AHMET TABAKOĞLU.
2
Yorum
2727

kez okundu..

 

Prof Dr AHMET TABAKOĞLU.
Türkiye’de İktisat Tarihçiliği: Otobiyografik Bir Anlatı (9) Ahmet Tabakoğlu, 24 Aralık 2012 17:30
 
Prof Dr. Ahmet Tabakoğlu hocayla tanışıklığımız Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsünde öğrenciliğim yıllarına dayanır. (1996) Dolayısıyla o zaman sorup da cevabını alamadığımız soruları öğrenmek sayikiyle bu akşam Bisav yollarına revan oldum. Hoca İslam İktisadına giriş dersimize gelirdi. Derse gelmeden ulaşan söylentilerden, Türkiye’nin en genç proflarından olduğunu öğrenmiştik. İlk derste bunun nasıl olduğunu sorduğumuzda ; öğretim hayatımda sene kaybım olmadı, bunu gerçekleştirirseniz siz de olursunuz demişti. Mütevazi ve bir o kadar da işin ehli olmanın vazgeçilmez hakimiyeti, derse rengini vermişti. Yavaş yavaş açılan birey duruşu, ince zeka ve derinlerden azar azar gelen ve taşı gediğe konduran espriler hocanın bende bıraktığı izleriden oldu. Sağlam bir duruşu vardı. Konjüktürel düzlemde inşa edilen ben algısı da jenerasyona ait verilerden olarak gözlemlemiştik.
            Geçmişten kalan bu kadarcık izlenimin kökenine yolculuk için dün akşam bisav’daydık. Oldukça kalabalık ve daha çok iktisat tarihçilerinin doldurduğu mekanda bizde konuşmalardan payımızı aldık.
            Hoca otobiyografisine başlamadan önce ‘Tarihten önce tarihçiye bakmak gerekir; sizde beni tanıyın ki yazdıklarımı bu zaviyeden değerlendirin’ diyerek tarih ile ilgili kanaatini açıkladı. Sözüne Üniversite imtihanına girişle başladı. Çarşamba İHL mezunuyum ki bugün Türkiye’yi yönetenlerin önemli bir kısmı o okuldan diye de ekledi. Devamında;
1971 yılında üniversite imtihanlarına girdim. Bir Cuma günüydü; nedense o yıllarda imtihanlar Cuma günü, Cuma saatine denk gelirdi. Böyle bir teamül vardı. Ama ben ilk bir saatte imtihanı bitirdim ve çıktım. O gün sosyolojide asistan olmaya karar verdim. O yıllarda İHL okuyanlarla dalga geçilirdi. Bu konuda beni yönlendiren Emin Işık hocamın, konuşmaları ve yazılarıdır. İlk yazdığım yer iktisat, ikinci sosyolojiydi. Ben sosyolojiyi kazandım ama puanlar düşünce iktisada çıktım dedi.
Konuşma bu minvalde devam edecekken; pardon hocam siz hangi lise mezunu idiniz ki üniversite imtihanlarına girdiniz? diye bir soru yöneltildi. Soru dönemin önemli bir problemine işaret ediyordu. O yıllarda İHL mezunları sadece Yüksek İslam Enstitüsüne gidilebiliyordu. Dolayısıyla hocamız üniversiteye gidebilmek için lise fark derslerini vermesi gerekiyordu. Soruyu Vefa Lisesi diye cevaplandıran Tabakoğlu ‘ o zaman daha başa gitmek gerekir’ diye ilkokul yıllarına uzandı. Sorudan önce lineer bir zamanda ilerlemeyeceğimizi düşünerek başlangıç dikkatimi çekmişti. Ama soru/grubun kabulü de bu minvalde olmadığından hocayı adeta zamanın akışını bu şekilde kullanması için yönlendirmiş olduk diyebilirim.
Hocamız 1953 yılından itibaren İstanbul’dayım diye konuşmasına devam etti. İlkokulu Eğrikapı’da Ulubatlı Hasan’da bitirdim. İlkokul 3. Sınıftan itibaren, Ayvansaray’da, İvaz Efendi Cami imamı’ndan Kuran-ı Kerim öğreniyorduk. O yıllardan hatırladığım 28 Nisan öğrenci hareketleridir. Bundan tam bir ay sonra da 27 Mayıs ihtilali oldu. 27 Mayıs bana büyük bir darbe vurdu şöyle ki; İvaz Efendi Caminde öğrendiğim Kuran-ı Kerim derslerinden hatim yapıyorduk. İhtilalden sonra kursları kapattılar ve benim hatim yarım kaldı.
