BİR SAHTE DERVİŞİN ORTA ASYA GEZİSİ
0
Yorum
1811

kez okundu..

 

BİR SAHTE DERVİŞİN ORTA ASYA GEZİSİ- Arminius Vámbéry

 

Kitap Arminius Vámbéry'nin 1862 yılında çıktığı Orta Asya gezisini anlatmaktadır. 1832 yılında bugün Çekoslovakya sınırları içinde kalan bir kasabada yoksul bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğmuştur. Akıl almaz zekası ve filolojik yeteneği sayesinde sosyal çevresinde öne çıkmış ve on bir yaşından itibaren özel öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Bu yaşında Almanca, Macarca öğrenmiş, Tevrat’ı ezberlemiş, bildiği diller arasına Türkçeyi de katmıştır.

1857 yılında İstanbul'a gelen yazar, kısa zamanda paşa konaklarının aranılan öğretmeni olmuştur. Dönemin önde gelen devlet adamlarından Hüseyin Daim Paşa'nın konağına yerleştikten sonra popülaritesi iyice artan yazarın ismi de Reşid Efendi'dir artık. Konak günlerini ; 'Konağın kahyası ak sakallı bir Anadolu insanı, bana özel bir ilgi gösterirdi. Şark adetlerine aykırı bir iş yapınca her seferinde bir baba şefkatiyle dikkatimi çekerdi. Bağdaş kurarak oturmasını, yemek yemesini, selamlaşmasını, esnemesini bütün bu adetleri bana o öğretti' şeklinde yazar. Sonra Sadık Rıfat Paşa'nın konağına geçen yazar öğrendiği Osmanlı konak hayatı tefrişatıyla artık 2tipik bir Türk Centilmeni’dir. Daim Paşa sayesinde İstanbul'un en seçkin kişileri arasına girer ve Osmanlı'nın en nüfuzlu kişileriyle tanışır. Çok geçmeden Saray da ününden haberdar olunca Abdülhamid’in kız kardeşi Fatma Sultan’ın Fransızca dersi muallimi olur. Hariciye Nezareti'nde çevirmenlik de yapan yazar, başta Mithat Paşa olmak üzere ileride devlet ricali olacak bir çok önemli kişilere de öğretmenlik yapar.

Dört yıl süren İstanbul hayatında Orta Asya'dan gelen hacılarla karşılaşınca zihninde Macar dilinin köklerini araştırmak için bir Orta Asya gezisi yapmak fikri belirir. Büyük bir heyecanla 1862'de Budapeşte'ye gelir ve Bilimler Akademisi’nde Türkiye hakkında konferanslar vermeye başlar. Buradan elde ettiği kazanç ile tekrar İstanbul'a gelir. Sultan Abdülhamid ile de yakın temas kuran yazar İngiltere -Türkiye arasında aracı olarak da çalışır.  Dünya kamuoyuna Türkleri 'iftiraya uğramış bir ulus' olarak tanıtır. Kitabın girişinde yazar ile alakalı önemli bilgiler bulunmaktadır.  1913 de vefat eder.

19.yy ikinci yarısına gelindiğinde Orta Asya hala bilinmezliğini koruyor, ülkeyi keşfe çıkanlar ya öldürülüyor ya da köle olarak satılıyordu. Kendi halkının bile uzunca bir yolculuğa çıkamadığı coğrafyayı bir Batılının gezmesi adeta imkansızdı.  İşte böyle bir ortamda 28 Mart 1863 tarihinde yola çıkar yazar. Ona bu yolculukta yardımcı olarak referans kalemleri ise bir Osmanlı pasaportu, tavsiye mektupları, derviş kılığının yanında zekası ve yetenekleri olmuştur. Tam bir yıl süren yolculuğunda hanlık merkezlerini gözetmiş Hivye, Buhara, Semerkant kadar gitmiş dönüşünü de Herat, Tahran ve tekrar İstanbul üzerinden yapmıştır.  Dönüşünde uğradığı İstanbul’da ancak üç saat kalan yazar, getirdiği bilgi ve belgelerle ülkesine gitmiştir. Topladığı bilgilere ülkesinde itibar edilmese de İngiliz ve Ruslar tarafından ısrarla talep edilmiş yazar İngilizlere vermiştir.

Gezisi sırasında gördüğü yerlerin coğrafi özellikleri yanında halkın sosyo kültürel hayatı ve eknomik durumu da detaylarıyla anlatmıştır. Gittikleri yerlerde özellikle fiziğinden dolayı sık sık kendisinden şüphelenildiği için bir noktadan sonra yanında kağıt kalem bile bulundurmamış, bilgileri hafızasına kaydetmiştir. Bütün bunlara rağmen kitabında ki detaylar hafızanın kuvvetini göstermektedir. Theoder Herzl ise kendisini tanıdıktan sonra günlüğüne şunları yazmıştır. ' yetmiş yaşını aşkın bu topal Macar Musevisinin şahsında dünyanın en ilginç insanını tanıdım. Kendisinin Türk mü, yoksa İngiliz mi olduğuna bir türlü karar veremeyen bu insan Almanca kitap yazmakta, on iki dili aynı akıcılıkta konuşmaktadır; ayrıca ikisine ruhban olarak bağlandığı beş din değiştirdiğini iddia etmektedir...'

Kitap sosyo- kültürel detayları sunduğu için de ilginçtir. Türkmen kadınların işlerini anlatırken o kocaman kıl çadırları kurarken ve bozarken gösterdikleri maharete hayret hayranlık arası duygularını yansır satırlara. Ben ise değişmeyen kadın işine dair sürekliliği devam ettiririm zihnimde.

