Boğulanlar Kurtulanlar/ Primo Levi
4
Yorum
2421

kez okundu..

 
 
 Boğulanlar Kurtulanlar/  Primo Levi
İstanbul 1996 Can yayınları
 
İtalyan Yahudi Cemaatinden olan Primo Levi 1919 doğumlu. Kimyager. II. Dünya savaşında Almanların eline geçip Auschwitz’e gönderilir. Kitap toplama kampına dair yaşantının derin tahlillerini içermekte. Orada yaşananları tarihe tanıklık etmek ve tarihe kayıt bırakma anlamında kurtulduktan sonra yazıya geçirir. Bir farkla ki kırk yıl sonra. Kitabı önemli kılan alanlardan biri yazımın kırk yıl ertelenmiş olması, bir başka ifadeyle ancak yazılabilecek güce sahip olunması ve kitaptan sonra intihar etmesidir. Zihin, bellek, yaşantı, ahlak, ideoloji, hepsinden önce insan olmak, insan kalmak ve insani miras bağlamında analizlerin yapıldığı bir kitapla karşı karşıyayız.
Toplama kampını insanlığın ‘dip’ deneyimlerinden biri olarak tanımlar. Medeni dünyanın ötekileştirerek kurduğu saltanat Alman ırkı üzerinden tavan yapar. Artık sadece Almanya ve   diğerleri vardır  o günün dünyasında. Bu anlam da insanlığın edinliği tecrübelerin geldiği noktayı açığa çıkartan bir  laboratuardır kamp. Kimyager olması hayatta kalmasının nedenlerinden biridir ama en önemli neden, diğer hayatta kalanların da yaptığı gibi insanlığından vererek, diğerinin hakkını alarak, sürekli bir utanma hali içinde yaşamayı becermesidir. Kamp hayatını yazmaz, -böyle bir beklenti zalimliğe eş değer yaklaşım olsa gerek- ama analizlerinin arasına serpiştirir ki bu kadarı bile fazla gelmekte, tahammül sınırlarını zorlamaktadır.
Kamp insanı, beden ve zihin bütünlüğünü koruyan ‘tipik tutuklular’ değil tam tersine moral çöküntüsü içinde güçlerini yitirmiş kişilerdir. Dünyanın dışında havada asılı kalmış kadın ve erkeklerdir. Levi’nin en çok sorduğu soru ‘neden’dir. Neden insanlık böyle bir deneyim yaşadı?, Neden insanlık buna engel olmadı?, Neden gereksiz şiddet uygulandı derken ‘şiddetin gereklisi var mı ki demeyi de ihmal etmez. Kamp hayatı içinden verdiği örnekler ise gerekli ile gereksiz arasında ki ince/kalın çizgiyi aşikar eder. Mevcut durumu anlamaya çalışma mücadelesi kitabın her yerinde kendini gösterir. Ne var ki gerek okuyucularının gerekse kurtuluştan sonra davet edildiği yerde kendisine sorulan; neden kaçmaya teşebbüs etmediniz, neden karşı koymadınız sorusunu şiddetle eleştirir. Bu anlamda soru eki mevcut duruma göre değişen anlam dairelerine işaret eder. Bununla birlikte her iki alanda da ‘neden’, insan olmanın nasıllığını göstermektedir: anlamaya çalışan insan ile anlamdan gittikçe uzaklaşan insan örnekliği ilkokul öğrencisiyle yaptığı konuşmayla dış dünyaya sunulur. Kaldı ki kampta hem direniş hem de kaçış eylemleri yapılmıştır ve çoğu hüsranla sonuçlanıp herkesin gözü önünde öldürülmüşlerdir. Bu durumda neden diye sormak anakronik bir tarih anlayışını göstermektedir. Olaylardan zaman olarak uzaklaştıkça artma eğilimi gösteren bu algı, aynı zamanda yaygın bir cehalet ve unutkanlığın işaretidir.
Levi inançsızdır. Kamp hayatı inançsızlığını daha da keskinleştirir. Ne var ki bir gün bir an duada sığınak aramanın çekiciliğine dahil olur. 1944 de yakma fırınlarına mı gönderilecek, yoksa hayatta mı kalacak kararını veren komisyonun önünden geçerken, yardım ve sığınak ihtiyacı duyar ve dua eder ama bu kararının yanlışlığının da farkındadır. Çünkü maçı kaybetmek üzereyken kurallar değiştirilemez. (121) Buna rağmen hayatta kalırsam bu talebimden dolayı utanç duyacaktım diye devam eden cümlesi Levi’nin kırk yıl sonra geriye dönerek  yaptığı kurguyu göstermektedir.
