DEFTERİMDEN PORTRELER/İlber Oltaylı
1
Yorum
2051

kez okundu..

 

DEFTERİMDEN PORTRELER
 
İlber Ortaylı
 
Kitap iki bölümden oluşuyor. Birincisi “Tarihten Portreler” ismini taşıyor ve yirmi şahsiyetten bahsediyor. İkinci bölüm ise “Türkiye’den Portreler” başlığı altında 42 ismi anlatıyor. (bu bölümde Sevgi Gönül mükerreren anlatılmış. Dolayısıyla 41 kişi var aslında.) Normal boyutlarda 254 sayfa. Demek ki kişi başına ortalama 3-4 sayfa düşüyor. Böylece bu küçük hacimli kitabı okuduğunuzda Sezar’dan İsmail Cem’e, Mimar Sinan’dan Reşat Ekrem Koçu’ya varana kadar altmış bir kişinin portresi üzerinden tarihe ve bugüne hızlı bir göz atmış olacaksınız. Üstelik bu insanları önemli kılan kişilik özelliklerini keşfetme zevki de cabası.
 
Nasıl desem biraz çalakalem yazılmış bir kitap. Beni bu kanıya sevk eden sebeplerden biri de bazı kanaatlerin peşpeşe –bazen aynı cümle kullanılarak- tekrar edilmiş olması. Sanki yazar hafızasını yoklamış, o kişi hakkında aklına gelenleri, şöyle ayak üstü anlatmış ve biri de hemen orada oturup söylenenleri aynen yazıvermiş gibi bir hisse kapılıyor insan okurken. Yazar bunu yapabilecek yetkinlikte. Ama, kitabı basmadan önce birisi gözden geçiriverseymiş diyor insan. Son kontrolleri yapılmamış bir masada hissettim kendimi. Yemek güzel ama ne bileyim kiminin peçetesi eksik kiminin bardağı. İşte aynen öyle bir his. Yazarın ismine güvenip, nasılsa satar diye düşünülmüş sanki. Okuyucuya ve ondan da önemlisi yapılan işe hürmetsizlik.
 
İlber Ortaylı’nın muhatabını küçümseyen, bilgisini sergileyen, aldırmaz üslubunu biliriz. Anlattığı konuya o kadar hakimdir ve sizi öylesine aydınlatır ki bu üsluptan rahatsız olma lüksünüz yoktur. Bu üslubu nedeniyle onun hiç kimseyi takdir edemeyen bir benbenci olduğunu sanabilir insan. Bu kitabı okurken arka kapağa “demek İlber Ortaylı da birilerini takdir edebilirmiş” diye not almışım. Ama okudukça anlatılan insanların zaten cümle alemin takdir ettiği saygın kişiler olduğunu görüyorsunuz. Onları Ortaylı’nın kaleminden (sözlerinden mi deseydim) tanımak ayrıca zevkli. Övdüklerini anlatırken hemen ara yere yerdiklerini de, isim vermeden, şahısları değil vasıflarını ele alarak, kendine mahsus yergi sözcükleriyle sıkıştırıveriyor. Yani kimi, niye yerer onu da öğreniyorsunuz ki bu bilgi de şahsi gelişimde önemlidir.
 
Gelelim okuduğum portrelerden kendim için çıkardığım küçük incilere:
 
“Ortam müsaitse dahiler birbiri ardına açılır.” (Kanuni döneminden bahsederken..) (s.38)
 
(Bu da teselli kabilinden:) “ Muhteşem Süleyman monogamdır, tek eşin tadını çıkaracak maharette biridir.” (s.38)
 
“(Evliya Çelebi) Gezmeyen bir milletin tek gezgini oldu. Bu uzun seyahatlerindeki emniyet ve konforu toplumun seçkin idareci sınıfına olan ünsiyeti ve tanışıklığıyla sağladı. Gerçekten hoşsohbet olmalıydı. Herkes ona her şeyi anlattı ve herkes onu yanında istedi. Görüp duyduklarını değerlendirecek irfana sahipti.” (s.51)
 
“Padişah (II.Abdulhamid’den bahsediyor) alaturkadan çok alafranga musikiye düşkündü. Ama kamunun önünde bu musiki ayrımını belli etmemiştir. Yıldız tiyatrosu, davet ettiği hususi operet truplarını izlediği yerdi; bu, babadan kalma bir alışkanlıktı.” (s.93)
 
 “..idealist ve idealleri için can vermeye hazır insanların arasında (Mustafa Kemal’le Kazım Karabekir’den bahsederken) fikir ayrılıkları her zaman olur.” (s.114)
 
(Neslişah Sultan için:) Bazı kişilikler yaradılışları itibariyle saygı ve hayranlık telkin ederler; bunun sadece iktidar, soy kütüğü, para ve hatta eğitimle bile ilgisi yoktur. belki bütün bu unsurların bir miktar terkibi ve parlak bir zekanın dengeli ışımasıyla bu sağlanabilir.” (s.123-125)
 
“Önemli işler yapanların önemli de hataları olur.” (İhsan Doğramacı’dan bahsederken) (s.129)
 
“Bernard Lewis’den naklen: Köprülü ve Ömer Lütfi Barkan döneminin büyük tarihçileridir, Halil İnalcık ise bütün zamanların en usta tarihçisidir.” (s.152)
 
(Sevgi Gönül’den bahsederken;) “Türkiye üst sınıfında ve hassaten aydınlarımızda olmayan bir vasfı vardı; çocuklar kadar hayret ve saflıkla dinler ve öğrenirdi, merakı derindi. Sabırlıydı.” (s.174)
 
“ Beş bin kişinin inandığına 5001’inci olarak şüphesini ve muhalefet şerhini koyardı. (Attila İlhan’dan bahsederken..)” (s.196)
 
“Türkiye münevverlerinin, bazılarının çok söylediği gibi ayaklarının yere basmaması, üniversal olmamalarından ileri gelir. Dünyayı tanımayan ve beynelmilel alemin havasını kavrayamayanların aslında ulusalcılık yapmayı da beceremeyecekleri açıktır….Millilikleri kadar üniversal olanlar yaratıcı da olurlar.” (Cemil Meriç’ten bahsederken) (s.202-205)
 
“İyi eğitim görmüş insanlardaki itidale sahipti.” (İsmail Cem’den bahsederken) (s.218)
 
“Mutlaka çalışkandı ama benim için önemli yanı meraklı olmasıydı.” (Gazne Soysal’dan bahsederken) (s.234)
 
“Çakma fikir ve sözde gözlemlere tahammülleri yoktu, iyi de yapıyorlardı. Bu sayede bir nesil daha ciddi ve namuslu düşünmeye alıştı.” (Nermin Abadan Unat ve Mübeccel Kıray’dan bahsederken) (s.246)
 
“Parlak insanların çocuğu olmak hem çocuğun hem de ebeveynin gayretiyle aşılacak bir dağdır.” (Füsun Akatlı ile Metin Altıok’un kızları Zeynep’ten bahsederken) (s.251)
 
“Türkiye’nin derdi sağda ve solda yuvalanan hödüklerdir.” (s.253)
Fatma Bayram 29.6.2011
29.6.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder
 
Fatma Barbarosoğlu da Küçükyalı semt pazarında rastlamış bu kitaba, yorumları cumaya demiş, bakalım; İki Fatma , iki yorum :) http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=28101&y=FatmaKBarbarosoglu Fatma Hn, kitap yorumlarınız için teşekkürler.
Songul Koc


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.