BU HAFTA CUMA KILAMADIM AMA….
0
Yorum
1705

kez okundu..

 

BU HAFTA CUMA KILAMADIM AMA….
Geçen haftayı nane molla vaziyette geçirmem hafta sonunda hastalığa ve tamamen ses kısıklığını dönüştü. Hasta olmamak için verdiğim üstün gayrete rağmen elimde olmayan durumlar karşısında yaşadığım zorunlu sabır neredeyse bütün haftayı sessizliğe boğdu. Meslek olarak sese bağımlı olmanın yanında içinde bulunulan durumu anlatamamanın imkansızlığını yaşamak benim için ilginç bir tecrübe oldu. Bir de telefon edip vaziyetimle ilgili konuşmak isteyenler eklenince durum iyice içinden çıkılmaz hale geldi. Antibiyotik ve birkaç ilaçla durum şimdilik normale döndü. Bu hafta evde olduğum için Cuma kılamadım.
Hafta sonunda ise birkaç yılda bir yaptığımız Yalova – Bursa gezisi vardı. Güne başlarken hava kötü hatta yağışlı gibiydi. Böyle devam ederse diye çok korktum hatta bir ara vazgeçmeyi bile düşündüm ama bir sonrakinin ne zaman, nasıl nasip olabileceğini kestiremediğim için dualarla çıktık yola. Neyse ki korktuğumuz olmadı ve hava gittikçe açılarak çok daha güzel şekilde devam etti de rahatladım. Niyeti devam ettirmenin gerekliliğini bir kez daha yaşadım. Hoş hasta olmam da bir önceki niyetimi devam ettirdiğim için olmuştu. İlginç … Ne olacak şimdi…
            Önce Güney Köyüne uğradık. Şeyh Şerafettin hazretlerinin meftun oldu güzel şirin bir köy. Hatta Koşuyolu’ndan bir öğrencim de o köylü çıkmıştı. Tam öğle namazı orada olduğumuzdan önce cami ziyaret edildi ve cemaate dahil olundu. Köy camilerinde namaz kılmışlığım pek yoktur dolayısıyla benim için hep heyecanlı olur. Nitekim imam efendinin özel müzikalitesiyle karşılaştık. Tesbihlerden daha kısa Fatiha ve özel bir kıratta tesbihler, medler. Ses uyumu da hak getire… selamdan sonra kardeşime baktığımda anında yüzde beliren gülme ve çocukluk maskları bu camiden arta kalan hikayeye dahil oldu. İmam Efendiye fazla haksızlık etmemek için acaba cemaaten biri mi kıldırdı diye de düşünmeden edemedim. Cumartesi olduğu için köyün ufak pazarı açıktı tabi bize turist tarifesi uyguladılar ve fiyatlar İstanbul’dan pahalı oldu. Sırada köy mezarlığı da olan ormanlık tepeye çıkmak var. Baharın bütün güzelliğini takınan orman-mezarlık güzel kokusuyla bizleri buyur etti. Yolda ki çeşmeden aldığımız su ise çok güzeldi. Sudaki tatlılık ve rayiha insana içtikçe içmek hissi veriyordu. Yanımıza biraz aldık ama çok fazla dayanmayacaktı.
