1896 BAHARINDA BURSA
0
Yorum
1517

kez okundu..

1896 BAHARINDA BURSA (Hüdavendigâr Vilâyeti'nde kısmen bir cevelan) FATMA FAHRÜNNİSA HANIM Başlıktan da anlaşılacağı üzere kitap Fatma Fahrünnisa Hanım'ın 1896 yılında yakını bir kaç hanımla ile Bursa'ya yaptıkları 15 günlük gezi hakkında tuttuğu günlüktür. Fahrünnisa Hanım Hanımlara Mahsus Gazete de yazmaktadır. Bu günlüğü de gazete de tefrika edilmiştir. Nezaket Özdemir tarafından günümüz diline uyarlanırken orijinal metin de arkaya eklenmiştir. Böylece dile ait güzellikleri nüansları da gözlemlemek mümkün olurken gazete Latin harfleriyle basılması döneminde dil hakkındaki tartışmaların geldiği yeri göstermesi açısından önemli bir duruşu göstermektedir diyebiliriz. Fahrünnisa aslında gemiyle bir Akdeniz seferi daha doğrusu Giritli olduğu için oraya gidip aile büyüklerinin mezarını ziyaret etmek istemekte ve fakat evdeki muhalif duruşlara mukavemet edemediğinden Bursa ile iktifa etmektedir. Günlük geziden 9 ay sonra kaleme alınmıştır. Gazetede tefrika edilmesi ise latin harfleriyle olmuş. ( 1895-1908) Kitabı ilginç kılan bir çok özelliği olmakla birlikte öncelik, bir grup hanımın yaptıkları seyahat olmasıdır denilebilir. Osmanlı Batılılaşmasının önemli izlerini taşıyan kitap kadın seyahati açısından da dikkat çekicidir. Günlük şeklinde formatlanmasıyla da benim alanıma girmektedir. Fahrinnüsa Hanım 4-5 yaşlarında iken dedesi Ahmet Vefik Paşa'nın Bursa Valiliği sırasında bir sene Bursa’da yaşamıştır. Bu yüzden yaptığı gezide de sık sık eski yeni karşılaştırması yapar. 1896 yılı Nisan ayında beş kişilik bir arkadaş grubuyla geldikleri Bursa'da 11 gün kalmışlar, kalan günlerinde de Eskişehir ve İzmit'e de uğradıktan sonra trenle Haydarpaşa'ya gelmişlerdir. Kitap hem seyahatname hem de günlük açısından eğitimli bir Türk hanımın yazdığı tek Bursa kitabıdır. Sayfalar arasında cevelan ederken hem Bursa'nın o yıllarını, hem Osmanlı Batılılaşmasının kadın bağlamında ulaştığı seviye çok rahat gözlemlenmektedir. Bir başka önemli nokta ise günlük takvimi Ramazanı gösterirken metinde konuyla ilgili her hangi bir işaret, iz bulunmamasıdır. Bunun gazetede tefrika edilmesi sürecinde olmuş olabileceği de ihtimal dâhilindedir. Nitekim günlüğün bazı bölümleri yazılamamıştır. Elimizdeki eser de gazetede tefrika edilenin kitaplaştırılmış halidir. F Fahrünnisa Hanım günlüğü yazma konusunda herkesin bildiği ve tanıdığı ve çok güçlü kalemlerin tavsif ettiği yerleri yazmanın ne faydası olacaktır şeklinde bir tereddüd yaşamakla birlikte herkesin kendi duygu ve düşüncesinden bahsetmesi gerektiğine inandığından soba ve mangal başında okumak isteyen kadınlar için yazmayı uygun bulur. Dönemin algı ve ben ilişkisi satırlarda kendini belli etmektedir. Baharın ilk günlerinde odasının penceresinden Boğazı seyrederken ta Fatih’ten dönemin Padişahına kadar bir dizi büyükler havsalasından geçerken onlara yapılan dua ve gündelik hayatın duayla içkin yapısı da satırlara yansır. Günlüğün ilk sayfaları Allah-ı Teala’yı tazim ve hürmetle başlar ve ileri ki sayfalarda da yaşanan olumsuzluklar ben/in duygu ve düşüncesi üzerinden yorumlanır. Kadınların en temel sorunu olan 'izin' konusu seyahatin belki de en meşakkatli bölümüdür. Bütün nüanslarıyla günlüğüne yansıttığı sıkıntılar Fahrünnisa