FEVZİYE NUROĞLU- FEVZİYE ABLAMIZ
0
Yorum
614

kez okundu..

FEVZİYE NUROĞLU- FEVZİYE ABLAMIZ

Bu senenin  Ramazanı vefatlarla başladı. Ramazan arefesinde Akif Emre’yi Fatih Cami avlusundan uğurlarken bir hafta sonra yine aynı mekanda yine aynı şekilde Fevziye Nuroğlu için bulunduk. Musa Akbal’ın dediği çıktı; kapı açıldı ve önden gidenler mekan değiştirmeye başladı.

Fevziye Nuroğlu yetmişli- seksenli yıllarda İstanbul özelinde İslami heyecan ve hareketin simge isimlerindendi. Sadece hareketle kalmadı bu işin eğitimle olacağını söyleyip okullar da açtı.  Bitmek tükenmez bir heyecanı ve konuşurken bütün yüzünü kaplayan kırmızılığı hiç unutmayacağım.

İlahiyatı yeni bitirmiş kamusal alana açılma temrinleri yaptığımız günlerdi. Biz karşı yakanın mahrum gençliği Beyazıt- Fatih aksındaki hareketten nasibimizi almak için geçerdik karşıya.  Fatihte bugün için ufak o gün için nimet sayılacak bir evin salonunu dolduran bir çok  genç kıza yaptığı konuşmasıyla tanıdım Fevziye Nuroğlunu. Aracı da bir kermeste tanıdığım Ayşe Sula’ydı. Daha sonra çevre genişledi ve Fatih iyice ağırlığını hissettirmeye başladı. İslami kadın hareketinin de merkeziydi.  Suffa ekolünün kurucusu Sabiha ve rahmetli Süreyya hanımlar ve onların birkaç sene büyüğü Fevziye Nuroğlu dönemin etkinliklerinde hep ön sırada hatta ilklerdendi.

Tek tük de olsa  üniversitelerde başörtülü kızlar bulunuyordu o yıllarda. Onlara yardımcı olmak yanında sayılarını çoğaltmak ve eğitimin dini ayağını ikmal etmek için de canla başla çalışıyordu bu ekip. Şimdilerde bir çoğumuzun kullandığımda acaba nasıl anlaşılır kaygısı taşıdığımız ‘cihad’ kelimesi, gündelik  dilde  en çok söylenen kelimeydi.

Cihad ve mücahide kelimelerinin ete kemiğe bürünmüş aksiyon kadınlarıydılar. Bir nevi ‘mahşerin üç atlısı’ desem diğerleri dışarıda kalır diye üzülürüm. Ama ben onları tanıyordum. Dediğim gibi karşının mahrum çocuklarından olarak ve kent hayatının sınırlı imkanlarıyla o kadar oluyordu.

Seksen ihtilali bir balyoz gibi bu gelişmeleri etkiledi. Başörtüsü yasakları başladı. Önceleri kızlar - erkekler sonraları sadece kızlar o yılların ağır ve zor şartlarında taviz vermeden ayakta kalmanın yollarını aradılar ki Fevziye Nuroğlu ve diğer ablalar her daim yanlarındaydı. Eylemler, şehir şehir vatandaşa dertlerini anlatmalar bir nevi başörtüsünün toplumla tekrar kavuşması barışması gibiydi. Dr. Ayşe Hümeyra Öktem’le tek başına ve tabi sessizce başlayan dini duruşla toplumsal alanda var olma mücadelesi, Şule Yüksel Şen’ler de sesli hale gelmiş ve devamında gruplar halini almıştı. Davanın kadın aksiyonerleri gece gündüz demeden çalışıyorlar, bir taraftan kendilerini/davalarını topluma anlatırken bir taraftan da ideallerini gerçekleştirmek için neler gerektiğini öğreniyorlardı.

Yapılanan haksızlık ve maduriyet yanına yoksunluk da eklendiğinde yeni şehirli nüfus buna direndi ve hem dindar hem de eğitimli olarak kamusal alanda yer almanın gerekliliğini açığa çıkınca da bunu gerçekleştirmek için kurumlar açmaya başladı. Kur’an Kursları adı altında aslında okul eğitimi yapılmaya başlandı. Halkın teveccühü ise had safhadaydı. Toplumsal açlık en ufak bir hareketlenmeyi değerlendiriyor ve gönlünü de çabasını da ortaya koyuyordu. Dindar ve eğitimli bir genç kadın/erkek nüfus çoğalıyordu. Tabi ciddi meşakkat ve emeklere rağmen.

