DİN HİZMETLERİNDE ADAB-I MUAŞERET
0
Yorum
48

kez okundu..

 

DİN HİZMETLERİNDE ADAB-I MUAŞERET

Âdâb iyi ve güzel olanı ifade eder ki insan için en önemli değer de budur. İnsan sosyal bir varlık olduğundan bir arada sağlık ve huzur içinde yaşayabilmek âdâb-ı muâşeretle mümkündür. Bir başka ifadeyle âdâb-ı muâşeret, insan olmanın bir gereğidir. Halk dilinde görgülü olmak da âdâb-ı muâşereti ifade eder. İbn-i Haldun’da insan tab’an medenidir derken bu noktaya dikkat çeker.

Âdâb-ı muâşeretin öğrenildiği ilk eşik aile ve sosyal çevredir. Süreç okul ve kurumsal yapıyla devam eder. İnsan sosyal hayatta, çalışma hayatında bir biçimde bulunduğu her türlü hal ve şartta kendisi hakkında olumlu düşünce ve tavırların geliştirilmesi âdâb-ı muâşereti içselleştirmesiyle mümkündür. Bu anlamda âdâb-ı muâşeret karşılıklı işleyiş içinde gelişirken birlikte yaşamın kalitesini artırır. Âdâb-ı muâşeret yokluğu da tersi durumlara neden olur.

Âdâb-ı muâşeretin bir başka gösterge alanı da “kadın” ile kurulan ilişki biçimidir. Batılılaşmayla kadının kamusal alanda daha fazla görünür olması, kadın-erkek ilişki biçiminde de değişime  neden olmuştur. Bir diğer ifadeyle geleneksel kadın algısı ve kabul edilme biçimleri yeniden düzenlenme sürecine girmiştir. Bu durum zihniyet, algı ve davranma biçimine kadar bir dizi değişim ve dönüşüme neden olmaktadır ki cinsiyet anlamında din/dar erkekler buna ciddi direnç göstermekte rezerv koymaktadır. Bu yaklaşım kurumiçi karşılıklı ilişkilerde âdâb-ı muâşeretin azaltan bir durumun yaşanmasına neden olmaktadır. 

Bu metinde din hizmeti- âdâb-ı muâşeret ilişkisinin kurum bazında ele alınması hedeflenmektedir.  “Şerefü’l mekan bil mekin” ifadesinin içselleştirilmesi bir anlamda âdâb-ı muâşeretle mümkündür.  Dolayısıyla bu metinde diyanet teşkilatında âdâb-ı muâşeretin serencamı ele alınacaktır. Bu zaviyeden olarak hem kurumsal işleyişte hem de hizmete dair aktivitelerde âdâb-ı muâşerete dair izler sürülecektir.

DİYANET VE DİN HİZMETİNDE ÂDÂB-I MUÂŞERET

Ülkemizde din hizmetinin kurumsal işleyişi Diyanet teşkilatı tarafından yerine getirilmektedir. Merkez, taşra ve yurtdışı teşkilatları olmak üzere 3 ana birimden oluşan diyanet, çalışanı açısından ülkemizin en çok personele sahip kurumları arasında sayılmaktadır.

Bu kadar geniş kadrosuyla değerleri, ihtiyaç ve beklentileri sürekli değişen günümüz insanının maddi manevi huzursuzluklardan kurtulması; mutluluğu, toplumsal bütünleşmenin ve evrensel barışın sağlanması için dinin doğru anlatılması ve anlaşılması hizmeti vermektedir. Dolayısıyla âdâb-ı muâşeretin en çok icra edildiği, görüldüğü kurum Diyanet olmalıdır. Vatandaşa âdâb, görgü, görenek hakkında vaaz verirken bile dil, hitap, davranma ve sunuş tarzında buna muhalif durumları yansıtan personel, hem din hem de kurum açısından olumsuz algıların geliştirilmesine neden olmaktadır.