            Artık Şeyh Şerafettin Hazretlerinin huzurundayız. Kafkas göçmenlerinden. 93 harbiyle bu topraklara gelmişler ve bölgeye yerleşmişler. Ahfadı da burada medfun. Güzel bir yer. Ziyaretten sonra etrafı gezip biraz mola ve yola devam ettik. İstikamet Bursa Ulu cami…
            Bursa arada sırada gittiğim şehir. Tarih ve İstanbul’a yakınlığı ile her zaman ilgimi çekmiştir. Ve tabi beş şehirden biri olması da önemli. Bunun yanın da tanıdıklarım var diğer şehirler gibi kendimi yalnız hissetmediğim için de yakın bulmuş olabilirim. Sacide sağ olsun burada beni epey gezdirmiştir. Gerçi bu gün tanıdıklarla haberleşmeyeceğiz kendi kendimizle kalmak istiyoruz … Şehre girerken ilk dikkat çekici nokta levhalar. Trafiği ve yolu bulmanıza sağlayacak levhalar nedense çok ufak ve göz hizasında tutulmuş. Levhanın önüne gelmeden okuyup kendi şeridinizi belirlemek neredeyse imkansız. Dolayısıyla bir kaç tur atmadan istikametinizi belirlemeniz mümkün değil. Acaba Bursa trafiğinin çok kötü olmasında levhaların etkisi araştırılmış mı. Bunların standart olması gerekmez mi?. Direksiyon başındakiler de bir başka alem. Yolunuzda giderken birden birkaç şeridi verevine geçen arabalarla karşılaşmak hiç de az değil. Neyse birkaç tarifle de olsa ulu cami yoluna girdik.. Cami çok kalabalık. Ziyafete gelenler oldukça fazla. Üç aylar inanç turizmi başlamış. Otobüslerin üstünde gelen iller yazılı. Üsküdar, Afyon ….vs . Burası bölgenin Eyüp Sultanı olmuş. İçeri girer girmez dışarının gürültü ve karmaşasından uzaklaşıp o muhteşem havaya yakalanıyorsunuz. Vakit henüz girmediğinden camiyi gezebiliyorsunuz. Bütün köşeleri mimberi, mihrap ve levhaları… Süleyman Çelebi dönemi… Ehl-i sünnet dışı akımlar karşısında muzdarip olup mevlidi yazan şair ve diğerleri caminin duvarlarından sizleri selamlıyor sanki… Eski Kabe resimler ve örtüsü. Epey fotoğraf çektim. Bakalım bu albümler ne olacak…
            Ulu cami konuşulurda ortadaki şadırvandan bahsetmemek olmaz. Camini havasını anında değiştiren su ve ibadeti bir araya getiren ilginç dizayn. Kaptan köşkü… Ve tabi sadece görsel malzeme değil aktif olarak kullanılması, işlevsellik açısından önemli. Erken cami mimarisinde bunları görüyoruz daha sonra ise iç ve dış avluya taşınmış. Belki de işlevsel olmasının getirdiği sorunları cami dışına çıkarmak için bu yola gidilmiş olabilir ama ana mekandan suyun çıkarılması camiyi biraz hüzünlendirmiş gibi geliyor bana. Ne bileyim mekanın içine su çok yakışıyor hatta bu yüzden akvaryum bile benim hoşuma gidiyor hep uzaktan baksam da … Her şey bu kadar güzel derken çirkinleştirme becerimiz burada da devreye giriyor. Şadırvanın önüne konan levhalara kadınların girmesi yasak yazılmış. Oysa önceki gezilerimizde girmiş ve biraz da biz soluklanmıştık o havada. Restorasyondan sonra kadına yasak konmuş. Paylaşmayı bilmeyen yasakçı zihniyet burada da karşımıza çıkıyor. Kaptan köşkü erkeklere amade… kimi dayanmış kimi koyu bir sohbete dalmış şırıl şırıl suyun eşliğinde çok güzel keyif yapıyorlar.