Hanımın okuyucuya vermek istediği mesajla da ilişkidir. Verilen kararı gerçekleştirmek için gerekli olan çözüm arayışları da bu konuda açığa çıkar. Nitekim Fahrünnisa Hanım’ın annesini anlatırken; her işin sonunu ince ince hesaplayan bir karakterde olan validem bu alanda pederin yerine de söz sahibidir’ demektedir. Konuyla alakalı bütün yöntemler denendiği halde anne ciddi muhalefet eder ve ‘bedenen bir takım eziyet ve zahmetlere maruz kalacağına rahat rahat odanda otur da hayalinde arzu ettiğin yerlere seyahat et demiyor muydun ... ?bu konuda zevzekliklerden vazgeç de ne yaparsan yap demesin mi?’ diyerek annesinin ters köşesinden haberdar eder. Bu satırlardan anlaşılacağı üzere kadın hareketliği daha çok hayaller üzerinden olmaktadır diyebiliriz. Bu cevaba çok üzülen Fahrünnisa h ' ey okuyan kadın kesinlikle karar verdiğimiz bir şeyden yine kesinlikle men edilmenin tesirini elbette hissetmişsinizdir... Belki de benim ahmak olduğumu düşünürsünüz. Fakat ne yalan söyleyeyim tatlı tatlı inşa ettiğim binayı hayal ederken, böyle birden bire viraneye dönüşmesinden pek üzüntü duydum' diyerek duygularını okuyucuyla paylaşır. Fahrünnisa h sık sık ben/ini olumsuz duygu düşünceyle tavsif edip adeta nefs musahabesi yaptığını da görmekteyiz. Günümüz algı kalıplarının çok dışında olan bu yaklaşım dönemin din, dindarlık ve tasavvuf terbiyesinin bir yansıması olsa gerek. Aklına seyahat etmeyi koyan Fahrünnisa Hanım için çözüm yolları tükenmemiştir ve yanlarında yaşayan büyük anneye başvurulur. Ne var ki büyükanne de; ‘ seni hiç lüzumsuz yere taşraya gönderebileceğime ihtimal verebilir misin? Diyelim ki annen izin verdi. Bakalım ben izin verecek miyim ki? cevabıyla adeta yıkılır. Fakat yine de ısrarından vazgeçmeyen Fahrunnisa' ya annesi son olarak' olmaz kızım, sana hiç bir vakit gönül rızasıyla git demem. İstersen git fakat rızam olmamasına rağmen bana karşı gelerek gitmiş olursun' cevabıyla karşılaşır. Valideye karşı gelmek ise dönemin adetlerine ters bir tavırdır. ‘Allah esirgesin ! Valideye itaatsizliğin öteki dünyaya ait sorumluluğu şöyle dursun (neuzu billah – asıl o müthiştir ya) vicdanın ve nereye kaçsam dilinden kurtulmak mümkün olmadığı gibi azarlama, tenkit edilme korkusu ve hissinden nereye kaçıp kurtulayım' bununla birlikte anne yüreği kızını üzmeye ve engel olmaya daha fazla dayanamaz ve 'Akdenizde bir seyehat yerine daha yakın bir yer mesela Bursa diyeydin olabilirdi' der. Buna çok sevinen Fahrünnisa hemen durumun muhasebesini de yapar; azın kıymetini bilmeyen çoğunkini de bilmez. Küçük şeylere kanaat etmeyenin büyük bir şeyi ele geçirdiği zaman bile kanaat edeceği şüphelidir. Zaten Bursa Şehri benim için biraz geçmişte yaşanmış hoş hatıralara sahiptir. Çocukluk günlerimin bir sene gibi kısa bir süresi Bursa'da çok güzel bir şekilde geçmedi mi? Şairin geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer. İnanır mısınız dört yaşındayken gidişimi, geçtiğimiz nisan ayında daha dokuz ay önceki gidişimden daha iyi hatırlıyorum. Bu satırlar, Osmanlı Batılılaşmasının kadında ki değişimi göstermesi açısından önemlidir. Aynı dönemde ve aynı evde yaşayan üç kuşak kadının aynı konuda gösterdiği farklı karşı duruş kadın eğitiminin neden olduğu algı değişimi olsa gerek. Fahrunnisa'nın kadın seyehati