KURUM PERSONELİ AÇISINDAN ÂDÂB-I MUÂŞERET

Kurumsal işleyiş belli formatta bir düzenleme demektir.  Her kurumun toplumdaki işlevi açısından olduğu kadar toplumsal algı ve normlar açısından varılan ortak konsensüsü de içeren formatları vardır ve bunları çalışanların bilmesi iş verimi ve bireysel doyum açısından önemli ve gereklidir.  Bir başka ifadeyle insan/personel, çalıştığı yerin toplumdaki algısı üzerinden de kendini inşa etmelidir ki zaten bu söz, fiil ve duruşundan anlaşılır. Din hizmetinde âdâb-ı muâşereti personel ve hizmet kalemi olarak kurumiçi ve sahada ele alırken, kıyafet, söz ve davranış olarak üç kategoride ele almak uygun olacaktır.

Kıyafet; insanın aynası gibidir. İnsanı yansıtan, anlatan ilk eşiktir. Din hizmetlisi gerek kurum içinde gerekse şehirde hizmet sunduğu mekanlarda kıyafetine dikkat etmelidir. Kıyafet hizmet ettiği kitleye saygıyı da gösterir. Çalıştığı bölgenin sosyo-ekonomik düzeyi kadar iletişimde bulunduğu çevrenin algı ve anlayışını da bu zaviyeden ele alarak kıyafetine yansıtması önemlidir. Meseleyi İstanbul özelinde örneklendirmek istersek Bağdat caddesindeki bir personel ile kentin çeperlerinde yeni yerleşim yerlerindeki personelin kıyafetinde farklı formlar gözetmesi uygun bir davranıştır. Burada marka değil, düzgün, temiz, ütülü, şık  … vs herkesin kıyafette gözetmesi gereken ölçüler kastedilmektedir.

Kıyafet insanın grup, çevre içinde kabul edilme imkânına da etki eder. Sosyo-ekonomik açıdan daha alt gelir düzeyi ve belli bir dini algıyı içselleştirmiş grupların yoğun olduğu bölgelerde hizmet verilirken bu hassasiyetlerin gözetilmesi hizmette kalitenin yanında dinin de anlaşılmasına olumlu katkı sağlayacaktır. Nitekim bir kadın vaiz dini geleneksel formda anlayanların yoğun olduğu bir bölgede hizmet verirken bölgenin hassasiyetlerine dikkat ettiği ve bu zaviyeden olarak daha uzun ve koyu renk kıyafet giydiğini söylerken âdâb-ı muâşereti içselleştirmiş bir personeli göstermektedir. Bunun yanında merkezin personel toplantılarında da kıyafet üzerinden açıklamalarda bulunulduğu görülmektedir ama bunun bir zihniyet eğitimi olarak daha erken dönemde halledilmesi daha doğru ve vakit kazandıran bir durum olacaktır.

Kıyafetin kadın erkek personelde bir farklılık göstermesi söz konusu değildir. Her iki cinste düzgün, temiz, abartılı olmayan bir kıyafetle hizmet kalitesine katkıda bulunmalıdır. Bunun yanında periferide hizmet veren bazı Kur’an Kursu hocalarının ders verdikleri mekânları ev atmosferine benzetmeleri de, din hizmetinde âdâb-ı muâşeret ve kalite açısından sakıncalıdır.  Kurumsal mekân kullanımı kıyafet açısından da kamusal alan formatında olması gerekir.

Söz: önce söz vardı der ahd-i atik. Onlarla konuşmaya gittiğinde güzel, yumuşak söyle der Kur’an-ı Kerim. Güzel söz yılanı deliğinden çıkarır der atasözümüz  de. Dolayısıyla söz çok önemlidir. Bu anlamda din hizmetlisinin sözün güzel olanını söyleyebilmek için özel eğitim alması gerekir. Sosyal hayatta da sözün güzeliyle ünsiyeti ölçüsünde, kişi kendiyle ilgili olumlu karşılıklar alır. Buradan kurumiçi işleyişte sözün güzelinde nerede olduğumuza bakmak istersek çok da iç açıcı bir tablo görülmemektedir. Karşılıklı hitap şekilleri, konuşmaların içerikleri, sesin tonu vs gibi birçok açıdan sözün güzeli maalesef din hizmetlisinin çok uzağında gibidir. Mesela personeliyle toplantı yapan bir idarecinin “akrep burcuyum idare edeceksiniz artık”  diye bir cümle kullanması bulunduğu konumun hakkını veremediği gösterir  ve personel nazarında saygınlığını azaltır. İdareci zaten güç sahibidir bunun yanına ekstra ve daha dûn sıfatlar eklemesine ihtiyaç yoktur. Yine personel toplantısında organik dile dair ifadeler,  eşi annesi ve üzerinden örneklem cümleleri kurması da çalışanları nazarından saygıyı azaltan bir duruma neden olur.

