2016 RAMAZAN AYININ İKİNCİ CUMASI
0
Yorum
869

kez okundu..

                                                2016 RAMAZAN AYININ İKİNCİ CUMASI

SULTAMAHMET    CAMİ 17.6.2016

Teravih çok geç kalıyor diye cumalara gitmeye çalışıyorum. Dolayısıyla 2016 yılı Ramazan ayının ikinci cuması için önceden hazırım. Geçen haftadan tecrübeliyim artık cami ve vakit tayini konusunda. Daha sakin bir yürüyüşle Marmaray’ın yolunu tutuyorum. Hava çok sıcak. Ramazan ve cuma tam bir samimiyet testi diyorum. Yoksa bu hava şartında dışarıda olmak hiç akıl karı değil. Hele işi olmayanlar için. Neymiş cemaatle namaz bütün elektronik gelişmeye rağmen insanı evinden çıkartıp yürüyüş yaptırıyor işte. Namazın online yok çok şükür...

Marmaray’a yaklaşırken treni kaçırdığımı görüyorum. Buna yetişsem iyiydi ama rahat sıkıntı yok. Allahtan seferlerde aksama olmuyor biri gidip biri geliyor.  Yine valilik çıkışından Babıali yokuşuna yöneliyorum. Burası bana daha kestirme geliyor. Zaten kestirme hastasıyım. Bir menzile en kısa yoldan nasıl hangi vasıtalarla gidilir hep bu hesaplar yapılır yola çıkmadan veya yolda... Yolda Sultanahmet cuma cemaati olanlar da katılıyor bir izci taburu misali yol alıyor cemaat. Firuzağa cami yolunda bu daha çok belirginleşiyor bu tablo. Cami güzergahında yol alan cemaati görünce hep Nasr suresi aklıma gelir de bir ürperti tutar. Fevc fevc namaza koşan müminler. Kabirden de böyle kalkılıp fevc fevc yol alınacak.  Firuzağa caminin önünde bir ağaç kurumuş. Beyaza boyamışlar bir kaç da kandil takmışlar olmuş sanat eseri. Ağaç mı suni mi bilmiyorum. İnceleyecek vaktim yok. Güzel bir akıl ama o kadar yeşilin içinde bembeyaz sırıtmış. Araziye uydursalarmış sanki daha güzel olacakmış..

Bölgenin eski fotoğraflarında caminin hemen dibinde bir çok ev var. Öyle cami çevresini peyzajı diye bir şey yok. Firuzağa’nın yanındaki üçgen de İstanbul’un ilk parklarındanmış. Kamusal alan yani. Nevhiz’in günlüğünde geçer. Nevhiz’in annesi Süleymaniye’de köşkün bahçesinde sıkılan bir yaşında kızını gezdirmek için bu parka getirirmiş. Ahmet Nedim yani baba çok güzel anlatıyor o yılları… zihnimde bu düşünceler dolaşırken birden yanımda camiye ilahi mırıldanarak giden yaşlı bir amca beliriyor. Belki de dua ediyor ama o kadar keyifli ki düğüne gider gibi. Hoş bir Müslümana cuma nasip oluyorsa bu aynı zaman da düğün olmalı bence. Elbisesi uzun Pakistanlı mı, Hintli mi anlayamadım. Allah kabul etsin ne diyelim. Avludan giriyorum. Erkekler tarafının kapısı görüş hizamda baktım bir kaç kadın giriyor. Ben de şansımı deneyeceğim. Bu taraf camiye girişte daha kestirme… bir kestirme daha. Ben de zaten özet bir ifadeyle kestirme bir insanım… laf kalabalığına hiç gelemem. Düşündüğüm gibi oldu kapıdan giriyorum. Geçen haftadan daha çok cemaat var gibi görünüyor veya benim on dakikalık rötarımın sonucu. Bu gibi durumlarda da hep Marakeş aklıma geliyor. Cuma için bir önceki gün girdiğimiz kapıya geldim içeri baktım erkekler kapıda asker. Salat dedim buyur dedi. Buyurduk da burası erkekler tarafıymış neredeyse camiyi boydan boya içeriden geçip kadınlar yerine gitmek durumunda kaldım. Cami dolu adım atacak yer yok. Askere söyleniyorum niye izin verdi diye. Hoş caminin dışından yönlendirse namaz geçerdi vakit çok daralmıştı. Marakeş cumasının böyle bir hatırası oldu. Neyse Sultanahmet o kadar dolu değil henüz. Hemen merdivenlere yöneliyorum. Ve ön sırada geniş oturan safa dahil oluyorum. Yanımdaki hanımın üç veya dört yaşında kızı var. Yabancı Suriyeli mi, Lübnanlı mı anlayamadım. Zengin takımından namaza gelmişler. Balkon da daha önceki cumalar kadar dolu değil. Dolayısıyla yer bulmak kolay oluyor. Bu  bölge görevlilerden azade. Gerekmiyor da insanlar rahat rahat istedikleri  yere konuşlanıyorlar.