konusunda ısrarı ise döneminde gördüğümüz yurtdışına eğitim maksatlı çıkan kadınlardan aldığı güç olabilir. Her ne kadar bazı çevrelerce eleştirilse de devlet bursu alarak yurtdışına okumaya gitmiş hanımlara rastlanmaktadır artık. Bu konu için arşiv belgelerinden hazırlanan (Avrupa'da Osmanlı Kızları Güldane Çolak, Heyamola Yayınları) kitabına bakılabilir. Kitapta Bursa'nın tarihi ve tabiat güzellikleri de oldukça geniş bir şekilde anlatılır. Bunun yanında kaplıcalar, evliyalar, ipek fabrikası, arabalar, oteller, tren, medeniyet ..vs değinilir. Fahrünnisa hanım ipek fabrikasında gördüğü işçi kadınları emekle ilişkili olarak olumlu anlamda tanımlarken, yaşam şartlarının getirdiği külfetlere de dikkat çeker. Ve şehirde yaşayan özellikle üst tabaka kadınlarıyla karşılaştırma yapar. ' onlarla bizim hayatımızı kıyaslayınca bizim içinde bulunduğumuz refah ve rahatlık gözümde layık olduğu derecede kıymet buldu ve Allah'a şükürler ettim. Fakat bazı hususlarda onların bize göre üstün olduklarını ve Allah'ın rızasını almış olduklarını vicdanen tasdik etmek durumunda da kaldım. Çünkü geçimini sağlamak için el emeği ve alın teriyle yapılması haram olmayan işlerden olduktan sonra çalışan çok takdir ederim. Erkek olsun kadınlar olsun benim nazarımda insanların kadri ve kıymeti pek değerli olup emek gösterdikleri ölçüde yücelir.' diyerek, çalışan kadını olumlarken Fahrunnisa hanım ' bilmem siz bu düşünceyi nasıl karşılarsınız?' demeyi de ihmal etmez. Bu satırlarla döneminde çok konuşulan kadının çalışma hayatıyla ile gündeme de göndermede bulunur. Sonra da kendi ve sosyal çevresine ait kadınları değerlendirmeye başlar; ‘biz onlara göre neyiz ki? Bir sürü tembel ve rahatına düşkün bir şekilde evlerde oturup; biz açız, bizi doyurun ve elbisesizi, titriyoruz bizi giydirin' diyoruz şeklinde ev hanımlığını eleştirir. Bu yaklaşımı kadın özgürlüğünü kamusal alana çıkma üzerinden kodlayan modern algıya nazire şeklinde tanımlayabiliriz. Bari bizi böyle rahat ve bolluk içinde yaşatanlara şükranlarımızı onların saadetlerini sağlamak için çalışmaya gayret göstersek. Bize ait olan işler ve meseleleri güzel bir şekilde yerine getirsek yine de iyi. Fakat nerede? Tabiatın kadına yüklediği görevleri bir bir sırtımızdan attık. Çocuk bakımında çocuk doğduktan sonra sütanne ve çocuk bakıcılarının kucağına teslim ettik. Sonra sırasıyla dadı, mürebbiye, öğretmen ellerine teslim ederek yakayı kurtardık. İhtiyacımız olan her şey için açılmış çeşitli mağazalar ve terziler emrimize amadedir. Bu nedenle kendimizi dikiş ve biçki gibi zahmetlerden kurtardık. Yemek pişirme ve buyur edilme işini de aşçılara bıraktık. Diğer işleri de cariye ve hizmetkârlar yapıyor. Bize ne kaldı? Yapılan bu işlere düzgün bir şekilde nezaret etmek ve yönetmek. Avrupa'da kadınların erkek işi olarak vasıflandırdığı avukatlık, doktorluk, mühendislik gibi işleri yapmasını da hoş karşılamayan Fahrünnisa hanım sabahtan akşama kadar evin dışında çalışmanın kadını yoracağı ve kendi işlerini yapmaktan alıkoyacağını söyler. Ona göre asıl şeref sahibi kadınlar vazifeşinas ve devamlı çalışan Müslüman kadınlara aittir ki, giyecekleri gömleğin pamuğunu bile kendileri bükerler... diye emek yoğun çalışmayı gerçekleştirenleri olumlar. Bununla birlikte Medeniyetin şehir hayatına