HEKİM-NOAH GORDON
0
Yorum
490

kez okundu..

 HEKİM-NOAH GORDON

OCAK-2020

Noah Gordon’un 1985 yılında basılan 734 sayfalık romanı. Bu kadar kapsamlı ve hacimli kitabın yazılma sürecinin de beş –on seneyi bulacağı tahmin edilebilir. Ayrıca bilgisayar ve internet imkânlarının henüz başlamadığı düşünüldüğünde yazmak için verilen emeğe şapka çıkartılır ki bunu da ancak tutku sahibi bir yazar yapabilir. Kurgunun ötesinde sırt yazmanın bile ne kadar çok meşakkatli bir süreç olduğuna dikkat çekmek istedim. Sayfa adedinden de anlaşılacağı üzere içinde oldukça zengin malzemeler bulunmakta.

Kitap 11. Yüzyılda geçmekte, dolayısıyla tarihle içiçe bir toplumsal hayatın akışı sunulmuş İngiltere’den İsfahan’a kadar. Yol güzergâhında bulunan ülkeler, halklar, dinler ve tabi kullanılan araçlar da o dönemi karşımıza çıkarmakta. Vasıta olarak gemi, sal, at, deve kullanılırken, yolcuğun güvenlik anlamında bir kervana dâhil olarak yapılabileceği karşımıza çıkıyor.

Coğrafya anlamında, Fransa, Almanya derebeylik zamanı… İstanbul henüz Konstantin ama Üsküdar alınmış, camiler birer süngü gibi algı oluşturuyor karşıdan seyredenlerde…

Henüz dokuz yaşındayken öksüz ve yetim kalan roman kahramanı Robert Jeremy Cole’nin hekim olmak için verdiği mücadelenin anlatıldığı bir roman ki ancak tutkusu olanın başarabileceği bir iş olduğu ince ince işlenmiş.  O yıllarda sağlık alanında, okuyucular, berber-cerrahlar ve hekimlerin olduğu anlaşılıyor ve Batı dünyası bu alanda çok gerilerde. Henüz bir hastane ve hekim yetiştiren kurumları yok. Bu açıdan roman kahramanı İngiltere’de bir berber cerrahın yanında uzun yıllar bulunduktan sonra hekim olmak sevdasıyla İbni Sina’nın yaşadığı İsfehan’a gitmek için yola çıkıyor. Ama dönemin uygulaması gereği  bir Hristiyanın Müslümanlardan bilgi ve diploma alması aforoz sebebi olacağından Yahudi kılığına giriyor ve bundan sonraki hayatı tekrar İngiltere’ye dönene kadar Yahudi olarak geçiyor. Bunun için verdiği mücadele ve yaptıkları da enteresan ve herkesin harcı olamayacak işler…

Berber-cerrahlıktaki becerisi ona hem maddi hem de korunaklı bir imkan sağlıyor. Kudüs’e giden bir kervana dahil olarak İstanbul’a kadar geliyor ve sonrada Doğu’ya giden birkaç kişilik Yahudi gruba dahil olarak yoluna devam ediyor. Tabı İsfahan’da Farsça konuşulduğu ve İbni Sina’nın eserlerini farsça olduğu için kervandaki Yahudilerden birisinden bu dili öğreniyor.

İsfehan’a geldiğinde İbni Sina’yı bulması çok kolay olmuyor hatta çok zor oluyor, hapse atılıp sınır dışı edilecek iken bir biçimde Sultan’ın dikkatini çekerek Maristan/hastane ve tıp derslerine dahil oluyor. Derslerin tıp yanında dini ilimler ve felsefeyi de kapsaması dönemin perspektifini göstermesi açısından olağanüstü.  Diğer dinlerden de olsalar herkes aynı derslerden sorumlu oluyor ve birçok ayet –hadis ezberliyorlar.

Birçok meşakkatlerin de üstesinden geldikten sonra bir hekim olarak İsfahan’dan ayrılıp İngiltere’ye geldiğinde de kırmızı güllerle karşılamıyorlar. Öncelikle Müslümanlardan eğitim aldığını söyleyemiyor, hastane benzeri oluşumlar olmadığı gibi fikri bile çok uzak geliyor, İngiliz hekimler Doğu işi diye küçümsüyor. Sonunda ancak İskoçya’da her şey ve herkesten uzak eşinin çiftliğinin iki-üç odasını hasta bakımına ayırarak hayatını güvenli bir biçimde sürdürüyor.

Tercüme olarak başarılı sayılmakla birlikte  okurken göze ve kulağa takılan cümlelerde fazla. Özellikle devrik ve kısa cümlelerde. Bir de seccadeye dua halısı dendiği cümle var ki tercümeyi mevcut kültürel atmosferin çok uzağına fırlatıyor.  Oktay Etiman gibi tecrübeli ve ehil tercümanın bu tercihini zihinsel bagajların yansıması olarak değerlendirebiliriz... 

Sonuç olarak insanın serüveni kendini bulmak, keşfetmektir. Roman kahramanı da bunu yapıyor. Toplumsal şartların hazır olmamasının, tutkusu olan insanlar için çok da önemli olmadığı ve insan eyleminin yine insana hizmetle toplumsal faydaya dönüştürüldüğünde huzura erileceği karşımıza çıkıyor. Bir diğer ifadeyle roman kahramanının işine asılmak için gösterdiği performans ve sabrın binde biri yapılsa, bireysel ve toplumsal huzurun çok yakın olacağını düşündürüyor diyebiliriz.

Nevin Meriç - 20.2.2020

20.02.2020 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.