Yedi sene Kur’an Kursu’nda oku bir o kadar da dışarıdan bitirmeye yap o dönemin dindar genç kadın nüfusunun en farık özelliğidir. Bir halk hareketi olarak da değerlendirilmelidir. Bu hareket hem İmam Hatip Okullarının çoğalmasına hem de kızların eğitim almasının yolunu açmıştır. O zamana kadar kız çocuklarını okutmayan dindar kesim bu okulları sahiplendi ve kız çocuklarının eğitimi normalleşti. Süreç dindar genç kızın üniversite eğitimi almasının da yolunu açmıştır. Bu da kamusal alanda dindar kadınların çalışmalarına imkan sağladı. Bir anlamda cumhuriyet dönemi dindar kadınının kamusal alan mücadelesi izlenirse, kilometre taşı olacak simge isimlerden biri de Fevziye Nuroğlu’dur.

Onun jenerasyonu aynı zamanda bir ‘hidayet’ kuşağıdır. Hiçbir dini bilgilenmenin olmadığı, olana dair işaretlerin tiye alındığı dönemde hidayet kuşağı doğdu ve bayrağı ele aldı. İşte bitmez tükenmez enerji, cihat ruhu biraz da oradan gelmektedir bana göre. Bunu besleyen yurtdışı gelişmeleri de yadsımayız. Bunlar ülkede olanları hem besledi hem de şekillendirdi.

Neyse metin cumhuriyet sonrası dindar genç kızın kamusal alan serencamı olmadığından daha fazlasına gerek yok diye düşünüyorum. Nihai planda bir taziye yazısı için yola çıktık. Bugünün yaşam tarzına dönüşen teknolojilerden hemen hemen hiç biri yoktu -elektrik vardı tabi o kadar da değil- ama haberleşme, hareket ve çaba için ortaya konan yürek üst düzeydeydi. Günümüz gençlerin bilemeyeceği bir durum. Peki o hareket şimdiler de sosyal medyaya evrildi diyebilir miyiz?… 

Tasavvuf değil ama gönül hareketi, cemaat değil ama grup hareketi başka nasıl anlatılır bilemiyorum ki yaşadığımız dönemin naifliğini. Hale bakın ne cemaat kelimesini ne de tasavvufu kullanamaz olmuşuz kırk açıklama yapmadan. Kirlenme bu boyuta ne zaman nasıl ulaştı, gönüller hangi ara nasıl karardı bilemiyorum. O dönemin cihad ruhu çok yara aldı, kırgınlıklar had safhada ilginçtir para da … Sonra ki süreçlerde  bir de 28 Şubat silindiri geçti yine dindar kadının kamusal alanda var olma mücadelesinin üstünden. Bu sürede açılan okullarda toplumsal hareketin içinde daha sakin ve fakat kesintisiz devam ediyordu Fevziye Nuroğlu.

Ta ki 1Haziran 2017 ye kadar. Haber sahur gibi sabahın ilk ışıklarında geldi. Fevziye Nuroğlu dünya yolculuğunu tamamlamıştı. Bize de razı olup uğurlamak kaldı son vazife olarak. Vefat ettiği günün ikindi namazı sonrası Fatih Cami avlusu cenaze namazını kılmak için gelen kadın cemaatle doluydu bu sefer.  Bu beklenen bir durum olmakla birlikte Yasemin son yıllarda kadınların, cenaze namazına katılımında ki artan ilgiye dikkat çekti. Geçenlerde Mahmut Efendi cemaatinden bir vefat vardı. Cenaze namazına kadınlar gelmez diye gitmemiştim. Sonradan demezler mi ki ooo biz mezara bile gittik. Şaşırdım kaldım dedi. Birkaç sıra erkek de vardı tabi. Bu davanın takipçileri olarak son vazifelerini yapmak için gelmişlerdi.

Fevziye ablamız Eyüp Sultan mezarlığına defnedildi. Ben gitmedim ama sonradan paylaşılan resimlerden orada da hanım cemaatin fazlalığı görülüyordu.  Daha çok dua makamında olarak tabi… mekanı cennet derecesi âlî olsun biz ondan razıyız Allah’da razı olsun.

Nevin Meriç 

2.6.2017 

 

14.7.2017 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.