Devamında Karagümrük Ahmet Rasim Orta Okuluna yazıldım. Fakat bir tanıdık beni oradan alıp Çarşamba İHL kaydetti. O zamana kadar edilgen konumdaydık. Babam memur. İHL hiçbir cazibesi yok ama bari okusun imam olsun diye düşündü herhalde. Çünkü ne evde ne de mahallede Arapça bilen, Kuran harflerini tanıyan var. Ödevlerimi yapamıyordum. Tayyar Altıkulaç hocamızdı, bir gün babama; çocuğu okuldan alın, bir esnafın yanına verin de bari para kazansın demiş. Babam çok üzülmüş o kızgınlıkla müdüre gitmiş. Müdürümüz Enver Kutlu biyoloji hocamızdı. Tayyar Beye kızarak, daha birinci sınıfta çocuk okuldan mı alınır, üzülme demiş. Tabi o sene sınıfta kaldım. 1963. Bir sonra ki sene de değişen bir şey olmadı ama ben zar zor 2. Sınıfa geçtim.
1965 senesi benim için dönüm noktasıydı, iktidarın arazları bitiyordu. Demirel ve Saadettin Bilgiç çekişiyordu. Ailem Saadettin Bilgiç taraftarıydı. Evde çok konuşulmuyordu ama bende o intiba uyandı. Ama Hürriyet Demirel taraftarıydı. Ve proje başarılı oldu Demirel Türkiye’nin kırk yılı için yola çıktı. O gün seçim vardı ama seçim yasakları beşte başlayacaktı. Çarşamba’da okuldan çıkıp, yürüyerek Eyüp’e konferansa gittik. Necip Fazıl Kısakürek bir düğün salonunda konuşacakmış. Böylece ilk kamusal alan etkinliklerine dahil olmanın, heyecanı ve grup temrinleri. Necip Fazıl’ın konuşması; Yolumuz, tarzımız, halimiz şeklindeydi. Şimdi; oradan şöyle bir amca hatırlıyorum; salonun en ön koltuğuna oturmuş eve götürmek için yaptığı alışverişten marul yapraklarını birer birer yiyordu. Burada zimmen salon adabının henüz yerleşmediği grupların teveccüh ettiği veya halkın siyasete doğru açılımını gösteren bir konferans olarak da anlaşılabilir.
Necip Fazıl’ı ilk defa orada gördüm ve tanıştık. Şöyle ki; konuşmasının sonunda Sakarya şiirini okumasını istediler. Üstad şiirlerini ezbere bilmezmiş yanında olan var mı diye salona sordu bir tek ben de varmış. Neyse onu verdim okudu; işte tanışmamız böyle oldu. Tam beşte seçim yasakları başladığı zaman konferansı bitirdi.
İkinci sınıfta sömestride sekiz zayıfım var. Babam baktı olmayacak akşam mütalaya kalacaksın dedi. Derslerden sonra mütelaya kalmaya başladım ve program başarılı oldu, bir sonraki dönem zayıflarımı kurtarıp sınıfı geçtim. Okuldan Numan Kurtulmuş’un babası Niyazi Kurtulmuş o sene başarılı öğrencilerini ödüllendirmek ve derslerinde ilerlemelerini sağlamak için Esenköy’de kamp düzenledi. Ben de kısa sürede zayıflarımı kurtardığım için bu gruba seçildim. Esenköy’e ilk ve son gidişim böyle oldu. Grubun içinde şimdi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Prof. Dr Yusuf Çiçek ve şu an önemli yerlerde olan arkadaşlarımız vardı.
3. sınıfta 1966-67 ilk boykot hareketleri başladı: Bunu doğuran faktörlerden olarak o dönemde ki, İHL öğrencilerinin çevre tarafından çok dışlanması ve okulun çok bakımsız olmasını sayabilirim. Kışın kaloriferler yanmıyordu, o kadar ki Darü’l-kurra’da üzerime kar yağdığını bilirim. Bu olaydan sonra okul karıştı; nasıl İHL talebesi baş kaldırır, nimete küfranlık yapar boykot yaparlar diye. İlim Yayma Cemiyetinin ileri gelenleri bu olaydan sonra bizimle barışmadı ama bundan sonra okulda işler öğrenci lehine değişmeye başladı, iyileştirmeler oldu, talebeye değer verildi.