 Yazar İran'da itibaren bir hacı grubuyla düşer Orta Asya yollarına. Arkadaşları kendisine çok yardımcı olurlar ve toplum içinde Avrupalı olduğu bilinmesin diye arkadaşları ona ' beni ve arkadaşlarımı taklit et, halka efsun oku, nefes eyle. Gerçi Rum olmadığını biliyorum ama burada dervişlik iddia edip gerekleri yapılmazsa hemen şüphelenirler. Bunun için rastladığımız kişilere tam bir iktidarla bol bil dualar ve himmetler ve çağrıldıkça da hastalara gidip nefes eyle, çıkarken de elini uzatmayı unutma. Dervişin gelir kaynağını herkes bilir ve o gelmeden hediyesini hazırlar' tavsiyelerinde bulunurlar. Bu öğüdü yerine getiren yazar kısa zamanda kapısında beliren hastaların bolluğu karşısında artık kimine nefes eder, kimine muska yazarak karşılığında aldığı hediyelerden memnun ayrılır oradan.

Kitaptan anladığımıza göre Türkmen yönetiminde eski zamanlardan beri süre gelen bir idare biçimi görülmez. Bunun nedenini sorduğumda 'biz reissiz ulusuz, hiç bir zamanda üzerimizde bir reis tayin etmeyeceğiz. Çünkü hepimiz eşitiz. Herkes kendisinin hükümdarıdır' cevabını verdiler diye yazar. Türkmenlerin hem geçim kaynağı hem de eğlenceleri ise yağmacılıktır. Bir yağma tasarlandığında önce mollaların hayır duası alınır, davet edilen her Türkmen hemen silahlanıp atına biner, plan son derece gizli tutulur. Geceleyin her biri ayrı ayrı yollardan gelerek belirlenen yerde buluşurlar. Yerleşim yeri basılacaksa geceleyin, kervan şafak vakti basılır. Saldırganlar bir kaç bölüğe ayrılarak bir ya da iki nöbet saldırırlar. Bundan fazla saldırılmaz hatta ‘iki defa saldır üçüncüde dizginleri geri çevir’ şeklinde atasözleri vardır. Ganimet mallarının nasıl paylaştırıldığına dair de bilgiler bulunmakta kitapta. Orta Asya yolunda kervanlarla birlikte ilerlerken açlık susuzluk dahil bir çok meşakkatle de karşılaşır. Hatta gruplarından bazı hacıları yol şartlarının güçlüğünden dolayı kaybederler.

Uğradıkları kentler, evler, pazar, satılan mallar ve halkın davranma biçimleri de kitapta detaylarıyla bulunur. Semerkant'tan Herat'a geçerken uğradıkları Karşı kenti ise bahçesiyle dikkatini çeker yazarın. 'Karşı'da Kalenderhane adında geniş ve güzel bir bahçe bulunmasına çok şaşırdım. Bir su kenarına kurulan bahçenin iki yanında ağaçlar diziliydi. Bir çok güzel yolları ve iyi bakılmış çiçek tarhları vardı. Bahçe öğleden iki saat sonradan akşama kadar halkla doluyordu. Burada çevresi yer yer iki üç halka oluşmuş sevimli ve güleç yüzlü müşterilerle kuşatılan çaycı dükkanları vardı. Semerkant ve Buhara'nın korku dolu halkını gördükten sonra, gelenler için bu seyir yeri çok şaşırtıcı geliyordu. Halkı güzel huylu, ahlakı karakteri ve zarafetiyle ün salmıştı' diyen yazar günümüzde yaşananların hüznü içinde, ünlü Afganistan bahçelerini de hatırlatır bizlere.

Buhara'da ise önce Timur anlatılır. Dönemin Emir'ini sarayında ziyarete gittiğinde divan odasında 'Sultan Mahmud ve Sultan Mecid Han'ın dönemin Emir'ine gönderdikleri ‘cuma namazı kılınmasına izin verildiğine ve Emiru'l - Müminin ünvanı bağışladığına dair iki fermanın asılı durduğunu görür yazar. Belh'de ise inanışa göre Hz. Ali'nin türbesi vardır. Döneminde harabe olmasına rağmen sadece Mezar-ı Şerifte yetişen ve güzelliği ve kokusu açısından dünyada bir eşi daha bulunmayan Gül-i Sürh/ kırmızı güller yetişmektedir.

Semerkant ise medrese ve süslemeleriyle dikkat çeker. Bu medreselerin kaldırımları tuğladan yapılmış mozaiktendir. ' gerek bileşimleri gerek renkleri öylesine uyumlu ve güzel yapılmıştı ki, hayrette kaldım. Tuğlalar birbirine iyice kaynayıp pekişmiş olduğundan, bir çiçeğinin ucunu koparmak için bir hayli uğraştığım halde sağlam halde yalnız orta kısmını koparabildim' diyerek Batılıların Doğu'da yaptıkları yağma ve talanın ilk örneklerini açığa çıkartır adeta.

Abdurrahman Samipaşazâde Abdülhalim Bey tarafından dilimize çevrilen eser Kitapevi yayınevinden çıkmıştır. Hem içerik hem de gezi kitapları arasında önemli bir yer tutan kitabın bence en önemli eksikliği bir indeksinin yapılmamış olmasıdır diyebilirim.

Nevin Meriç 12.4.2014

12.4.2014 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.