3 tane idiler ve en kritik yerde konumlanmışlardı. Tramvay  turnikesinden  çıkınca hemen orada. Tabii hayatında tramvayla seyahat etmemiş dostumuz  Cihangir, Bebek ya da Beyoğlu'ndaki  gibi tarihi  ve sayısız  merdivenler aramış; 3 sayısını ve toplu taşımayı küçümsemişti.
Hocamız, mihmandarımız  önde  Küçük  Ayasofya Camii'ne doğru ilerlerken  yazar  çeker arkadaşımız bankta oturan iki turistin fotoğrafını çekmiş, sonra da izin almadığı için vicdan azabı duyarak tanışmak  gereği duymuştu. "Where are you from?" Almanca bir cevap: "Deutschland". Bu cevaptan sonra yanındaki arkadaşının girişimleriyle kahkahalar arasında sohbet Türkçe devam etti.
Bir yandan teravihe yetişmek acele ediyor bir yandan da Sultanahmet Meydanı'nın tarihi havasını kokluyorduk. Biz görmeyeli çok şey değişmişti. Alman Çeşmesini ilk kez görüyormuş gibi hayranlık duyanlar mı ararsınız,  'onore'  edilen dikilitaşın yanına konan yenisini heyecanla bize haber verenler mi dersiniz, bir sanat eseri gibi dizilmiş kavun ve karpuz dilimlerini ağzı sulanarak izleyenler mi...
Çıkışını düşünerek inilen yokuşun sonunda "Daha önce biz niçin buraya gelmemişiz?" hayıflanmasıyla muhteşem mekana ulaşıldı. Gerçi daha önce gelenler de taa dibine gelene kadar hatırlayamadılar önceden geldiklerini ya, onca çözdükleri sudokuya rağmen.
 
Camii avlusunda kahveler içildi, camiye girerse içerdeki kadınların şerrinden korkan arkadaşımıza okuması için 3 kitap, üşürse örtüneceği örtü, içecek su bırakıp 500 lü yıllardan kalmış İstanbul'daki en eski Bizans eserine, tarihe daldı muhteşem ekip.
Gittiğimiz gavur ellerde bir taş, bir yıkık harabe için kendimizi helak ederken elimizin altındaki bu zenginliğe lakayt kalışımızı izah edememenin şaşkınlığıyla seyreyledik yüksek kubbeyi, kendini bulma için saklanılacak köşe bucak şapelleri, latince yazılarla güzel hatların kardeşliğini ...
Teravihe gelince... Mekanların etkisinin yadsınmaması gerekiyormuş gerçekten. 'İçinden' tren geçen bir teravinin geçmişinde bir de  Bizans  varsa çok hızlı ve ruhsuz bir  namaz  kaçınılmaz  oluyor galiba. İmam,  trenlerle  bütünleşmiş; mekanın da  'tevbesini'  içselleştirmemiş bir ruh yapısıyla namazla dalga geçiyor adeta. Hiçbir rekatta, değil diğer sureleri, Fatiha’yı bile takip etmek mümkün olmuyor. Artık teravih bir ibadet değil nerdeyse bir oyuna dönüşüyor ekip üyeleri açısından. 4+4'ten sonra bir 4 daha kılıp çıkalım diyor ekip lideri. Ancak bu karar imama nasıl ulaşıyorsa bilinmez bir daha hiç selam vermiyor imam: 4+4+12 gibi değişik bir versiyonla tamamlanıyor maraton. O kadar çabuk bitiyor ki sadece 3 kere geçiyor bu arada tren, bizi sarsıp daha hızlısı da var merak etmeyin diyerek.
"Ben sizi karşıya bırakırım" diyen arkadaş gelmeyince taşralı dostlar ayrılmak zorunda kalıyorlar taksiyle, yokuşu da bahane ederek.
Hipodromun alt ucu üzerine tarihi sohbetler yapılırken yokuş bitiveriyor ve Mehter Takımının sesi duyuluyor gümbür gümbür; "Neslin deden, ceddim babam ..." Çocukluğuna gidiyor ekipteki kardeşler, deve üstündeki kös çalan adamı evlerinin kapısının önünde coşkuyla izledikleri günlere...
Saat 12 00'de tramvayda kızlarını bulundukları iftar davetlerinden alma planları yaparak ya da kapının önünde daha geceye yeni akmaya başlayan oğullarına tekmil vererek asli görevlerine dönüyor aykırı, muhteşem ve maceraperest kadınlar: Annelik
Dostlar güzel bir geceydi; güzelliği, dostluğu, muhabbeti satırlara aktarmak mümkün değil. Bu yazdıklarım sadece bir not, gelecek geleneksel merdiven iftarları için.
Bu yazıya ait görselleri yazar çeker arkadaşımızdan bekliyoruz.
Gel-e-meyenler; bu bir nispet değil paylaşımdır. 15.8.2011 Havva Sula
19.8.2011 tarihinde yazıldı..
Havva Sula

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder
 
selam.. namazın ruhsuzluğunun Bizansla bir alakası olduğunu sanmıyorum. Bilakis bizanstan itibaren gelen maneviyat Küçükayasofya şeyhiyle ileri düzeye çıkmış ki bugün namaz kıldıran imama rağmen o mekandan ayrı bir lezzet, letafet alınıyor ve sürekli bir davetin içinde buluyor insan kendini...
nevder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.