Vaiz kürsüde güzel konuşuyor. Bugün öğrenciler karne alıyor. Ben de yeğenlerimi dürtüyorum sürekli sonuç nedir diye. Neyse biri takdir biri teşekkür almış. Bu seneyi de kurtardılar. Telefonumu sessize alıp  cami cemaatine dahil oluyorum. Zaten ezan da okunuyor. Vaiz de vaazını bitirdi. Müezzin mahfili yine eğlenceli ufak bir grup koyu sohbette sanki uzunca bir süreden beri ilk defa görüşmüşler madunda.

Birden tekbirin sesi duyuldu. Kim söyledi şimdi. Mikrofonları düzeltiyorlardı o arada komutu da vermişler demek ki. Sünnete başladık. Yanımda yine bilmeyen bir hanım diğeriyle konuşuyor. Sünneti kılsın da selamdan sonra bakarız. Sünnet bitti....

İç ezan okunuyor. Kıraat çok güzel. Her bölgenin kendi okuyuşu kendi mekanlarında güzel oluyor diye düşünüyorum. Bu anlamda Arap okuyuşunu bizim camilerde doğru bulmuyorum. Müezzin İstanbul ağzıyla okuyor sanki çok güzel. Hoş ben İstanbul edasını biliyor muyum. Kitaplarda okumuştum ama unuttum. İnce bir nüans varmış... Bilenler yazmış okuduk ama insan nisyanla malum... Ezan yasağı kalkalı 66 yıl olmuş. Bunu da kutladık. Hasan Aycın günün anısına cami ve minareyi ters gösteren bir karikatür çizmiş. Çok anlamlı 16-17 sene bu millet kan ağladı az gariban hapislerde sürünmedi Arapça ezan okudu diye ... Bunları söylediğinde geçti o günler diyorlar. Öyle geçmiyor deliyor, kanatıyor, izi kalıyor, satırlara yazılıyor her daim önünüze çıkartılıyor. Bence de geçmemeli hatırlanmalı bu günlerin öncesinde olanları ki müdahil söylemler hizaya gelsin. Bir dindarlaşma söylemi gidiyor. Geyler Ramazanda yürüyüş yapacak, adına da onur yürüyüşü diyorlar. Pardon da bunun onurla ne alakası var. İşte böyle kavramlar alt üst ediliyor. Valilik izin vermedi bu hafta sonu Taksim şenlikli yani. Nereye dağıldım böyle.

İmam hutbeye çıktı. Geçen haftaki değil. Aklıma geçen haftakinin misafir olabileceği de geliyor. Bakalım haftaya belli olur. Hutbe çocuk ve cami ilişkisine dair. Yaz kursları ayın yirmisinde başlayacak o da atıf var. Hutbenin sonunda imam bazı hatırlatmalarda bulunuyor. Çocuklar camiye gelecek ama anne babalar sahip çıkacak yanlarına safa alacaklar diyor. Güzel facebookda bunu tartışmıştık. Çoğunluk bu görüşte… Ben de aynısını yazmıştım. Çocuk cami, cemaat, namaz, sanat, birlikte olmak vs bir çok güzellikler için camide; yoksa cemaat farza durunca arkada halı sahada maç yapsın diye değil. Büyükler yanlarına alsalar teker teker onlar da namaz kılar. Arkada bir arada olunca rahat durmaları eşyanın tabiatına aykırı. Bu anlamda imama katılıyorum. Bir ihtar daha namazda setriavret eksikliğine; beliniz göbeğiniz açılıyor bu namaza manidir dikkat edelim. Bu ihtar hanımlara olması lazım erkeğin setriavreti bermuda... İmamın hanımlar diye dikkat çekmemesi de iyi bir şey. Demek ki anlaşılıyormuş illa kürsülerden bağırmak gerekmiyormuş hanımlar diye…