La havle çekip kadınlar bölümüne doğru ilerliyorum. Ziyaret çok olduğu için kadınlar yeri dolmuş ve caminin içine doğru birkaç sıra yapılmış. Ben de dış bölümde kendime yer bulup erkekten çok olan kadın cemaate görülen revayı unutmaya çalışıyorum… kadın cemaati gözlemlemek bu düşüncelerden kurtulmamı kolaylaştırıyor. Cami halılarına konan izler safı kolaylaştırmak için ama bu kadın cemaatte işlemiyor. Çünkü birkaç safı ele geçiren dağınık oturmalar söz konusu. Namaz başlayınca düzelir herhalde diyor ve kendime dahil oluyorum. Ezan okunuyor. Seferiyiz ama imama uyacağız. Köy tecrübesinden sonra daha güzel bir kıraat duyacağımızı ümit edip seviniyorum. Ezan okundu tekbirden sonra saflar hazırlandı. Hanımlar safında herhangi bir düzelme yok. Ne de olsa sünnetteyiz diye rahatım. Sırada farz var. Kamet artık safların düzeltilmesi gerekiyor. Ön saftaki boşluğu dolduruyorum ama daha ön saf iki kişilik. Halbuki saflar rahat o kişiler çok rahat öne ve arkaya girebilir ama kendilerini hiç zora sokmuyor ve iki kişi olarak namaza başlıyorlar. Bu hanımların ciddi olarak cemaat, namaz ve saf ilişkisi konusunda bilinçlendirilmesi gerek. Kıraat düşündüğüm gibi çok güzel, gerçi gündüz namazlarından olduğu için sadece tespihlerle idare ediyoruz. Namaz bitti sırada Bursa’ya gelme nedenimiz olan İskender molası var.
            Caminin devamında ki eski İskenderciye gidiyoruz ama içeri giremiyoruz tabi. Çok eski ufacık bir dükkan olduğundan dışarıya birkaç tabure konmuş. Biz de tabure kuyruğunda beklemeye başladık. Allah’ta sıra çabuk geldi ve kısa bir bekleyişten sonra içeri giriyoruz. Ama esas bekleme buradaymış tabi bilmiyorduk. Neredeyse bir saati geçen bir beklemeyle İskenderler masamızda. Biz de iyice acıktık. Hatta acıkmada zirveyi yakalamak için mi bu kadar beklettiklerini düşünmedim değil. Mekanın tarihi beklemenin sıkıcılığını gizliyor. Duvarda eski fotoğraflar var. Bursa’nın en işlek caddesinde at ve eşek yüklerini görmek yolculuğu derinleştiriyor. 1869 yılında açılmış. İskenderin ilk defa dik olarak pişirilmesi bulan ve bunun için alet yapan kişiymiş İskender İskenderoğlu. Duvarda dededen babaya kadar birkaç aile fotoğrafı da var. Hala ailenin elinde. Gerçi Bursa’nın birkaç yerinde daha açılmış güzel mekanlar var ama burası hikayenin başladığı yer. Bütün olumsuzluğuna rağmen hikaye biz de dahil oluyoruz.
            İskenderleri sindirmenin en tabi yolu Bursa yokuşlarını tırmanmak olsa gerek. Yakında Üftade hazretleri var. Aziz Mahmut Hüdai’nin şeyhi. Oldukça uzunca bir süre biz de Hüdai’ye komşu olmuştuk. Dolayısıyla ziyaret kaçınılmaz. Gün akşama dönerken Üftade’nin merdivenlerinden Bursa’nın fotoğraflarını çekiyor. Çok güzel bir ışık var. Ziyaret yerine geldik ama içeri giremedik. Biraz fazla oyalanıyoruz sanki, pek tarzımız olmasa da konsepte uyacağız naçar. Bizde dışarıdan okumalar yapıp camiyi ziyaret ediyoruz. Cami kapalı ama ilginç bir merdivenden kadınlar yerine çıkıyor. Merdivenlerin kapısı eski ev pencerelerinin ebatında, ben bile boynumu eğerek giriyorum. Basamak ise çok dik, neredeyse adım atamayacak, tırmanacağız. Çıkmasına çıkıyoruz ama nasıl ineceğiz diye de düşünmeden edemiyorum. Caminin yarısından çevrilmiş mahfil çok ufak ve fakat çok şirin. Dönemin cemaat sayısına göre ayarlanmış tekke camilerden heralde. Duvarında ki bilgide kiliseden çevrildiği yazılı. Bu topraklarda kiliseden camiye, Balkanlar’da camiden kiliseye çevrilen kutsal mekanlar içiçeliği, mekanda süreklilik ve benzerlik yanında değişimin sosyal ve siyasal yönleri zihinden bir an gelip geçiyor. Ama aklım hala gün ışığında. Bursa’nın üzerine çöken bu güzel ışığı her zaman yakalayamayacağım için hemen makineyle etrafı tekrar çekmek için harekete geçiyorum.
