Burası Çocuk Yuvası Değil!
0
Yorum
1521

kez okundu..

 

Burası Çocuk Yuvası Değil!
Bu cuma hızlı ve sıkı bir koşunun son günü. Aynı zamanda uzun bir tatile çıkacağız. Artık gücümüzün son kertesini yaşarken tatil heyecanı motivasyonu en üst seviyeye çıkartıyor. Beyazıt Kitap fuarının da son günü. Bayramda çocuklara kitap hediye etmek istiyorum. Daha önce düşünemedim. Dolayısıyla bugün hem kitapları alayım hem de cumayı Beyazıt Cami’nde kılayım istiyorum. Marmara İlahiyat güzel bir Kur’an çıkarmış. Şeyma’da gördüm ondan da almak istiyorum.
            Vakit tamam olunca düşüyorum yollara; kapalı çarşının kalabalık atmosferinden çarpa çarpa da olsa hızla çıkmaya çalışıyorum. Bu gibi durumlarda dükkanların önlerinden gitmek gerekiyor. Çünkü tek boş alan oraları. Kapalı çarşıyı çıktım. Sahaflar yolunu dönüşte kullanacağım için Caminin etrafını dolaşan yerden ilerliyorum. Cafelerin önü oruç yiyen kadın ve erkeklerle dolu, kapalı kadınlar, her yaştan erkekler gerine gerine oruç yiyorlar. Mutlaka hasta ve yolcular da vardır içlerinde ama bu kadar pervasızlık niye. Cennetle mi müjdelendik. La havle çekip merdivenleri çıkıyorum. Hazire kapalı ama duaları kabul ediyor tabi. Ve hemen fuara girip sadece almak istediğim kitapların standına uğruyorum. İstediğim kitapları alıp oyalanmadan camiye girdim. Beyazıt caminde kadınlar çınar altında ki bölümde kalan kapıdan giriyorlar, özellikle Cuma günleri. Şaşırıp avludan girerseniz güvenliğin ihtarıyla karşılaşıyorsunuz.
            Kadınların kapısından da girip onlar için ayrılan sevimsiz iç karartan yere geçiyorum. Bu cami her zaman aşırı loş oluyor. Pek cami mimarisinde görmediğimiz durum. Mimari yapı cami içini aydınlatacak güneş ışıklarına cimri davranıyor. Bu da insanın içini karartıyor. Birde kadınlar yeriyle erkek bölümünü ayıran koyu kahverengi eski kitaplık hepten insanı bayıyor. Neyse sabır ve şükür haline dönüp fazla detaylara takılmamak için kendimi zorluyorum. Kadınlar yerine ilk girdiğimde kıbleye ters istikamette namaz kılan bir kadınla karşılaşıyorum. Allah Allah yanlış mı gördüm diye gözlerimi ovalıyor, camide kıbleyi bilememeyi anlamak için kendimi zorluyorum. Etraftan hiçbir uyarı da yok. Kadına yanlış kıldığını ve tekrar etmesi gerektiğini söylüyorum ama pek oralı değil. Neyse zaten anlasa bu şekilde kılmazdı deyip fazla üstüne gitmiyorum. Ne de olsa kendi namazı ben de ikaz ederek sorumluluktan kendimi kurtarmış oldum (mu) diye düşünüyorum. Kadın cemaatin profili de Sultanahmet ve Süleymaniye’den farklı sanki. Daha yurdum insanına benziyor, turist hemen hemen hiç yok. Ve çarşı için gelenler çoğunlukta. Kadınlara ayrılan bölüm oldukça küçük, kadınlar da çocuklu olunca hepten sıkıntılı durumlara yaşanıyor. Müftü yardımcısı İrfan bey vaaz veriyor. Kuran, kadir anlamı ve insanın ihtiyacı çerçevesinde yapılan bir vaaz. Akşam Sultanahmet’te ki mevlide de herkesi davet ediyor. bir kaç senedir yapılan hatim bağışlarının duası da orada yapılacakmış. Allah kabul etsin; bir çocuk telefonla hatmini vermişti. Ben de onu dahil ediyorum halkaya…