Kurumsal işleyişte kadın personele ilişki biçimi de adâb-ı muâşeretin gösterge alanıdır.  Daha çok erkek personelin iş yaptığı kurum olan diyanetin, kadın personeli uzun yıllar sahada Kur’an Kurslarında ve camilerde hizmet vermiştir. Teşkilatın hizmet kaleminde çeşitlilik açısından yaptığı açılım, kadın personelin kurumiçinde de çalışmasını hem sağlamış hem de yaygınlaştırmıştır. Bu durum selam vermeden, hitaplara, konuşma tarz ve biçimlerine kadar bir dizi değişimi hızlandırmıştır. Bununla birlikte sürecin ciddi sancılı geçtiği de bir vakıadır. Nitekim idareci konumunda olan bir personelin kadın personeliyle yaptığı toplantıda “şu karılara çay getirin” şeklindeki hitabı, âdâb-ı muâşerette ne kadar diplerde olunduğu ve karşılıklı ilişki biçimine direnç gösteren yapıyı karşımıza çıkartır. Müftülüğün giriş kapısının dışını sigara içme mekânına dönüştürüp gelen gidende nahoş duygu ve düşünceler geliştirilmesine neden olacak vaziyetlere de imkan vermemek kurum açısından da, idareci ve personel açısından âdâb-ı muâşerete dair bir göstergedir.

Kurumiçinde telefonla hizmet veren birimlerin, arayan kişilerle organik formatı ifade eden ablacığım, teyzeciğim hitapları da âdâb-ı muâşereti azaltan bir durumdur.

Sahada hizmet verirken hedef kitlenin duygu, düşünce ve algılarına da dikkat etmek gerekir. Şehrin merkez camisinde her kesimden insana hizmet suna bir vaizin hitap tarzından, kurduğu cümlelere kadar âdâb-ı muâşereti gözetmesi elzemdir. Cami kürsüsünü mahalle kahvesi formatına düşürmek hem kurum hem mekan hem de din hakkında olumsuz kanaatlere neden olacaktır ki maalesef bunlara da rastlanmaktadır.

Davranış: idarecinin personele, personelin hizmet alanındaki kişilere karşı olumlu, ümitvar ve güzeli içeren davranma biçimleri âdâb-ı muâşeretin içselleştirildiği durumları gösterir. Hizmet kalitesini olumsuz etkileyecek işler yapıldığında ceza mekanizması işletmek yerine, sesi yükseltmek, hitabı bozmak, mobbing uygulamak gibi insana yakışmayan davranma biçimleri, idarecide ve personelde âdâb-ı muâşerete dair nakısayı göstermektedir.

Sonuç olarak âdâb-ı muâşeret, kurumsal yapı ve işleyiş ilişkisinin vazgeçilmesi öngörülemez bir durumdur. Yokluğu hem kurumu hem personeli hem de hizmet kalitesini azaltır ki kişinin buna hakkı yoktur. Âdâb-ı muâşerette olumlu sonuçlara varabilmek, personel alımında bu kalemi de devreye sokmakla mümkündür. Bunun yanında tayinden önce stajer dönemi din hizmetinde de olmalı ve personel nasıl bir hizmet kaleminde, nasıl bir ilişki formatında yer alacağını hem görmeli hem de eğitilmelidir. Okuldan tayin edilir edilmez yapılan atamalar yanında uzaktan eğitimle hiçbir kurum tecrübesi olmadan personel olma durumu, ciddi gerginliklerin ve âdâb-ı muâşeret açısından noksanlıkların yaşanmasına neden olmaktadır diyebiliriz. Bu durum da hem algıda hem de hizmet kalitesinde ciddi eksikliklere neden olmaktadır.  

Nevin Meriç -20.11. 2010 DİN VE HAYAT 

16.6.2020 tarihinde yazıldı..

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.