ALO - FETVA GÜNLÜĞÜ 4. Ben algısının kişiyi kitlediği durumlar
0
Yorum
679

kez okundu..

 ALO - FETVA GÜNLÜĞÜ 4

Ben algısının kişiyi kitlediği durumlar.

Fetvanın, fıkıhın çok sert olduğuna inanılır. Keskin kılıç misali; hayat ise ucu bucağı belli olmayan her an her şeyin olabileceği bir karambol sanki.  Fetvanın bu kaos da yol almaya rehber bir misyona sahip olduğu görülür. Bilinmeyen, beklenmeyen ve öngörülmeyen bir hayatta tutunma, yere basma ve devam etme imkanıdır fetva. Keskin olması biraz da bu yüzden olabilir ki o da olabildiği kadar. Fetvada da insan merkezdedir. Birey üzerinden, kendi sınırında son sözü söyler. Zaruretlere  buradan bakarsak fetva – insan ilişkisinin keskin sınırlarının, her insan özelinde aldığı farklılık da aşikar olur. O anlamda fetva çalışanı olmak fıkıh bilgisi yanında tek tek insana, hayata dokunma uğraşısı vermek de demektir. Kitaba uymakla, insanı doğru okumak arasında ki ince çizgidir asıl zor olan … gerçi insanı merkeze alan bütün mesleklerde bu durum vardır.

Hayata ben algımızın bize sunduğu imkan ve çerçeve üzerinden tutunuruz. Bu algıyı da aile, kişi kurumda yetişmişse, kurum çalışanların hitap ve iletişimleri oluşturur.  İnsan büyüyüp aklı başına geldikten sonra bu algı da eksiklik ve yanlışları düzeltebilir. Büyümek biraz da böyle bir şeydir. Fetva sorusuyla örneklendirmek gerekirse yine çalan bir telefon…

Telefonu açtım ve hocahanım annem yine intihara kalkışmış. Komşu aradı apar topar işten çıktım. Bu üçüncü bir türlü vazgeçiremiyoruz, ne yapacağımızı şaşırdık diyen bir genç hanım.

Telefonu dinlerken zaten soğuk terler dökmeye başladım. Sorun da üç temel ayak vardı: Annem; demek ki problemi yaşayan anne, aktaran çocuk, tersine ilişki, intihar; çok uçlarda yaşanan bir sorun, yine; uç sorunun tekrarlayan bir vaziyette olması. Görüldüğü gibi fotoğraf her açıdan bir dehşeti yansıtıyordu. Artık sorunu sondajlamaya başladık.

Neden?; aslında annem dindar, gösterişli, güzel, aklı başında bir kadın. Bu yaptıklarına inanamıyoruz, artık ne yapacağımız bilemiyor, ya yetişemez başka seferde başarırsa diye düşünmekten biz de hasta olduk … tedavi de görüyor ama henüz bir verim alamadık dedikten sonra yaşanan sorunun kökenine doğru indi.

Herşey babamın bir başka kadınla ilişkiye geçmesi ve akabinde boşanmasıyla başladı. Annem bunu kabullenemedi, hazmedemedi. Dediğim gibi güzel ve bakımlı olduğundan, böyle bir şey olamaz diyordu. Maddi bir sıkıntımız yok ama annemi bir türlü ikna edemedik. Olayın kadının güzelliğiyle alakası olmadığını anlatamadık. Üzerine alındı, hak etmediği bir ihanet olarak tanımladı.  O da babama haddini bildirmek istiyor, bunun da ancak misliyle mukabele şeklinde olacağını düşünüyordu. Sürekli gösteririm ben sana, gösteririm ben sana diyordu. Ona yardım edemedik, tam olarak da ne yapacağını anlamadık. Çalıştığımız için evde de çok bulunamıyorduk. Sorunun buralara geleceğini hiç düşünemedik. Annem kendini zinaya götürecek bir süreç ve sonucunu yaşamış. Ve tabi sorun çözümden çok çözümsüzlüğe dönüşmüş. Annem sürekli kendini banyoya kilitliyor; Ya Rabbi ben dışımı temizledim içimi de sen temizle diye bağıra bağıra banyo yapıyor. Daha doğrusu banyodan çıkmıyor. Çok rica ederim yardım edin. Ne yapacağımızı şaşırdık …

Allah yardım etsin. İşte hayatın öngörülemeyen durumları. Biz buna Allah’ın imtihanı deriz değil mi?. Hayatta garanti yoktur. O yüzden Allah u Teala’dır dayanılacak duvar, dost, yardımcı. Ve kimse de kimseye had bildiremez. Ne yaparsa kendine yapar, dünya veya ahiretini karartır. Had bildirecek olan da  Allah’tır. Bu minvalde ne yazık ki çok soru alırdık.

Mesele hem büyük hem derin. Ta çocuklukta kendini inşa ettiği verilerden başlar, devam eder. Hayatı güzellik değil de ‘güzel’ merkezli tanımlarsak, çocuğu severken, sadece fiziki  güzel olmayı öne çıkartıp, vurguyu ona yaparsak hele bu kadar görselin baskın olduğu dönemde işimiz çok zor ... 

Kişinin inşası ahlaki değerler üzerinden olmalı. Çocuğa hitaplarımız ahlaki verileri öne çıkarma şeklinde olmalı. Cömert oğlum, düşünceli kızım … vs. günümüzde herkes prenses, herkes aşık, maşuk. Bu hitaplarla büyüyen de hayatta en önemli değeri ‘güzel’ olarak algılıyor ve oradan bakıyor. İşe yaramadığı veya bir tık ötelendiği durumlarda ise ne yapacağını bilmez vaziyette kendine de etrafına da zarar veriyor. Güzel görmediği her şeyle eğleniyor. Tanıdığım bir üniversite öğrencisi; pis bir balkon görünce dalga geçmişti. O insanı tanımak için herhangi bir çabamız oldu mu? Dedim.  Yalnız mı, yaşlı mı, hasta mı?. dalga geçmek en kolayı deyince sen de hep böyle anlamlı şeyler söylersin diye bir cümle sarfetti. İyi  mi kötü  mü anlamadım ama en azında anlam/la bağlantıyı doğru kurmuştu. Öncelikle çocuklarımız yapma bebek değil, hayata hazırlamak üzere bize emanet edilmiş küçük insanlar. Onları yetiştirirken ben algısını oluşturan ilişki ve iletişim biçimimizdeki hitaplara dikkat lütfen …

Telefonda ki hanıma gelince bu gibi durumları da kapsıyor Allah’ın affı. rahmetim, gazabı mı aşmıştır’ı da bu meyanda düşünmek lazım. En sıkıntılı yer  zihni o fotoğraftan kurtarmak, silmek ki bu da  zaman alacak. Yakınlar bu süreçte çok yıpranacaklar ama kişi o kadar acı çekerken yanında olmak, sabır ve şefkatle yaklaşıp bu süreci geçirmek lazım.  Dini kabullere duyarlı ve saygılı bir danışan tarafından tıbbi yardım da illa ki alınmalı … yoksa hasta reddediyor danışmanı ve tedavi gecikiyor.  Allah yardımcımız olsun.

Nevin Meriç. 9.10.2017

10.10.2017 tarihinde yazıldı..

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.