Levi’nin dil üzerinden yaptığı çıkarsamalar da önemlidir. Almanca bilmemek kampta suçtur ama bir günde başka memleketlerden topladığınız insanlar nasıl Almanca anlayabilir; bu durum insanları gaz odalarına göndermenin anlamsız ölçütsüzlüğüdür sadece. Kampta kullanılan en alçaltıcı kelimeler üzerinden yapılan baskılanma da karşımıza çıkar. Nitekim kitabının tercümanıyla bu konuda yaptıkları diyalogta bunu görürüz. Levi kampta kullanılan dili olduğu gibi yazar ve fakat bu kelimeler dış dünyada Almanca da insanlar için kullanılmadığından, anlaşılmayı olumsuz etkileyeceği kaygısı taşıyan tercüman itiraz edip yanılıyor olabileceği iması yapar. Levi  ise her şeyi hatırlamaktadır ve dilin aynı kalmasında ısrarcı olur.
Kitabın en ilginç kısmı ilk kitabının diğer dillere çevrilmesi taleplerine karşısında Levi’nin yaşadığı duygulanımların kaydedildiği bölümdür. Aslında Levi kitabını belli bir alıcı düşünmeksizin yazmıştır. İçinde taşıdığı, tüm bedenini kaplayan ve dışa vurmak istediklerini yazmıştır. Damlara çıkıp bağırmak da istemiştir ama ona göre bu işi yapanlar hem herkese hem de hiç kimseye seslenmiş olduklarından yazmayı seçer. Hepsinden önemlisi İtalyanlar için yazmıştır; bilmeyen İtalyanlar, evlatlar, bilmek isteyenler için yazmıştır. Ne var ki Almancaya tercüme talebi bütün büyüyü ters yüz etmektedir. Bununla birlikte henüz birinci derecede yaşayanlar hayattayken, yaşananların yazılması hesaplaşma vaktinin de geldiğini gösterir tercüme. Suç işlemişlik ya da kayıtsız seyircilik durumundan okur konumuna geçeceklerdir. Böylece Levi; ‘Onları bir aynanın önüne bağlayarak kendi kendilerini görmeye zorlayacaktır. (141) Burada kampta ki bir çok şeyin yanında özellikle çıplaklık durumlarına da işaret edilmektedir diyebiliriz. ‘Çıplak ve yalınayak bir insan, kendisini sinirleri ve tendonları kesilmiş gibi hisseder. Korumasız bir av durumundadır. Ayrıca ‘herkesin ortasında tuvalet ihtiyacını gidermek son derece sıkıntı veren yada olanaksız bir şeydir: uygarlığımızın bizi hazırlamadığı bir travma’. (94) Çıplaklık anlaşılır bir şey olmakla birlikte 'yalın ayak' olmanın travmatik yönü biraz abartılmış gibi geldi bana. Yoksa medeni dünyanın insanı  kendini ilkel kavimlere ait hissettiği için olmasın. Kaldı ki  zaten kampta bundan daha da aşağı düzeyde yaşamaktadırlar. Tercüme düşüncenin bir başkasınca düzenlenmesi olduğu için de  Levi kaygılanır. Bu konu sıkı bir pazarlık ve sürekli yazışmayla  istediği şekilde halledilir. Önsöz yazma talebini ise; üçüncü şahıstan ikinci şahsa geçmek olacağından kabul etmez.
Kitapda en genel geçer duygulanım bitişte yaşanır. Levi artık; ‘ergen olup evi terk eden ve çocuğuyla ilgilenemeyecek bir baba gibidir. (145) Bu anlamda Levi’nin hayatına dair önemli bir kısıma işaret eden yazım, tamamlanma süreciyle birlikte yaşamdan eksilmeyi de normalleştirmektedir sanki. Bir başka ifadeyle kamptan kurtulduktan sonra onu hayata bağlayan 'tarihe tanıklık etme' misyonunu da yazarak tamamlayan Levi için artık yaşam bir yük haline gelmiştir diyebiliriz.
İnsan, zaman, tarih kadar yazım insan ilişkisi, hatırlama – hatırda tutma ve bunların insana yaptığı baskılanımları görmek açısından da önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte insanın bu kadar dibe vurmasını engelleyecek mekanizmalardan uzak olmasını gözlemlemek de.
Nevin Meriç 27.6.2011
 
 
27.6.2011 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder
 
selam teşekkür ederim canım ufak bir kitap 183 sayfa ama çok önemli analizler var. Kampa olanlar satır aralarında yazıldığı için okunabiliyor ama sen bilirsin... kolay gelsin selam ve dua ile...
nevder
Nevin abla yazın gerçekten güzeldi, kitab otomatik olarak şekillendi kafamda ama okuyabilecek kadar cesaretim yok galiba. Kalemine sağlık, mürekkebine bereket ;)
selam teşekkürler canım. sağol. kolay gelsin selam ve dua ile...
nevder
nevincim gerçekten çok beğendim, hem kitabı, hem de senin değerlendirmeni. kalemine ve ömrüne hikmet ve bereket diliyorum.
fatma bayram


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.