Hayatıma yön veren kişi Emin Işık Hocadır. Dördüncü sınıfta bir çok dersimize girdi. Bize anarşiden uzak durun , bunu tezgahlayanlar bizden değil. Yakın zamanda öyle olaylar olacak ki Beyazıt’ta akan kan Aksaray’da göl olacak. Bu tezgaha gelmeyin derdi. Bazıları uzak durmadı bazılar durdu; ben uzak duranlardandım. Sonra toplu sabah namazları başladı. Sloganlar atıldı.
1969 Şubat’ında kanlı pazar oldu. Türkiye için dönüm noktasıdır. İstiklal’deki olaylarda Müslümanlar tuzağa düştü. Bu olayların çıkacağı Cuma gününden belliydi. Çünkü Cuma Beyazıt’ta hazırlık mitingi yapıldı. Bu mitinge ben de gitmiştim. Orhan Kilercioğlu toplanan kalabalığa; Pazar günü gider komünistlere haddlerini bildirirsiniz dedi. Süleyman Demirel sonradan bu olayları anlatırken; nereden bilebilirdik gezmeye gittiler sandık demişti.
Bu olaylar hakkında Emin Işık hoca mutlaka bir şey yazmıştır diye düşündük ve aramaya başladık. Hareket dergisinde yazmış ben hastaydım, kardeşim İbrahim Tabakoğlu buldu getirdi sağolsun. Bu olaylar solun üniversitelerde güçlenmesine neden oldu. 1969 olaylarından sonra benim hareket tarzım da, yaşantım da değişti.
Üniversite imtihanlarına girdim ve fakat diplomam yoktu. Ömer Türker (eski Iğdır Valisi) ile birlikteydik ama ikamet tutmadığından almadılar. Bende Vefaya gittim fark derslerini bir girişte verdim, diplomayı alıp müdüre gittim. Müdür diplomanın arkasına; İmam Hatip Okulundan gelmiş, fark derslerini vererek almıştır diye şerh koydu. Böylece iki lise diplomam oldu. Vefa Lisesi diplomasıyla İktisat Fakültesine, İmam Hatip Lisesi diplomasıyla da Yüksek İslam Enstitüsüne girdim. Hocalarım Ömer Celal Sarç, Ömer Lütfi Barkan …Yüksek islam’dan da Bekir Topaloğlu , Ömer Çam… vs
Aytekin Atay Medeni Hukuk dersimize giriyordu: Kemalist çizgide olmayan hiçbir öğrenciyi geçirmem demişti. O zaman öyle başka bir alternatifimiz de yoktu. Ama güzel ders anlatırdı.
İki fakülde de okuyunca bu sefer burs problemim oldu. Bu sayede Fethi Gemuhluoğlu ile tanıştım. Burs için gittiğimde bir takım sorular sordu: Aşık oldun mu? Evet,… bütün soruları bilince ‘güzel dersini çalışmışsın’ deyip bursu verdi. Gemuhluoğlu’nun Müslüman bir üniversite hayali vardı: gerçekleşti.
Bir ara burs almak istemedim. Gemuhluoğlu öğrenciyi takip ederdi; ısrarla tekrar verdi. Burs verirken; bu sizin hakkınız der, zorla verir, asla eziklik duymazdınız. Böyle kimseler vardır ama onun yeri bir başkaydı: Rahmetle anıyorum.
Bizim zamanımızda yüksek lisans yoktu doktora vardı. Kıbrıs harekatı oldu. Anarşik olaylar başladı. Dersleri kurşunlar altında yapıyorduk. Doktoramı Halil Sahillioğlu’dan yaptım. O zaman vizeler yoktu ama Halil Hoca yapar, yorum soruları sorardı. Onlarda başarılı oldum, keyif aldım ve İktisat tarihine tevdi eyledim. O yıllarda Halil hoca’yı anlamazlardı. Osmanlı tarihi dersine Makrizi’den başlar, kimse anlamazdı. Neyse ben iyi öğrenci oldum ve biz doktoraya başladık bana: sen iyi doktor olursun ama bana asistan olmazsın çünkü sen sağa angajesin dedi. Ve iktisat tarihinde asistan olamadım. Nurettin Topçu’nun talebesi Tevfik hoca ve Hüseyin Özdeğer benim koçumdu, taktik verirdi. ‘Doktorayı verene kadar sakalını kes dedi. Halil hoca öğrenciyle saatlerce çalışırdı. Ben onun tekniğini kaptım, Osmanlıca yaptığı düzeltmeleri tercüme edip söylediği bölümlere eklerdim. Çok memnun olurdu. Böylece ben doktorayı iki dilde yaptım: Hocanın diline göre yaptığım tez oldu, kendi dilimde yaptığım kitap oldu.
