ARAMAKLA BULUNMAZ
0
Yorum
1865

kez okundu..

 

ARAMAKLA BULUNMAZ/ İsmail Kara
 
Haziran 2011
 
İsmail Kara’nın kitaplarını beğenirim. Üslubunu, ele aldığı konuları, geçmişi, geleneği komplekssiz, telaşsız bugünün insanına tanıtma çabasını…
 
Üslubunu beğenirim. Eski ve yeni kelimeleri bir arada, rahatsız etmeden, abartmadan, tasannuya kaçmadan kullanışını, okurla ikili sohbetlere girişini, ironik dilini beğenirim. Okutur kendini, hem de zevkle. Geçende küçük bir deneme yaptım. Kitabın, Osmanlıca ifadelerle iç içe geçmiş bir paragrafını (Saydım; 13 satırlık paragrafta, günlük hayatta artık sıkça raslamadığımız 10 kelimeyi pek çok güncel kelimeyle yan yana kullanmış.) yabancı kolejlerden birinde okuyan küçük kızıma okudum, bakalım anlayabilecek mi diye. Anladı. Sanırım bu İsmail Kara’nın dili kullanmadaki becerisini gösterir. (hadi tevazuyu bırakıp, birazcık da olsa, çocuklarımızın eğitiminde bizim başarımızı da gösterdiğini dile getirelim.)
 
Ele aldığı konuları beğenirim. Teferruata dairdir (en azından ben onları okumayı tercih ediyorum). Anlattığı dönemin adetini, insanını, günlük hayatını, edebiyatını, musikisini, hatta yazılı bir belgeden bahsediyorsa kağıdının cinsini bile öğrenirsiniz.
 
Geçmişi kutsama noktasına varan “ah o eski zamanlar” özleyişi benim için hiçbir zaman cazip olmamıştır. Genel anlamıyla, metodik açıdan, hemen her konuda “geleneksel” olduğumu beni tanıyanlar bilir. Düşünsel açıdan evet öyleyim ve bu yolun doğruluğuna yürekten inanıyorum. Ama, bir kadın olduğum da dikkate alınırsa, kitaplarda anlatılan o eski zamanların bir ferdi olmak istediğimden emin değilim. Sözgelimi bir alimin hayatını anlatırken cinsiyetini göz ardı ederek okuduğumda ilme hevesine, çevresindeki imkanlara, tanıştığı insanlara, bulunduğu muhitlere, kendini ilme adayışına, gece gündüz demeden çalışmasına imrenirim. Ama sonra bir kadın olduğumu hatırlar ve eğer aynı dönemde, aynı çevrelerde yaşıyor olsaydım bile aynı imkanlara ulaşamayacağımı bilip, o engellerin bir kısmı bugün de devam ediyor olmasına rağmen yaşadığım zamanın şartlarına şükrederim.
 
“Aramakla Bulunmaz” tesadüflerin, tevafukların, kitap sayfaları arasında sürdürülen arayışların, arayıp da bulamayışların, o anda aramadığını buluşların hikayesi. O, hemen göze görünmemenin, kendini açık etmemenin de melamimeşreplikden geldiğini öğreniveriyoruz satır aralarından: “Bu memleketin mecmuaları da risaleleri gibi melamimeşreptir! Kendisini gizler, garip kisvelere bürünür, dahası bundan zevk alır…” Sıkıntılı arayışların, doğru dürüst arşiv sahibi olamayışımıza söylenmeler eşliğinde sürdürülmesi beklenirken, birden bire aranan mecmuanın şahsiyete bürünüverdiğini görüyoruz. Bununla da kalınmayıp, aranan mecmuaya “melamimeşrep” bir şahsiyet uygun görülerek, bu bulunamayışa manevi bir saygınlık kisvesi giydirilmesi, küfürler eşliğinde bir yorgunlukla sürdürülebilecek sonuçsuz arayışların elinizdeki kitaba dönüşmesi ile ödüllendiriliyor.
 
Bu iç içe geçmiş arayışların öyküsü olduğundan mıdır nedir, kitabın konuları da sanki laf lafı açmış da sürüp gitmiş bir sohbet tadında. Üç sayfalık ilk yazıda rüyalardan ve sayıların esrarından bahsederken yakın tarihimizin kültür edebiyat ve ilim çevrelerinden tam 12 kişinin ismi geçmesi bu sohbetlerin ne denli öğretici olduğu hakkında bir fikir verebilir.
 
Kitabın tamamında pek çok yazar, şair, alim, araştırmacı, yayıncı, gazeteci, muhabir ve daha bilmem hangi sıfatla nitelenebilecek kültür adamının ismini görmek mümkün. Bunların her birini olmasa da en azından kendi tanıdıklarını, kişisel farklarını ifade edecek şekilde vasıflandırıyor İsmail Kara. İşte bir örnek: “Teracim-i ahval mülkünün sultanı Ali Birinci üstadımız.”
 
Hemen her konuda bahsettiği kişiler zihnimdeki yeriyle örtüşürken (tabii ki evvelce hakkında bir şeyler duyduklarımdan bahsediyorum) beni şaşırtan sayfa 108 ve devamında nedense zihnimde “dinsiz” diye kodlanmış Rıza Tevfik’in bir icazet merasimine katıldıktan sonra yazdıkları oldu.
 
Tevfik Fikret’i anlattığı bölümün sayfa kenarına da yazmışım: Bir insanın fikirlerine, üslubuna ve tarz-ı hayatına etki eden faktörler arasında en önemlisi o kişinin karakteri. Kişi bu tesirden tam olarak korunamadığı sürece adalet ve hakkaniyet ehli, fikir ve görüşlerinde isabet ehli olabilir mi? İşte bu tesirin, haddini aşarak insan hayatını nasıl yönettiğini, büyük şairi anlatırken Ziya Gökalp şairin kendi mısralarından biriyle dile getiriyor:
“Bir kalb-i âteşîn ile bir fikr-i bî karar”
 
Yazar hemen her yazısına, konuyla ilgili olmak üzere kendi hayatından küçük bir anekdotla başlıyor. Böylece; üslup samimileşiyor, yazarın konuya yakınlığı ve ilgisi ortaya konmuş oluyor, ayrıca okuyucunun merak duygusu uyandırılarak sürükleyicilik sağlanmış oluyor.
 
Bazı konuların sonunda verilen ekler meraklısı dışında benim gibi sıradan okuyucu için çok hevesle okunmasa da zamanın dili, üslubu ve bakış açısı hakkında fikir vermesi açısından yine de okunası metinler.
 
Kitabın sonlarına doğru nefis bir yazıyla hüsn-ü hatime yapabilirsiniz: “Ramazanlık Bir Yazı: Üç Cer Vakası ve Onlara Ulaşmak İçin Mahrem Hikayeler”
 
22.6.2011 tarihinde yazıldı..
Fatma BAYRAM

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.