Hira’da Hz. Peygamberin Kabe’ye nazarlarını düşünerek hikayeyi canlı tutmayı deniyorum. Nevin Meriç
0
Yorum
1980

kez okundu..

Hira’da Hz. Peygamberin Kabe’ye nazarlarını düşünerek

hikayeyi canlı tutmayı deniyorum. Nevin Meriç

 

           Hira_dagi  İnsanoğlu dünyanın merkezini merak etmiş durmuş ve kendi zaviyesinden bazı yerler belirlemiş. Kabe dünyanın merkezi mi bilmiyorum ama kalbi olduğu kesin. Yeryüzünde böyle yerleşim yeri yok. Üstelik gökyüzüyle de bağlantılı. Kabe’ye her baktığımda yukarıya doğru devam eden halkada melekler de tavafa katılıyor.

            Bir fotoğraf çekmişler. Görünce ürperdim. Kabe ve etrafında herkes secdede. İşte hayatın anlamı dedim. Gerçekten çok derinlikli bir resimdi. İnsanın yaratılış gayesini yansıtan bir fotoğraf. Bilemiyorum ama burada hep tavaf yapmak içimden geliyor. Yorulmasam sürekli döneceğim. Burada ‘raciun’ kelimesi vücut buluyor sanki. Tavafın seyri içinde devam ederken en çok baston sesinden etkilendim. Yaşlı bir çift bastonlarına dayanarak tavaf yapıyorlar. Yukarı da güneş en dik ışıklarını indiriyor, metaf nispeten daha sakin. Belki de bunu gözettiler. Gözler kapalı, diller lâl olmuş, kalp hun, ortalık hüzün kalpli. Herkes yalvarıyor, maddi manevi talepler de bulunuyor. Bazen de sevinmek gerektiğini düşünüyorum. Burada olmak çok güzel bir nimet, bunun mutluluğunu da ihya etmeliyiz değil mi, önce şükredelim, hamdedelim hüzün zaten bizimle…

            Gece üç gibi kalkıp Hira’ya çıkılacakmış. O kadar geldim hiç çıkmamıştım. Görevden bu gibi detaylara vakit kalmıyordu. Bu sefer ben de çıkacağım diyorum. Mümkün olduğu kadar dinlenmiş olmak için yatsıyı kılıp tavaf yapmadan otele geldik. Ve gece belirlenen saatte otelin önündeyiz. Ekip de iyi herkes hazır. Kimse kimseyi bekletmiyor. Oysa bu gibi organizasyonlarda en büyük problem beklemeler olurdu. Ve tekbirler Hiraya doğru yol alıyoruz. Bir önceki gün eteklerine kadar gelip göstermişlerdi. Bunu çıkamayacak durumda olan yaşlılar için yapıyorlarmış. Gerçi bizim grupta bu durumda kimse yok ama programa uyma gereği  o da yapıldı. Diğer kafilelerde gelince Hiranın eteği küçük bir Türkiye olup ana-baba gününe döndü.  Erzurum, Adana, Antalya, Sivas… vs hatırladıklarım.

            Bu sefer zirveye çıkacağız inşallah. Ve otobüsün park edeceği bölgeye geliyoruz. Hiranın eteği yerleşim alanı. Evler, mahalleler var. ve tabi dükkanlar. İnsan nerede ticaret orada değil mi… otobüs bayağı geride duruyor. Yokuş buralardan başlıyor daha dağın eteğine gelmeden yorulduk. Hem çok dik hem de uzun. İstanbul’un sahile inen dik yokuşlarını andırıyor. Ama daha zirveye çok var, yorgunluğu akla bile getirmeden ilerlemeye devam ediyoruz. Ayşe Hümeyra Hanım çok erken dönemde çıkmış. Bir saatte çıkıp üç saatte indim demişti. O zaman yollar yapılmamış, bayağı çetinmiş. Şimdi öyle değil, trabzanalı merdiven yapmışlar. Oldukça da geniş. Rahatça birkaç kişi çıkıp inebiliyor. Buna rağmen çıkmak çetin bir iş. Merdiven dağın dikliğini gidermiyor, çıkışı rahatlatıyor. Epey yol aldık, grubun önündeyiz. Durursam ilerleyemem diye korkuyorum. Su içmemi tavsiye ediyorlar ama o da bana yaramıyor. Dolu bir mideyle hiç çıkamam. Benim için durak zirve o yüzden dinlenmeden, ara vermeden ama yavaşlayarak da olsa devam etmeliyim.

Saat dört oldu. her taraf ışıl ışıl. 3 de hiraya gideceğimi söylediğimde bazı kişiler karanlıkta niye gidiyorsunuz demişti de kaygılanmıştım. Allah’tan o akşam Harem’de akşam namazında yanıma düşen hanım gece Hira’ya çıktıklarını ve her tarafın ışıl ışıl olduğunu söylemişti. Gerçekten de öyle. Kaldı ki bizden önce gelenler de var. Kim mi, tabi ki İranlılar. Doğrusu yine mi siz demeden kendimizi alamıyoruz. İranlılardan bize fırsat kalmıyor. Üstelik lastik terliklerle dağa tırmanıyorlar. Sırf Hira için aldığım ayakkabıyı düşünüce gülümsüyorum. Hoş ben de giymedim ama epey enerji sarfettim. Oysa hiç de gerekmiyormuş.