Dışarıdan ezan sesleri duyuluyor. Namaz için cemaat yerleşiyor ki bir hanım önlerden kalkıp dışarı çıkıyor. Ezanla neden dışarı çıkılır. Demek ki özürlü, vakit girdikten sonra abdest alması lazım geldiğinden dışarı çıkıyor. Biz ise sünnete başlıyoruz ki ağlayan bir çocuk sesi bütün sünnet boyunca devam ediyor. Erkekler böyle bir duruma bigane kalamayacakları için kitaplığın diğer tarafından bir amca, ‘burası çocuk yuvası değil’ diyerek resmi tamamlıyor. Doğru yaşlılar yurdu diyeceksiniz ama kime. Duvarlar o kadar kalın ki artık hiçbir şey işlemiyor. Kadın bu haliyle namaz kılmak için çabalıyor, takdir etmek, gerekirse yardım etmeye çalışmak varken alınan ihtar moralleri bozuyor. Neyse ki dışarı abdest almaya çıkan kadın gelince çocuk da susuyor. Gerçi çocuklarıyla ilgilenmeyen kadınlar da yok değil. Bir de camileri bebek bakım ünitesi gibi kullanıp, kirletenler bile olabiliyor. Şu cami, cemaati olma halini kadın ve erkekler olarak sürekli ele almak gerekiyor galiba. Bu ihtarlar belki o zaman kesilir.
İç ezan okunuyor ve imam hutbeye geçiyor. Bu camide mahfel olmadığı için ana gövdeden bi haber durumdayız. Gerçi erkekler yerinde de böyle bölümler var. e olacak o kadar Süleymaniye ve Sultanahmet farkını nasıl anlayacağız değil mi… imam güzel bir hutbe irad ediyor ama konuyu şimdi hatırlayamıyorum. Gün yoğun, ben aşırı yorgun olunca ve yazım gecikince bu gibi aksaklıklar oluyor işte… Kameti duyunca ayağa kalkıyorum; hem oturmaktan yorulan ayakları açmak hem de safları hizalamak için erken kalkmak iyi oluyor. Birkaç hanım yine öğle kılıp çıktıklarından saflar rahatladı. Ve imama uyduk. Güzel ve hüzünlü bir ses ile imam isra suresinda ki aşır olan ‘makamam mahmuda’ bölümünü okuyor. Ezberlerimizden olduğu için biliyorum. Hak geldi batıl zail oldu ayeti de bu bölümde. Bir zamanlar bir gazetenin logosunda yazardı. Ayeti sonra öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Slogan olarak bildiğiniz ayet olarak karşınıza çıkınca bir gel git yaşanıyor işte… imamın okuyuşu çok güzel, kalbi de uyanık galiba dokunuyor. Kuranın müminler için şifa kafirler için eza olduğu da bu bölümde geçiyor… güzel, hüzünlü bir okuyuşla süslenen ayetler kalpleri titretiyor ama her güzel şey gibi o da bitiyor.
Namaz bitince hemen camiden çıkıyorum ki birkaç erkek de bu kapıyı kullanıyor. Ne de olsa onlara destur yok. Çekinmesi gereken kadınlar yerinde de, kapısında da kadınlar… yine yanlış duygulanımla namazın hazzını hafiflettim deyip kendimi toparlıyorum. Ve sahaflardan geçip kapalı çarşıya girip mekanımıza geliyorum. Günün ortasındayız ve daha çok telefon gelecek ne de olsa…
Bu cumada, yaşanan kadir , yaklaşan bayram heyecanı içinde bazen kızgın bazen mutlu duygulanımlarla tarihe böyle dahil oluyor. 27.8.2011 Nevin Meriç
27.8.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.