getirdiği kaos ve ahlaki zafiyetten de muzdarip olan Fahrünnisa Hanım' ah medeniyet ah ne olurdu? İçinde olduğun yeri şimendifer, telgraf, telefon, elektrik ve benzerleri gibi icat edilmiş şeylerle güzel ve faydalı şekilde süslemek ve aydınlatmakla yetinsen de ateşin odunu yakmasın gibi insanlık faziletlerini ortadan kaldırmasan' demeyi de ihmal etmez. Bu düşüncesinin delil gerekeceğine inanan Fahrünnisa H, Paris'i örnek verir. Örneğin konusunda da eleştiri alacağını düşünen Fahrünnisa Hanım gelecek eleştirileri de; sen bizi kültürsüz sanma hemen depdebeye kanıpta araştırmadan fikir ileri sürüyoruz zannetme. Yılanın saçtığı zehrin renk renk boyalı ve süslü olduğunu bilmez değiliz diyerek fikirlerini kuvvetlendirir. Fahrünnisa H fikirlerini teyit için gösterdiği çaba toplumsal alanın kadın algısı ve bilgisi konusunda taşıdığı önyargıları giderme olarak da düşünülebilir. Bursa ve civarını gezen Fahrünnisa Hanım on bir sonra sıkılmaya başlayınca arkadaşlarına eve İzmit’ten dönmeyi teklif eder. Onların da onayıyla yanlarında koruma görevini üstlenen iki süvariyle düşerler İzmit yollarına. Akşam İnegöl’de eşraftan birinin evinde kalırlar. Burada gördüğü misafirperverlik ve ev düzenini ince ince anlatır Fahrünnisa Hanım. Sabah güzel bir kahvaltı ettikten sonra, tren istasyonuna doğru yola çıkarlar. Uzunca bir beklemeye rağmen ne zaman geleceği meçhul treni, Sirkeci ile karşılaştıran Fahrünnisa oradaki bir saatlik rötara rahmet okur. Oldukça geç gelen tren bir de Eskişehir istikametine giden olunca, orada beklemektense Eskişehir seyahat daha cazip gelir ve binerler trene. Gece vakti indiklerinde kalacak yer ancak istasyon otelidir elbette. Otellerde kalmaktan pek hoşlanmamakla birlikte – Bursa’da da çekirge otelinde bir gün kaldıktan sonra bir hanımın üç odasını kiralarlar- yapacak bir şey olmadığından yorgun bedenlerini kendi çarşaflarını serdikleri yataklara bırakırlar. Sabah erken saatte gelen İstanbul treni Eskişehir'i gezmekten alıkoysa da on beş gündür farklı muhitlerde, alıştıkları konforun dışında seyahat eden hanımlar hemen trene binerler. Vagondaki kadınların seyahatlerini anlattıklarında; ' bazısı bu bab da bizi pek şayan-ı tebrik ve gıpta bularak hareketimizi ez-can dil tasvip ediyor diğer bazısının enzârında da (bil'a lüzum bar-ı seferi kendi kendinize davet ettiğiniz için Allah size akıllar versin) manası münfehim oluyordu' şeklinde onların düşüncelerini de yazar. Biz ise seyahatimizin bidayetinden beri olduğu gibi serapa bir neş'e ve şetaret mücesseme halinde bulunarak şu efkar-ı mütehalifeye hiç ehemmiyet vermiyor idik. Biz hayatımızdan 15 günü pek hoş bir surette geçirmedik mi? Hala da seyrettiğimiz bedia - nüma temaşaların ihsas eylediği zevk ve neşve ile sermest değil mi idik? Herkes ne mütala'ada bulunursa bulunsun bu bize kafi idi... diyerek dönemin şehirli özgür kadınına dair ben algısından da haberdar eder. Vapurla başlayan gezi trenle sona ererken, Bursa vapurundan daha önce eve geldikleri içinde ev halkını da memnun ederler. Sonuç olarak her satırında bir başka bilginin gizli olduğu ve dil açısından zevkle okunan kitabın bir çok açılardan okunması ve değerlendirilmesi gerekir diye düşünmekteyim. Nevin Meriç 23.4.2014.
24.3.2014 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.