Hala tırmanıyoruz. Öndeyiz ama zirvede ufukta görünmüyor. Artık trabzanalar bitti. Hepten dayanaksız kalıyorum. Emekleyerek çıkmak gerekecek ama o da hoş değil. Her adımı dikkatlice tartarak ilerliyorum. Sendelersen yandığımın resmidir. Oysa çok yoruldum. O kadar dağa tırmandım bu kadar zorlandığımı hatırlamıyorum. Cebel-i Musa’nın yanında Hira küçük bir tepe. Bu gibi işler geciktirilmemeli ama ne yapacaksınız nasibin zamanını insan tayin edemiyor. Gücümün son kısmıyla ilerliyorum artık iyice yaklaştık ve zirvedeyim elhamdülillah. Abdestlere halel gelmeden sabah namazını kılalım istiyorum. Gerçi cemaat olunacak dendi ama burada cemaat yapılacak boşluk göremedim. Orada sergilerin olduğu bir bölüm vardı. Sahibi uyuyor. Hemen seccadelerimizi serip namaza duracaktık ki o da ne tahta oturakların altından kediler çıktı. Hiç sevmem. Hemen seccadeleri topluyor kedileri göndermeye çalışıyorum. Neyse fazla direnmediler yine yerlerine gidip uykularına döndüler. Demek ki biz onları rahatsız etmişiz de ne var diye gelmişler sanki. Kedi fobisinden namazı biraz hızlı kılıyoruz. Oysa Hira’da daha düzgün bir namaz olsun isterdim.

Hz. Peygamberin inzivaya çekildiği yer biraz aşağı da. Yukarıdan bakıldığında küçücük oyuk İranlı, Türk bir çok umreciyle dolu. Bir ara niyetlenip oraya gitmek için birkaç basamak iniyorum ama sonra çıkmasını düşündüğümde bu yorgunlukla başaramayacağımı anlıyorum. Hem dediğim gibi çok kalabalık. Nasıl olsa içeri giremeyeceğim diyor vazgeçiyorum. Zirvede güzel bir yere konuşlanıp tespih ve duaya duruyorum. Kabe bütün haşmetiyle karşımda. Hz. Peygamberin neden burayı seçtiği çok aşikar. Hira’da Hz. Peygamberin Kabe’ye nazarlarını düşünerek hikayeyi canlı tutmayı deniyorum. Bu çok daha güzel oldu. 35 yaşından itibaren sürekli artan gün sayısınca Hira’da ibadete, tefekküre duran Hz. Peygamber belleklerden hayata geçti sanki. Tefekkür, tezekkür, rahmet, mağfiret onun nazarlarından insanlığın kurtuluşuna vesile oldu. Orada epey vakit geçiriyorum. Tavaftan sonra umrenin en önemli anlarından biri de buradaki vakit oldu. bir daha çıkabilir miyim bilmiyorum. Hira’ya çıkarken, bir daha çıkamayacağımı ve böyle bir ibadetin olmadığını düşünerek de çıkmamayı meşrulaştırmıştım ama şimdi o manzarayı, lezzeti hatırladıkça, tekrar yaşamak gerektiği düşünüyorum. Bakalım kısmet. Önce nasip olana şükredelim… Kuran’ın ‘ne kadar az şükrediyorsunuz’ hitabı sürekli zihnime takılıyor. Gerçi her yer için geçerli ama ne bileyim bu mekan ve saatler şükrün zirvesi gibi geliyor. Artık gün ışıdı. Güneş çıktı. Bizim de inme vaktimiz geldi. Yavaş yavaş inişe geçiyoruz. İnmek çıkmaktan daha kolay tabi. Hele trabzanalı bölüme geldiğimizde hızla iniyorsunuz. Aşağıya indiğimizde daha tekrar bakıyoruz. Masa gibi görülüyor. Önce dik bir bölüm ve masanın üstünden devam eden ikinci kısım. Neden zirvenin bu kadar uzun olduğu şimdi daha iyi anlaşıldı. Neyse grup da geldi. Otobüslere binip mekana doğru yol alıyoruz. Bu sabah çok güzel bir an yaşadık. Hira’da insanlığın Peygamberini kendi çapımızda yaşamaya çalıştık. Çok da güzel oldu. Kurtuluşun sabır ve meşakkatle içkin yani bir kez daha açığa çıktı. Kazanmanın çok da kolay olmadığını tekrar anladık. Ne demişler ‘aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır’. Hz. Peygamber aradı, çok çalıştı, çabaladı ve buldu. Onun izinden gidenlerden olursak bizim de bulacağımız kesin. 24.8.2010 Nevin Meriç

17.4.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.