            Burada da işimiz bitti. Üftade’nin merdivenlerini inerken hala bitmeyen çevre düzenlemesinde restorasyonda ki kale burçları görülüyor. Bir değişiklik yapıp parelel yoldan gidelim bakalım sokak karşımıza neleri çıkaracak deyip bir farklı bir yola giriyoruz. Düşündüğümüz gibi oluyor ve eski Bursa’nın bir sokağı olan Tahtakale’yle karşılaşıyoruz. Bizim macera talebimizin bu kadar benzer fotoğrafla kesişmesi hepimizi şaşırtıyor. İstanbul tahtakaleye benziyor sanki Allah’tan daha kısa hemen bitti. Yine ana caddedeyiz. Sırada park edilen arabayı bulmak var. Özellikle Ulu Cami yakın oto parklar apartman arası boşluklar ve inşaat arsaları da değerlendirilerek oluşturulmuş. Epey bir yürüyüşten sonra araca ulaştık akşam olmadan Emir Sultan’a gitmek istiyoruz.
            Yine Bursa yollarının trafik levhalarıyla boğuşup Yeşil Türbeyi geçtikten sonra Emir Sultan Cami ve türbesinin olduğu tepeye geliyoruz. Akşam yakın olduğundan biraz trafik hafiflemiş gibi. Kısa bir arayıştan sonra bir apartman arasına arabayı park ederek camiye yöneliyoruz. Çok güzel bir meydan yapmışlar. Böyle bir meydanı bir başka yerde de gördüm gibime geliyor ama hala çıkaramadım. Yoksa inşaat halindeyken mi buraya gelmiştim hatırlayamadım. Avluya girerken ezan okundu hemen camiye koşuyoruz derken bir grup çocuklu kadın da bizimle girdi. Kadınlar yeri çok ufak ve bizden başka kimse yok. Hatta ilk giren ben oldum. Bu işte bir iş var ama bakalım.
            Akşamı kılacağımız için hem farzdan başlayacağız hem de kıraat açıktan olacak. Bunun sevinciyle kametin bitmesini bekliyoruz. Bizimle giren bayanlar da saf oldu peki çocuklar ne olacak. Yaşları ikiden yediye kadar kızlı erkekli beş altı çocuk arkada koşuya başladı bile. Namaza başlayınca biter ümidiyle eller kalkıp kıyama duruluyor. Çok güzel bir kıraat Kur’an sayfalarından cemaate seslenirken çocukların koşusundan sallanan camide ilginç bir namaz başlıyor. Çocuklar camiye gelsin demenin böyle yapsınlar anlamına gelmediği açık. Çocuklar cami de namaz ve cemaat havasını tatsınlar, namaza alışsınlar diye çıkılan yolda gelinen nokta. Kabe ve mescid-i Nebevi’de de çocuklar var ama hiç birinde arkada ki manzara yok. Tek çocuk sesi ağlayan bebekler. Onun dışında hiçbir çocuktan ses çıkmıyor. Hem bu erkek çocuklarını neden babaları yanlarına almaz ki… yaşları beş yaşından büyük erkek çocukları babalarının yanlarında olmalı. O zaman iki grupta rahat namaz kılar. Şimdi ne oldu namaz mı kıldık, sinir mi olduk belli değil. Neyse cemaate dahil olduğumuzdan imamla kurtarmış olabilir belki ama yıllardır gelmediğim mekanda böyle namaz kılmak istemezdim. Çocuk cami cemaat namaz ilişkisinde de ciddi bilgilenmeye ihtiyacımız var. Bakalım bu noktaya ne kadar sürede geleceğiz… Başta ki cemaat azlığı da anlaşıldı. Kadınlar yeri ana mekandan ayrı avlunun diğer ucundaymış. Biz ezan okundu heyecanıyla bildik görüntü üzerinden camiye koştuğumuzdan yanlış yere çıkmışız.