Lütfi hoca siyasi tarihte jürimdeydi. Siyasi ilimler bölümünde üç kişiydik. Sabri Orman siyasi tarihten verdi. Hoca çok gönülden anlatırdı. Her deste her sene aynı şeyler anlatırmış. Yabancı dil sınavından imtihan olduğumda 90 puan aldım. Zafer Toprak ile Ben vardım. Ben kazandım, sonra bir daha doktora açmadılar. 975 mezun oldum ama 979 kadar asistan olamadım.
O sürede Türkiye’nin muhtelif yerlerinde asistanlık peşinde koştum. 1979 sonlarında Sosyolojide Amiran Kurtkan, Orhan Türkdoğan hoca beni çok istediler ama olmadı, Tütengil engelledi. Girmememiz için çok zor sorular sormuştu Mustafa Erkal yazdığı halde giremedim; biz sizden bir bizden dediler ama ikisi de onlardan oldu. Artık kurtuluş yok Erzurum’a gideceğim. Zeki Aslantürk ön ayak oldu. İstanbul İktisadi İdari İlimler Akedemisinde iki asistanlık açıldı. Reşat Kaynar olur dediği halde almadılar. Bu bölüm Orhan Oğuz’un imiş. Beni tanıştırdılar. Hocam Ahmet’in çok marifetleri var dediler, hoca neymiş bakalım deyince de; Yüksek İslam Enstitüsü mezunu dediler. Ben hay Allah, zaten bu yüzden yapmıyorlar artık hiç şansım kalmadı diye düşündüm. Neyse imtihana girdik. İlhan Uludağ , Orhan … yazılı sınavı verdim, sözlü sınavın sonucunu bekliyordum. Orhan hoca, İlhan Hanım mutlaka alın diye haber göndermişler ben akşam apar topar imtihana gittim ve öylesine bir soru sordular ve 1979 da İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisine asistan olarak girdim.
Ticari Bilimler akademisi Soğan Ağada’ydı. Orhan hoca arkamdan Fatiha okuyan biri olsun demiştir herhalde. Ömer Lütfi Barkan ne yaptıysa benim de ona öyle yapmamı istemiş, asıl niyeti oymuş. Mütevazi, bütün okulların İHL olmasını isteyecek kadar Müslüman bir hocaydı. Bizim avantajımız; asistana, öğrenciye nasıl davranılacağını ondan öğrendik. İlhan hocada da benzer özellikler vardı. Biz de o geleneği, Akademide devam ettirmeye çalıştık.
Marmara Üniversitesi kurulduğunda akademi – üniversite kavgası oldu. Oysa ilk yıllarda karşılıklı geçişler olurken sonrada ayrışma çıktı büyük kavgalar olurdu ta ki 12 Eylül darbesiyle akademiler üniversite olana kadar. Çalışma ekonomisine o yıllarda amele ekonomisi derdi. İlk ders olarak ona girdim: Ahilikten başladık. Sonra iktisat tarihi kondu. Erol Zeytinoğlu, Necla Pür. Yüksek Lisans ve doktora programlarına çok sayıda asistan aldık. Bugün Gülfettin Çelik /Medeniyet Üniversitesi dekanı, Erol Özer … bir çok hocamız oralardan yetişti. Bu arada İlahiyat Fakültesinde İslam İktisadı dersine girdim. Buradan da çok öğrencimiz prof oldu. Bir kısmı fakültelerde bir kısmı da DİB’de çalışıyor.
1980 asistan olduktan bir sene sonra Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü kurma çalışmalarımız oldu. Henüz 12 Eylül olmamıştı ama uzun süre aktif hale gelemedi. Ancak 1990larda yüksek lisan ve doktora açabildik. Erol Zeytinoğlu kanunu çıkardı. Abdullah Gül’ünde katkıları da oldu. 1995 – 996’dan, 28 Şubat’a kadar kırk elli yüksek lisans, doktora yaptık. Azerilerden, Endonezyalı, Ugandalı öğrencilerimiz vardı. 28 Şubat İslam adını budadı, böylece çalışma alanımız daraldı ama devam ediyor.
