HASTANEDE OKUNANLAR- 2
0
Yorum
1614

kez okundu..

 

 
HASTANEDE OKUNANLAR- 2-   
  1. ESMA-İ HÜSNA, İbn Kayyım el-Cevzi
 
Esma-i Hüsna ile ilgili okuduğum pek çok kitap arasında hatırımda bir iz bırakmamış olması ve okur okumaz da uzun süre lazım olmayacağını düşündüğüm kitaplara yaptığım gibi tavan arasındaki depoya kaldırılmış olması ( bu yorumu yazmak üzere tekrar bakmak için aradığımda onu kitaplığımda bulamadım, bu da onun depoya gönderildiğini gösteriyor) size bir fikir vermiştir deyip geçiyorum.
 
 
  1. İSTANBUL HATIRASI, Ahmet Ümit
 
Ahmet Ümit’ten okuduğum ikinci kitap bu. İlkini (Kavim) okuyunca değmediğine karar verip bir daha Ahmet Ümit kitaplarına dönüp bakmamıştım. Bu kitabını ise hem üzerine çok konuşulunca hem de hastane hediyesi olarak getirilince, esma okumaları arasında beynimi dinlendirmek üzere haydi okuyayım dedim.
 
Bu arada, aynı zaman süresinde birden fazla kitabı paralel olarak okuduğumu söylemeliyim sanırım. Bunun “dinlenmek iş değiştirmektir” ilkesine uygunluğu yanında hatırlama özürlü olan benim gibi kafası karışıklar için “neyi nerde okumuştum, kim söylemişti” gibi bir yan etkisi de var ama buna rağmen vazgeçemediğim bir alışkanlık. Alışkanlık deyimi zayıf kalır, pek çok hiper aktifte görülen bir kişilik özelliği.
 
Neyse gelelim “İstanbul Hatırası”na. İstanbul tarihinin, polisiye bir öykünün ve olmazsa olmaz arabesk duygusallığın ördüğü metin, malzeme üzerinde çalışılmış ama aceleye gelmiş bir Yeşilçam senaryosuna kurban edilmiş izlenimi bıraktı bende. O kadar malzeme toplanıp yazmak üzere masaya oturulduğunda, kurgu daha ustaca planlansa (zekice diyecektim de yazara ayıp olmasın diye vazgeçtim), metin aceleye getirilmese ve biz de dört başı mamur bir kitap okusak olmaz mı? Olmaz. Çünkü bir dudağı yerde bir dudağı gökte kitap piyasasını habire ağzına hızlı hazırlanmış kitaplar tıkıştırarak doyurmaktır amaç.
 
 
  1. MANZARANIN PARÇASI, Orhan Pamuk
 
Bu kitapla beni tanıştırdığın için teşekkürler Sare. Yazarın İstanbul kitabını da aynı zevkle okumuştum. Daha evvel uzun uzun tanıttığım için sadece hastanede yatarken okunduğunu belirtmek üzere buraya aldım.
 
 
  1. KUR’AN-I KERİM
 
Yirmi dört günümü hastanede geçireceğim kesinleştiği zaman bu dönemi Esma-i Hüsna derslerine hazırlanmak için kullanmaya karar vermiştim. Daha önce var olan ders notlarını zenginleştirmek amacıyla Esma-i Hüsna’nın Kur’an-ı Kerim’de hangi konularda hangi kalıplarda geçtiğini tespit etmek üzere Kur’an’ı baştan sona bu bakış açısından okumaya başladım. Hem bir hatim indirmiş hem de esma hakkında çalışmış olacaktım. Suat Yıldırım Hocanın “Kur’an’da Uluhiyet” kitabında benzeri bir çalışma yapılmıştı. Fakat benimkisi daha ziyade nefsin arındırılarak tekamül ettirilmesi anlamındaki kişisel gelişimi hedefleyen, nasıl demeli, daha basit ama daha özel ve daraltılmış bir alanda olduğu için benim açımdan daha değerli bir çalışma oldu.
 
 
  1. NE KİTAPSIZ NE KEDİSİZ, Bilge Karasu
 
Orayı burayı karıştırırken rastladım Bilge Karasu’nun ismine. Herkes pek bir methediyordu. Olmazsa olmaz okunacaklardan diyordu. Deneme yazıları okumaya ağırlık verdiğim günlerde aldım bu incecik kitabını (94 sayfa). Nedense defalarca başladım ama sonunu getiremedim. Hep araya bir şeyler girdi. Acil okunacaklar, çalışmalar, derken hep olan bu mütevazı kitaba oldu. Ama hastaneye giderken kararlılıkla koydum çantaya onu. Hastanede de acil işler çıkacak değildi ya. İnadım inat bu sefer okuyacaktım bu sevimli kitabı. (kapağında, başını açık bir kitabın sayfaları üstüne koyup uyumuş bir kedinin resmi var.)
 