            İlginç bir şey daha oldu Emir Sultan’da fotoğraf makine mi açamadım. Gerçi yere düşmüştü ondan etkilenebilir diye düşünürken annem Emir Sultan izin vermedi herkes izin vermez dedi. Beykoz da bir derenin yamacında ki türbede böyle bir durumla karşılaşmıştım. Naçar sabr edip gözlerimizle mekanın güzelliğini kaydetmeye çalışıyorum. Türbeye girdim birkaç kişi okuyor bir hanım da sürekli fotoğraf çekiyor. Ne bu şimdi seçici mi davranıyoruz diye düşünmeden edemedim tövbe tövbe Ya sabır… avluya çıktım. Grubun diğer üyelerini beklerken caminin ışıklandırılması, minareler, göğün hafif lacivert ışığında parlayan ay… Aman Allah’ım makine de sukut edecek zamanı buldu diye hayıflanırken tekrar kurcalamaya başlıyorum. Birden makine açıldı. Hemen deklanşöre basıyor, basıyorum ama türbeyi çekmiyorum. Ne olur ne olmaz isteseydi bana da izin çıkardı ben dış güzelliklerle idare edeyim diye düşünüyorum … Bu güzellikte vakit geçirmek çok güzel ama biz yolcuyuz.  Daha fazla gecikmeden yola çıkalım istiyoruz. Topçularda gemi beklemek durumunda kalmayalım ne de olsa henüz sezon açılmadı …
            Bursa’dan çıkması, girmek kadar maceralı olmadı. Sistemi öğrendiğimiz ve biraz da trafik rahatladığı içindir bilemiyorum. Hızla dönüş yoluna revan olurken gökyüzündeki yıldız şenliği uzunca bir süredir hasret kaldığımız bir manzarayla daha gözlerimizi şenlendirdi. Gemlik, Orhangazi derken Yalova’ya girdik ve yatsı ezanı okunmaya başladı. Bu namazı evde de kılabiliriz ama hem yorgun hem de geç olacak. Bu yorgunlukla namaz kılmak yerine cemaati seçip yola yakın bir minarenin rehberliğinde camiyi buluyoruz. Ezan yeni bitti. Güzel modern bir semte benziyor. Cami de yeni ama eski mimari tarzında. İçeri girdiğimizde iğreti perdelerle çevrilmiş bir bölüm var, kadınlar yeri burası olsa gerek. Bu kadar güzel camide bu kadar çirkin bir köşe. Gerçi burası kadınlar yeri olmayabilir çünkü mahfil katı da var ama orası açık değil. Ramazan dışında kadın cemaat olmayan cami gerçeğiyle karşı karşıyayız demek ki. Bazen yolunu şaşıran olursa onlara da bu perdeli bölüm yeterli diye düşünülmüş. Daha şık, estetik olsa neden olmasın ama bu şekli camiye hiç yakışmamış. Neyse artık mücadele edecek gücüm yok, bizden başka da kadın cemaat yok. Erkek cemaat te bir saf. Sünnet bitti. Farza geçtik derken güzel bir kıraat ve sakin bir cami ortamı bizi namaza dahil etti.
            Bu haftasonu ilginç bir gün oldu. Halden hale girip her halin içinde kendi nasıllığımızla günü yaşadık ve bitirdik. Güzel mekanlar içinde huysuz ben/likler veya her an/mekanla içkin her durum, duruş hali. Ne derseniz hepsi de kabül. Gördüklerimiz bunlar; güzel de çirkin, çirkin de güzel iç içe, bu da bir dünya klasiği heralde. Günün sürprizi ise seferi olup bütün vakitleri cemaatle kılmak olsa gerek. Bu hafta Cuma kılamadım ama memleket camileri açık yeter ki ziyareti ihmal etmeyelim. Allah kabul etsin. 27.5.2012 Nevin Meriç
 
27.5.2012 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.