BAUDOLİNO
0
Yorum
1783

kez okundu..

 

BAUDOLİNO
 
18.04.2011
 
Baudolino, kutsal Roma İmparatoru Friedrich’in manevi oğlu, duyduğu bir dili birkaç gün içinde konuşmayı beceren, onmaz bir yalancı, büyük bir seyyah olarak çizilen bir karakter. Umberto Eco, anlatmak istediği dönemin çok kültürlü yapısına, siyasi olaylarına, ülkelerin coğrafyasına, halkların folkloruna ve hepsinden önemlisi sahtelikler üzerine kurulmuş Hıristiyan inançlarına tek bir karakterin yaşamöyküsüyle değinmek istemiş de “Baudolino”yu yaratmış sanki.
 
İnançların, efsanelerin, mucizelerin, kerametlerin ve bunların oluşturduğu tarihin, nasıl da, tahmin edilemeyecek küçük anların ve o anlarda çok da uzak görüşlü olmadan üretilen, çoğu küçük ve masum yalanlardan oluşan anlık çözümlerin ürünü olduğu anlatılıyor bu romanda.
 
Şu alıntının da açıkça gösterdiği gibi, insanların beklediği şeyleri konuşma arzusunun insanı kusursuz bir yalancı yapmasının örneği bu hikaye.
“..İçimden bir denizkızı gördüğümü söylemeyi geçirdiğimde, herkes buna inanıyor ve aferin, aferin, diyordu bana, ne de olsa imparator, azizleri gören biri olarak yanında götürmüştü beni oraya…”
“Bu da sana sözcüklerini tartarak söylemeyi öğretmiştir.”
“Aksine, bu bana sözcükleri hiç tartmamayı öğretti. Nasıl olsa ne desem gerçektir, çünkü ben söyledim, diye düşünüyordum…”
 
Avrupa tarihi boyunca siyaset-kilise ilişkileri, önce kralların rahipleri aziz ilan etmesi, sonra da kendi krallıklarının, kendilerinin aziz kıldığı kişi tarafından kutsanmış olarak göstermeleri örneğinde olduğu gibi garip döngüler anlatılarak inceden inceye ti’ye alınmış oluyor. Aynen “Foucoult Sarkacı”nda olduğu gibi burada da ana fikir insanların önce bir yalan/gizem/sır icat etmesi sonra da kendi uydurduğu yalana köşeyi dönünce kendisinin de inanmasındaki akıl almaz trajedi konu ediliyor.
 
Her günahın cezası kendi cinsindendir, denir. Baudolino’ya da öyle oldu. Hayatının son dönemi kendisi gibi bir yalancı olan Zosimos’un ona sattığı hayallerin (Rahip Johannes’in Krallığı) peşinde harcanıp gitti.
 
Baudolino’nun ömrünün Rahip Johannes’in krallığını aramakla geçmesi aslında, Zosimos’dan da önce kendi hocası Otto’nun ona aşıladığı idealden ötürüdür: “Otto aniden ağzını yeniden açmış ve son soluğundan yararlanarak fısıldamıştı: “Baudolino, Rahip Johannes’in Krallığı’nı unutma. Ancak o aranarak Hıristiyanlığın bayrağı Bizans’ın ve Kudüs’ün ötesine götürülebilir.”
 
Bir yalancının hatıratı da diyebiliriz bu romana. Yalancının hatıratı ne kadar hatırat sayılırsa artık. Gerçek nerde bitiyor, kurgu nerde başlıyor belli olmayan bir tür ortaya çıkıyor böylece. Zaten kitapta da gerçek tarihi olaylarla fantezi ve kurgu iç içe geçmiş durumda. Yer yer bazı sahneler “Yüzüklerin Efendisi” ve “Ben Cyrus”u andırıyorsa da Eco hakkındaki hüsnü zannımızı koruyup üçü de tarihi fantastik roman olduğundandır dedik.
19.4.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.