 

 

 

Hutbe bitti şimdi de İngilizce özete geçti. Bu ne şimdi kaç tane İngiliz var camide…  cemaate eziyet. Boğaziçi veya şehirde kıldırsan olur hutbenin hepsini ingilizce oku. Bu İngiliz tahakkümünü minbere de çıkardınız ya pes artık. Bari İspanya’daki gibi namazdan sonra okunsa.  İngilizce hutbe aklıma köye medeniyet götürmek için giden senfoni orkestra konserlerini getiriyor. Bir köylü hanıma nasıl buldunuz diye sorulduğunda : bu köy kurulalı beri böyle eziyet görmedi demiş. Eee köylü bu feraset sahibi dikkat etmek lazım çok bilmişlik yapmamak lazım. Neyse o da bitti elhamdülillah

Sırada kamet var. Namazı uyuşuk ayakla kılmak istemediğimden ilk tekbirle ayağa kalkıyorum. Yanımdaki kadına da işaret ettim o da kalktı. Şimdi imama uyup cumanın farzını kılacağız dedim. O da yabancı galiba. Namazda kıraat güzeldi Gaşiye  bir sure daha okundu. Surelerde ki insicam kıraatin güzelliğinde daha belirgin oluyor. Aslında mesai zamanı olsa imam uzun sure okudu derdim ama kıraate dahil olarak namaz kılmak da bir başka oluyor, insan hiç bitmesin istiyormuş. Tabi imama tabi olduğumuzdan içimizden okuyoruz. Okuyuştaki ahenk anlamla da birleşince insanı alıp götürüyor. Birden okuduğum hatırattaki Kerküklü tüccar aklıma geldi. İş için İstanbul'a gelip bir kaç gününü de sırf Abdürrahman Gürses hocayı dinlemeye ayırırmış. Hoca onu gördüğünde her ne iş üzere olursa olsun bırakır okumaya başlarmış. Hatta emekli olduğunu bilmediğinden Beyazıt caminde bulamamış sormuş soruşturmuş Fatih Cami’nde demişler de hemen oraya gitmiş.  Hoca onu görünce ona da bize de güzel bir Kur'an ziyafeti çekti diyor hatırat sahibi. Ya bir zamanlar güzel Kur'an okumaya da dinlemeye de teveccüh varmış. İnsanlar sırf bunun için mesai harcarlarmış. Şimdilerde yok meal yok anlama diye ortalık vaveyla dolu. Bunun sonu da kaybolan güzel Kur'an okuma ve dinlemeye dair eylemler adetler oldu... Onu da kaybettik işte ...

Namaz bitti sıra sünnet dört rekat cumanın sünneti kılınacak diyorum yanımdaki hanıma... Namaz bitince öğle namazını imam kıldırmayacak mı diye sordu. Caminin yarısı boşalmış öğle namazı da ne demek şimdi. Hayır bu gün öğlen vaktinde camide olanlar cuma kılar, başka namaz kılınmaz diyorum. Biz Adapazarı'ndan geldik o zaman mescit namazı kılayım diyor. Artık ses çıkar mı yorum. Tesbihi bekliyoruz. Cami boşalınca hava cereyanı kendini hissettirdi. Cami doluyken çok sıcaktı, adeta nefes alınamıyordu. Bugün bütün paketin sonuna kadar bekleyeceğim. Tesbih bitti salaten tüncina okunmaya başlandı sıra duada. Güzel bir dua kısa ve öz ama duayı yapan Fatiha demeyi unutup, sonraki programın düzenlenmesine geçti. Şimdi mukabele var şu cüz okunacak diye bilgi veriyor. Hey Rabbim bir Fatiha deseydin de duamızı kapatsaydık elinde mikrofon olan hoca... Neyse kendi Fatiha’mızı kendimiz söyleyip okuyoruz. Merdivenleri indim ama  bütün kapılar dolu kalan cemaat hep birlikten kapıya yönelmiş anlaşılan. Biraz da aşağı bölümde bekliyorum nihayet kapılar da boşaldı. Ben de camiden rahatça çıktım. Böylece en uzun camide kalma rekorumu kıldım. Hem de cuma paketinde olanların hepsini de yerine getirdim... Allah kabul etsin… İki cumamız kaldı. Ramazanı da yarıladık böylece…

Nevin Meriç

18.6.2016

19.6.2016 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.