Sekiz yazıdan oluşuyor kitap ve bunlardan birincisi Gösterge dergisinin ‘yazarın kitapla ilişkisi’ üzerine sorduğu soruya verilen cevaptan oluşuyor ve başlığı “Ne Kitaplı Ne Kitapsız”. Evet, ellerimi ovuşturduğumu görüyorsunuzdur burada. Çünkü okuma üzerine yazılanlara özel bir düşkünlüğüm var.
 
Bu ilk yazıda bana ilginç ve önemli görünen cümleler:
“Birçok kitabın, yazar kaç yaşında yazmışsa o yaşta okunması galiba pek yerinde olur.”
“..metin sizi uzun ya da kısa süre besleyip yaşattıysa, ondan da kopmasını öğrenmek gerek. Özümlediğinizle yetinebilirsiniz.”
“..en çılgın çeşitliliği içinde okumalarımı sürdürmemek, usumdan geçirebileceğim en büyük “olmazlık”.”
 
İkinci yazıda “roman sanatı” üzerine düşündüklerini, üçüncü yazıda da “dil ve iletişim” üzerine kaleme aldığı esaslı fikirlerini öğreniyoruz. Bu yazıda anlamanın ve anlaşılmanın problemlerini ele alırken ne kadar anlaşılır olduğuna dair bir örnek:
“İnsanların “anlamadıklarını bilmeleri ama anlama yolunda hiçbir çaba harcamamaları” durumu ile,”hiç anlaşamadıklarını anlamamaları, buna karşılık karşılarındakini anladıklarına, kendilerinin de karşılarındaki insanlara apaçık şeyler söylediklerine sarsılmaz bir inanç beslemeleri” durumu karşı karşıya getirildiğinde, kötüler arasından en az kötüsü diye hangisini seçmeli ki?”
 
Dördüncü deneme uzun uzun “yeni”den ve “yenilik”ten bahsediyor. Bu denemede bir yandan “yeniliğe açık” olanlar, “yenilikçi” olanlar, “tutucular” ve “ilerlemeciler”, “özgünlük” gibi “yeni” ile ilgili olabilecek durumlar ve kişiler ele alınırken bir yandan da tarihçi/eleştirmen mukayesesi yapılıyor. “yeni” karşısındaki tutumlarını ortaya koyan guruplar arasındaki esnekliği de “ilerlemecilerin tutucusunu tutucular, tutucuların ilerlemecisini ilerlemeciler arasında düşünmek daha doğru olur” diyerek vurguluyor.
 
“Cinayetin Azı Çoğu” ve “Bir Hayvanla Yaşamak” başlıklı yazılarında isimlerinden de anlaşılacağı gibi evcil hayvanlar ve sokak köpeklerinin katledilmesi üzerine fikirlerini serdediyor bir hayvan sever olarak.
 
“Dostluk”tan bahseden yedinci yazı aynı zamanda “yazmak” üzerine yazılmış bir deneme de sayılabilir. İlişkiler üstüne felsefi bir deneme de sayılabilir, yazarın demesiyle, yazılması eper zaman almış olan bu deneme.
 
Ve son olarak yazarın 50. yaşı üzerine bir metin taslağı ile tamamlanıyor kitap. İyi okumalar.
 
 
  1. ESMA-İ HÜSNA ŞERHİ, İmam Gazali
 
İmam Gazali’nin bu kitabı bilhassa iki açıdan iyi ki okumuşum dedirtti bana: birincisi, giriş bölümünde, anlamak için birkaç kez okumak gerekse de, tekamül sürecinde esma-i hüsna’nın yardımını anlattığı kısım. İkincisi birincisinden de değerli benim için: kitabın sonunda her bir esmanın hangi hacetler için ne kadar ve nasıl okunacağını anlattığı bölüm. Çünkü bu konuda her kafadan bir ses çıkıyor, ama güvenilir bir kaynağa dayanarak “şudur” diyemiyor insan. Vebali Gazali’nin boynuna olmak üzere bu bilgiyi de ders notlarıma ekleyerek rahatlamış oldum.
 
İbn Arabi gibi vahdeti vücutçuların esma hakkında yaptıkları birbirinden ilginç yorumlar var ama Gazali’nin nispeten mutedil bir tasavvufçu olması onun yazdıklarını daha bir gönül rahatlığıyla kaynak göstermemize yarıyor. Allah bu ümmetin yetiştirdiği alimlerin yerlerini boş bırakmasın. 3.4.2011 Fatma Bayram

 

26.4.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.