Marmara İktisat tarihi ana bilim dalında uyumlu bir çalışma ortamı olmakla beraber 28 Şubat izleri de devam ediyor. Erol Özvar geleceğin iktisatçılarındandır. Tiğinçe Hanım emekli oldu. Üniversitede benim fonksiyonum; tecrübelerimi aktarırım, benim işim onun işi yoktur diye düşünür bildiğimde emeğimi esirgemem. Bahsetmediğim konular arşiv ve askerlik.
1974 yılında arşive gidip gelmeye başladım. Çok samimi bir ortam vardı. Hatta belge okurken çay bile içebilirdiniz. Vilayetin arkasındaydı; memurların gündemi arşiv kanunuydu. Bu meseleyi halleden Hasan Celal Güzeldir. Büyük bir hizmet gerçekleştirdi; arşivi yola koydu. Şu an arşive gitmiyorum, artık bilgisayar var. Benim bilgisayarımda da bir yığın belge var.
Biz ilim ikiye ayrılır; iktisat tarihi ve gayruhu deriz. İktisat tarihi multi disipliner bir olaydır. İktisat tarihini ve fıkıh usulü, hadis usulü, tefsir usulü bilinmesi gerekir. Halil Sahillioğlu fıkıh jürilerine girerdi.
Nurettin Topçu ilim yoluna girmemizi etkiledi. Bir dönem komünistler Moskova’ya diye bağırılıyordu, geçen hafta cumada Moskova Cami için para toplandı. Topçuyla her hafta görüşürdüm. Kemal Tahir’e bayram ziyaretleri yapardık. Osmanlıyı idealize edenlere M. Doğan abi ‘üstadım Osmanlı diyorsun ya bunun kökenine inmek lazım derdi. Ben islamı Osmanlının reforme ettiği şekilde kabul ediyorum derdi. 1970-79 arasında Cemil Meriç, Tahsin Banguoğlu olayların perde arkasını anlatırdı.   Nurettin Topçu  'Çalgıcılar Yine Toplandı' hikayesi yüzünden    sürgüne gönderilmişti.  İsmet Paşa bunu duyunca; ‘bırakın çocuğu yazsın’ demiş. Sonra böyle bir şey yazmadı.
Büyük Doğu’nun ilk sayıları da kemalistti. Birkaç sayı sonra çizgisini değiştirdi. Her cumartesi N. Topçu ile seminer yapardık. 1969 Şubat ayından itibaren Hareket Dergisinde yazmaya başladım. Yüksek İslam Enstitüsü’nde ödev yapardık. Ben bu ödevlerimi biraz daha geliştirdim, Harekette yayınlandı. Toprakla ilgili ödevlerim de yayınlandı. Başlangıçta müstear kullandım çünkü Fethi Bey böyle olmazsa üniversiteye almazlar dedi. 1972 den itibaren artık ismimle emek – sermaye hakkında yazmaya başladım. 1979 kitap olarak basıldı ve asistan oldum. İslam iktisadı kitabımı Orhan ve İlhan hocaya verdim; beğenip, kitabın bir çok meseleyi halletmiş dediler. İslam İktisadı, İktisat tarihi, İstanbul İktisadı üçü de birbirini tamamlıyor gibi. 1995 -2000 yıllarında İstanbul Araştırmaları Merkezini kurduk ve İstanbul İktisat tarihi çalışmalarımız başladı.
Sonuç olarak Ahmet Tabakoğlu bugün düne doğru ilerlerken yaşadıklarını, duyduklarını bu şekilde anlattı. Biz de kaydettik. Nevin Meriç – 4.1.2013
 
4.1.2013 tarihinde yazıldı..
Nevin MERİÇ

İsminiz
Puanınız
Yorumunuz
Kalan karatkter sayısı : 500
Yorumumu Gönder
 
evet güzel bir oturumdu. hatıralar ve projeler üzerinden dün - bugüne dair akışlar, geçişler...
nevder@gmail.com
komunistler moskova ya derken şimdi moskova camiine para toplamak dünyanın değişimini de bizim algımızın nerelere geldiğini de çok güzel özetlemiş. eline sağlık nevinciğim.
yıldız ramazanoğlu


Anasayfa | Ziyaretçi Yorumları | Galeri | İletişim         

  

NEVİN MERİÇ® 2011  RESMİ WEB SİTESİ |www.nevinmeric.com
Yayınlanan yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre (YASAKTIR) suçtur.